Kariyer ve İşSağlık Haberleri

Koronavirüsün Çıkardığı Panik Dalgası Çalışanları Tedirgin Ediyor

Koronafobi, virisün kendisinden daha hızlı yayılıyor

KÜRESEL koronavirüs salgınından en az hasarla çıkmamızın tek yolu, sosyal izolasyon kurallanna uymak ve mümkün olduğunca evden dışarı çıkmamak. Bazı şirketler uzaktan çalışma modeline geçiş yaptı. Fakat pek çok insan düzenli olarak işe gidip gelmeye devam ediyor. Bu da Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın “evde kal” uyarısıyla çelişir gibi görünüyor. İşe gitmek mecburiyetinde olan milyonlarca kişi için panik dalgasından kurtulmak çok zor. Koronafobi, virisün kendisinden daha hızlı yayılıyor. İroni o ki, panik ve stres bağışıklık sistemini zayıflatarak, kişinin hastalıklara açık hale gelmesine yol açabiliyor. Peki, böyle sıra dışı bir kriz döneminde kriz yönetimi nasıl yapılır? İşverenler ve yöneticiler çalışanlarını sakinleştirmek için neler yapmalıdır? Uzmanlar bu sorularımızı şöyle yanıtladılar…

Prof. Dr. Nevzat TARHAN / Psikiyatrist, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü
“Gemiyi en son kaptan terk eder”



Koronavirüs krizi küresel olarak bir ekonomik kriz riskini de ortaya çıkardı. Birçok işyeri kapandı ya da müşteri kaybetti. Pek çok kişi evden çalışıyor. Böyle bir durumda bir yöneticinin hemen esneklik göstermesi gerekiyor. Şirket çalışanları işyerinde yöneticiyi ve lideri gözlemleyecek.

Örneğin, lider panikse, işyerine gelmiyorsa ve sürekli olarak maske takarak dolaşıyorsa bu durum tüm çalışanları etkileyecektir. Gemide bir kural vardır, gemiyi kriz anında en son kaptan terk eder. Bu ahlaki bir kuraldır. Eğer batacaksa kendi de batmayı göze alır, eğer bunu göze almıyorsa o kişi iyi kaptan değildir. Bu sağlık sisteminde de geçerli, İbn-i Sina’nın bununla ilgili çok gü zel bir örneği var. Veba salgını çıktığı dö nemlerde İbn-i Sina’nın yanındakiler, talebeleri kaçmak isterler. Bu tutum karşısında İbn-i Sina, kendilerinin kaçamayacağını, insanlara yardım etmeleri gerektiğini ve işlerine daha çok sarılacaklarını söyler. İbn-i Sina bunu, çok bilinmediği, tanınmadığı bir zamanda yapıyor. Rüzgara karşı doğru pozisyon alırsan krizden faydalanırsın, krizi fırsata çevirebilirsin. Bu kriz er geç geçecek. Yöneticilerin bu dönemde doğru bir pozisyon alabilmeleri çok önemli.

Murat KAYTANCI / Uzm. Psikolog
“Sen değerlisin duygusu empoze edilmeli”

Dünya Sağlık Örgütü ve ülkemizde Sağlık Bakanlığı, evden çıkmama ve kalabalık ortamlara girmemeyi tavsiye ediyor. Bu önerilere rağmen birçok insan hala işe gitmek zorunda. Bu durum bize tavsiye edilen korunma yöntemlerinin tam tersi olmanın ötesinde insanlarda tehlike algısı yaratıyor. Bu süreç kişinin işyerindeki performansını da olumsuz yönde etkiliyor. Bu ortamda yöneticiler çalışanlarını süreçle ilgili olarak sürekli bilgilendirmeli, yönetici ile çalışan arasındaki iletişimi güçlendirmeli. Çalışan şunu hissetmeli, “Ben bu şirket için değerliyim ve bu süreçte şirketim benim sağlığıma zarar geleceğini düşündüğü anda gerekli adımları atacaktır.” Bazılarımız bu süreci psikolojik olarak daha rahat bazılarımız da daha zor aşacak. Anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk [OKB] gibi kişilik özelliği gösteren kişilerde bu durum şiddetlenebilir. Eğer kendimizi kötü hissediyorsak şunu uygulayabiliriz. Gözümüzü kapatalım. Dört saniye burnumuzdan nefes alalım. İki saniye boyunca bu nefesi tutalım ve dört saniye de ağzımızdan bu nefesi verelim. Bunu 10 defa uygulayalım.

Cemre MENTEŞE / REEM Nöropsikiyatri Uzm. Klinik Psikolog
“Kaygı ve stres performansı düşürür”

Böylesi gerçek bir tehdide çok sık maruz kalmadığımızdan hepimiz farklı tepkiler verebiliyoruz. Kimimiz korku içinde, kimimiz şok halinde kimimiz “bana bir şey olmaz” şeklinde durumu karşılamakta. Savunma sistemlerimiz ruh sağlığımızla çok yakın bir ilişkide çalışır. Eğer biz çok yüksek düzeylerde korku ve endişe ile zihnimizi meşgul edersek bedenimizin hastalığa yakalanma riski artacaktır. Beyin sürekli bu panikle tehdit altındayken, mantıklı düşünme, muhakeme yapma, analiz edebilme becerilerini yeterli düzeyde kulla namaz. Bu ortamda çalışmak zorunda olan kişilerin güvende olmadıkları düşüncesinden uzaklaşıp, alınabilecek önlemlere odaklanmaları gerekir. Aynı şekilde işveren olarak, panik ve kaos ortamı oluşturmamak için tedbir almak oldukça önemlidir. İşyerinde neler yapılabilir? Panik, korku ve kaygıyı yoğun hissettiğiniz anlarda nerede ne yapıyor iseniz durun. Rahat bir nefes alın, nefes alışlarınızı kısa, verişlerinizi çok uzun şekilde gerçekleştirin. Olumlu düşünmeyi bırakmamaya özen gösterin.

Dr. Mutluhan İZMİR / Psikiyatri uzmanı
“Önlemler akıllıca düşünülerek alınmalı”

Virüsün yayılmasını önlemek olanaksızdır ancak bu durumu bir panik haline dönüştürmek, salgının vereceği zarardan kat kat fazla biçimde toplumsal ve ekonomik zarara neden olur. İflaslar ve iş kayıpları nedeniyle yoğun psikolojik sorunların, intihara kadar varacak umutsuzluk algısının ortaya çıkma olasılığı var. Korku, paradoksal biçimde korkuyu tetikler. İnsanlar geçmişte çaresiz kalmış oldukları bir durumun içinde kendilerini umutsuz hissettikleri gibi bu yeni durumu da aynı umutsuzluk içinde değerlendirme eğilimine girebilirler. Umudun tükenmiş gibi hissedilmesi nedeniyle yaşanacak yoğun çaresizlik duyguları, insanın sakıncalı ve tehlikeli kararlar vermesine neden olma potansiyeli taşıyor. Virüsten insanları koruyalım derken önlemlerde aşırıya kaçmak, insanlara virüsten daha fazla zarar verebileceği için önlemlerin üzerinde çok akıllıca düşünerek alınmasında yarar var.

Sera ELBAŞ06LU / NP İstanbul Beyin Hastanesi, Klinik Psikolog
“99 depremi sonrası gibi”

Kaygı ve korku yüksek düzeyde olup bizi panik hale getirdiğinde bloke edebilir veya işlevsiz ve gerçekçi olmayan bir takım davranışlara itebilir. Örneğin 1999 Gölcük depremi sonrası artçı depremlerde panik hali ile birlikte pencereden veya balkondan atlayarak yaralanan ve hatta ölen insanlar örneğinde olduğu gibi, daha yakın örnekleri şu günlerde COVID-19 şüphesi ile gözetim altında bulunan bazı kişilerin kaçmaya çalışarak hem kendilerini hem toplumu tehlikeye atmaları, arap sabunu, dezenfektan gibi maddelerin yenmesi suretiyle ortaya çıkan zehirlenme vakaları sayılabilir. İşyerinde panik ve korku havasından normal zamanlarda da kaygısı yüksek kişiler daha fazla tedirgin olabilir. Yakınları veya kendisi risk grubunda olan kişiler de daha fazla kaygı yaşayabilirler. İşyerlerinin çalışanların güvenliğini fiziksel olarak sağlamak ve buna aracılık edecek kuralları benimseyip uymaları önceliklidir. Kişiler bu kurallara uymasa bile işyerlerinin bunları zorunlu hale getirmesi gerekir. Olumsuz nitelikte olan bilgilerin de çalışanlara uygun bir üslupla iletilmesi önemlidir. Bu durum çalışanların durumun ciddiyetini kavrayarak daha temkinli olmalarını sağlar. Genel kanıya göre olumsuz bilginin paniğe neden olacağı düşüncesi kısmen haklı olmakla birlikte eksik bir bilgidir. İnsanlar bir sorun olduğunda, çözüm üretmeye dair gayretli bir çaba gördüklerinde yatışırlar.

Yrd. Doç. Dr. Sinem CANKARDAŞ / Beykoz Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi, Klinik Psikolog
“Bilgilenme düzeyi çok önemli”

İnsanlar belirsizlik ve öngörülemezliğe karşı yoğun tepki verme eğilimindedir. Belirsizlik ve öngörülemezlik, kontrol eksikliği hissetmemize neden olur. Tehdit belirsiz ve geniş kapsamlı olduğunda kendimizi koruyamayacağımızı düşünmeye başlarız. Bu da endişemizi artırarak alışılmadık davranışlar sergilememize neden olabilir. Endişenizi gereksiz yere şiddetlendiren, korku uyandırıcı haberler veya sosyal medya yayınları yerine, ulusal sağlık hizmetleri web sitelerini izlenmeli. 2009’da HİNİ virüs salgını sırasında farklı gruplarla farklı ülkelerde yapılmış araştırmalar, gerçekçi ve doğru bilgi düzeyinin koruyucu davranışlar sergilemede en önemli unsur olduğunu gösteriyor. 2003 SARS salgını ile ilgili yapılmış bir araştırma, kişilerin hastalığa ilişkin korku düzeyinin hem koruyucu hem de riskten kaçınma davranışlarının görülme sıklığı ile ilişkili olduğunu göstermekte. Yani optimum düzeyde korku ve endişe, harekete geçip kendimizi korumamız için gerekli. Aşırı derecede korku ise depresyon, sağlık anksiyetesi gibi bir takım ruhsal sorunlara neden olabilir.

Murat ERGENE / İK uzmanı, Ergene Consulting Türkiye Başkanı
“Kriz komitesi oluşturulsun”

Kriz anında nasıl davranılacağını belirleyen bir şirket ve kriz planını oluşturulmalı. Salgın sırasında haberleşme nasıl sağlanmalı, işler aksamadan nasıl yönetilmeli, çalışan ve yönetim kadroları hangi durumda, nasıl hareket etmeli gibi konular, bu plan kapsamda düzenlenmeli.

Şirketlerde bilinen en yaygın uygulama ise öncelikle bir kriz komitesinin oluşturulmasıdır. Bugün tüm dünyada şirketler dijital altyapısını acilen evden çalışmaya imkan verecek şekilde düzenliyor. Birçok şirket, kişisel bilgisayarları üzerinden şirket sistemlerine çalışanlarının evden erişebilmelerine yetki veriyor. Beyaz yakalılar evden çalışabilir. Üretim devam ediyorsa, mavi yakalılar işe gitmek zorunda. Bu nedenle şirketler tüm çalışanlarına eşit davranarak en az iki hafta idari izin verebilir. Bazı şirketler koro-navirüsü nedeniyle çalışma saatlerini azaltsa da çalışanlara normal ücretlerini ödemeye devam ediyor.

Uzm. Dr. Esra Uğurlu KOÇER / Bayındır İçerenköy Hastanesi ve Bayındır Levent Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı
“Panik virüsten daha bulaşıcı”

Kriz dönemleri sadece bu konuda hassasiyeti olan kişileri (örneğin daha önceden kaygı bozukluğu olan kişiler) değil, çalışanların hemen hemen hepsini etkiliyor. Bu gibi süreçlerde özellikle işverenler ve yöneticilerin süreçle ilgili alınan karalarda, uygulanan kısıtlama ve önlemlerde şeffaf olması çalışanların kaygılarını azaltılmasında faydalıdır.

Alınan önlemlerde şeffaf olmanın yanı sıra adaletli bir yönetim sergilemek ve çalışma sisteminde gerçekten risk grubu oluşturan kişileri öncelikli korumaya alacak şekilde bir düzenlemeye geçmek uygun olacaktır. İnsanlar çalıştıkları kurumlarda kendilerini güvende hissetmek ve önemsendiklerini, kendilerine eşit davranıldığını görmek isterler. Hepimiz stresli durumlara kişisel özelliklerimiz, travmatik deneyimlerimiz ve içinde bulunduğumuz şartlar dahilinde farklı tepkiler veririz. Belirsizlik hepimiz için ciddi bir problem. Kaygı ve panik virüsten daha bulaşıcı olabilir. Kaygımız normal düzeyde yaşandığında bizi tehlikelere karşı koruyan ve hayatta kalmamızı sağlayan bir savunma mekanizması. Bu süreçte, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için kaygımızı doğru şekilde kontrol etmeliyiz.

Didem TEKİN / DoktorTakvimi uzmanı, Psikolog
“Dikkati şu ana odaklamak işe yarar”




Hayatın sürdürülebilir olması felaketler, salgınlar, olağanüstü, olaylarda çok zor olsa bile, insan zihni her durum ve şartta hayatta kalabilmeyi öğrenir ve baş eder. Şu an en korunaklı yollardan biri evde kalarak virüsün yayılmasını engellemek. Ama işe gidenler ve işverenler ne yapmalı? Stres önemli bir duygudur, insanların çare aramasını, problemleri çözmesini, yaşadığı her durumu yönetmesini sağlar. Ama stresin de belli bir seviyede olması yararlıdır. Panik ise kaosa sebep olur, işlevsel değildir. İşyerinde, panik ile baş edebilmek için ilk olarak bilgi kirliliğinden uzak durmak, her habere ve her bilgiye itimat etmemek gerekli. Dikkati insanın kendine ve bulunduğu ana yönlendirmesi panik olmaktan koruyacaktır. Önce kendimize, nefesimize ve çevremizdeki objelere odağımızı çevirebiliriz. İşimize konsantre olmak panikten korur. İşyerlerinde mola vakitleri seminerlerle bilinçli hale getirilebilir.

Şehnaz TUNA / Acıbadem Tıp Merkezi, Klinik Psikolog
“Güven duygusu aşılamak önemli”

Kaygı ve duygu durum bozukluklarının hemen hepsinin ana sebebi olan belirsizlikle mücadelede kişinin en ihtiyaç duyduğu şey güven duygusudur. Salgın döneminde yöneticinin çalışanları arasında herhangi bir ayrım gözetmeksizin bu güven duygusunu aşılaması çok önemli. Bunu sağlamak için yönetici çalışanını dinlemeli ve destek olmalı, son gelişmeleri takip ederek çözüm önerilerinde bulunmalı, acil durumu halinde devreye sokulacak ekstra önlemler konusunda bilgi sağlamalı ve süreç boyunca kendi sükunetini olabildiğince koruyarak çalışanlarına örnek teşkil etmelidir. Kriz dönemlerinde kaygı seviyesinin yükselmesine sebep olan en büyük faktör “kontrole sahip olamama” düşüncesidir. Bu duyguyu bertaraf etmenin en garanti yolu dikkatimizi kontrol edebildiklerimize yönlendirmektir. İnternette koronavirüs ile ilgili bilgiler okumak yerine mevcut göreve odaklanmak, dosya düzenlemek, e-posta temizlemek gibi ertelenen işleri ele almak faydalı olacaktır. Salgın sürecini tamamen yok saymak ya da görmezden gelmek yerine paylaşım zamanlarını sınırlandırmak panik ortamının dağılmasına yardımcı olur.

Simru KAVAK / Acıbadem Maslak Hastanesi, Uzman Psikolog
“Nefes egzersizi ve meditasyon yapılabilir”

Koronafobi ‘tedbirli olmak’ ile ‘hayatını kontrolsüzce kısıtlamak’ arasındaki sınırları kaybeden kişide psikolojik sorunlara yol açıp, hayatında kalıcı izler bırakabilir. Gerekiyorsa bir süre, konuşurken huzursuz hissettiğiniz kişilere veya takip ettiğiniz kaynaklara mesafe koyun. İlgili birimlerce paylaşılan güvenlik ve sağlık önlemlerini takip etmenin yeterli olduğunu unutmayın. Belirsizlik kaygıyı tetikler. Buradaki kilit nokta, sosyal / medya, aile ya da arkadaş Whatsapp gruplarına değil, yetkin, ilgili kişile-SıroruVCavak re başvurmak. Koronavirüs paniğini, daha önceki salgın virüs paniklerinden ayıran en önemli özelliklerden biri, sosyal medyanın artık çok daha yaygın ve kontrolsüz kullanılması. Mesaşlaşmalardaki, ses kayıtlarındaki felaket senaryolarına inanmayın, gerekirse takipten çıkm. Kaygı ve korkunuzun kalp çarpıntısı, öfke, nefes düzensizliği gibi fiziksel etkilerini hissediyorsanız, yürüyüş, nefes egzersizi, meditasyon gibi rahatlatıcı aktivitelerden sevdiğinize ve ilgi duyduğunuza yönelebilirsiniz.

Cansu KARAMUSTAFA/ Uzman Klinik Psikolog
“Çalışanlarla iletişim şeffaf olmalı”

Bazı şirketler evden çalışma sistemine geçmesine rağmen işyerlerine gitmek durumunda kalan birçok çalışan mevcut. Bu noktada psikolojik açıdan kendimizi korumak, güçlendirmek önemli konulardan biridir. Gün içerisinde egzersiz yapmak ve olumlu düşünmeye çalışmak, medya kullanımına sınırlar getirmek, endişelerimizi, korkularımızı ve duygularımızı çevremiz ile paylaşmak ancak bu paylaşımları felaket senaryoları haline dönüştürmemek önemlidir. Öncelikle işyerlerinde hijyen ve sağlık açısından gerekli önlemler alınmalı çalışanların bu anlamda kendilerini güvende hissetmeleri sağlanmalı. Çalışma saatleri boyunca kişilere egzersiz, kısa molalar gibi stresi azaltmaya yönelik faaliyetlerde bulunabilmelerine olanak sağlanmalı. Yoğun kaygı ve panik yaşayan çalışanlarına bir uzman tarafından psikolojik destek sağlamak oldukça önemlidir. İşverenler bu süreçte çalışanları ile açık ve şeffaf bir iletişimde olmalı, güncel gelişimleri aktif olarak takip ederek çalışanlar ile işbirliği yapmalıdır.

Dilek SALTIK / DoktorTakvimi uzmanı, Psikolog
“İnsan beyni korkuya sadıktır”

Virüstcn korunmanın yanı sıra psikolojik sağlamlığımızı geliştirmeye odaklanmak yararlı olacaktır. Ölümden daha acı veren durum ölüm korkusudur. İnsan beyni korkuya sadıktır. En çok neden korkarsanız kendinizi onun içinde bulmanız tesadüf değildir. Her an ölüm korkusunu yaşamak kimilerimiz için gerçek bir ölümden daha acı vericidir. İnsan beyni bir olaydan korku duyduğunda, tüm dikkatini o korku ile ilgili sinyallere açık hale getirir ve zihni o korkuyla uğraşır. Böyle bir durumda kişi felaketleşme senaryosu ile karşı karşıya gelir. Olayları olduğu gibi değil, olduğundan daha şiddetli yorumlamaya başlar. Bu durum da kaygı bozukluklarının habercisi haline gelebilir. Koronavirüsünün de medyada çokça yer alması kaygıyı artırıyor. Ayrıca çok sık yapılan uyarılar, kaygıyı odak noktası haline getiriyor ve kaygı düzeyini yükseltiyor.

Dr. Erkan SARIYILDIZ / ‘Zor İnsanlarla İletişim Kurma Sanatı’ kitabının yazarı, Dahiliyeci
“Kaygıda aldığınız nefesi iki katı sürede verin”

İnsanın en önemli korkusu bilinmezlik ve ölüm korkusudur. Bu virüs de bunu tetikleyen bir panik yarattığı için, bireylerin bir süre ciddi kaygı içinde olması çok doğal. Bu durumda şirket yöneticileri öncelikle bu sürecin ve yaşanılan kaygıların çok doğal olduğunu kabul etmeli ve çalışanlarına karşı anlayışlı olmalı. Çalışanların sağlığı ile ilgili tedbirlerin alınması, gerekirse dönüşümlü çalışma veya uzaktan çalışma şartlarının aktifleştirilmesi öncelikli düşünülmeli ve çalışan sağlığının en önemli konu olduğu doğru bir dille aktarılmalı. İşe gidildiğinde öncelikle gereken sağlık ve korunma tedbirlerini almalıyız. Bu arada da kaygımızı gidermek için stres dengeleme nefesini öneriyorum. Kaygılandığınızda 2-2,5 dakika boyunca nefes aldığınız sürenin iki katı sürede nefesinizi verdiğinizde kaygının yavaş yavaş yok olduğunu göreceksiniz. Değiştiremeyeceğimiz şartlarla karşılaştığımızda, olanla savaşmak yerine önlemlerimizi alıp sürece teslimiyet en doğru duruştur diye düşünüyorum.

Eda Cingöz BİLGİÇ / Maltepe Üniversitesi Hastanesi, Uzman Klinik Psikolog
“Online eğitimler düzenlenebilir”

Bu süreçte bazı şirket çalışanları işe gitmek zorunda. Bu nedenle işyerleri koronovirüse karşı bazı önlemler alması gerek. Bu önlemler virüsün yayılmasını önlemesinin yanı sıra, çalışanların kendilerini güvende hissetmelerini de sağlayacaktır. Ofis hijyenine dikkat edilmesi, el dezenfektanlarının yerleştirilmesi, yeterince maske ve kağıt mendil bulundurulması, maske kullanımı ile ilgili eğitim verilmesi, el yıkama için lavaboların ulaşılabilir olması, sabunun eksik edilmemesi, ofisin sık sık havalanmasının sağlanması, hijyenin önemi ile ilgili konularda eğitimlerin verilmesi, ofiste çeşitli yerlere konuyla ilgili posterlerin asılması, iletişim kanalları üzerinden çalışanlara devamlı bilgi aktarımı yapılması, işyeri hekiminin çalışanların sağlık kontrollerini yapması, ortak alanların sürekli dezenfekte edilmesi, stresle başa çıkma, kaygıyı azaltma ile ilgili online eğitimlerin düzenlenmesi, çalışanların psikolojik sağlamlığını korumakta yardımcı olacaktır.

Nuray AKMERİÇ / Uluslararası Koçluk Federasyonu [ICF] Türkiye Başkanı
“Panik yok, tedbir var”

Böy|esi dönemler hepimize, tüm insanlığa, sadece kendi sağlığımız için değil, başkalarının sağlığı için de duyarlı olmamız gerektiğini öğretiyor, öğretecek. “Biz olmayı” öğrenebileceğimiz bu dönemde en çok ihtiyacımız olanın empati ve şefkat olduğunu düşünüyorum. ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) Türkiye olarak, 16 Mart’ta “Panik Yok, Tedbir Var” konulu bir webinar düzenledik. Burada altı çizilen konu paniğe gerek olmadığı, ancak tedbiri elden bırakmamak gerektiği idi.

Çalışmak için işyerine gitmek zorunda olanlar, öncelikle, işyerinin sağlık ve hijyen tedbirleri konusundaki önlemlerinin yeterli olduğundan emin olmalı. Sonra kendi tedbirlerini alarak, sosyal mesafe kurallarına uyarak çalışmalarına devam etmeliler. Bu dönemde, fiziksel sağlığımız kadar duygusal ve zihinsel sağlığımıza da her zamankinden daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Nefes egzersizi, meditasyon gibi rahatlatıcı yöntemleri kullanmak; eğer sorunla kendi kendimize baş edemiyorsak uzman desteği almak yarar sağlayacaktır.

Ezgi DOKUZLU / Anadolu Sağlık Merkezi, Uzman Psikolog
“Kendinize vakit ayırın”

Güncel durum hakkında bilgi sahibi olma isteğiniz gayet normal ve gereklidir. Fakat yalnızca haberleri takip eder ve günlük yaşantınızı olumsuz gelişmelere odaklarsanız bu durum psikolojinizde kalıcı zararlara sebep olabilir. Gerektiği ölçüde haberleri takip edin. Günde belli el yıkama sayısına ulaşmaya çalışmak, temiz de olsa eşyalara dokunmaktan kaçınmak veya yalnızca faydalı olduğunu düşündüğünüz yiyeceklerin aşırı tüketimi birtakım psikolojik problemlere neden olabilir. Karşı karşıya olduğunuz tehdidin tam olarak ne olduğunu bilmemeniz paniği tetikle-yebilir. Konu hakkında bilgi sahibi olan kişilerden mutlaka bilgi alın. Tedbir amaçlı bir süre sosyal ortamlar yerine evinizde vakit geçirmeniz en doğrusu. Bunu bir kısıtlama olarak değil fırsat olarak düşünün. Kendinize vakit ayırın. Kitap okuyup, hobilerinize vakit ayırabilirsiniz.

Feyza AĞAÇ / Uzman Klinik Psikolog
“İş akışının devam etmesi şart”

İşyerinde veya evde çalışmak zorunda olanlar için yöneticilere büyük görev düşüyor. İçinde bulunduğumuz gündemde olduğu gibi insanlar kontrolü sağlayamadığı bilinmezlik durumlarında kaygı, endişe, panik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz duyguları daha çok yaşamaya başlar. Bu kaygıyla baş edebilmek için şirketler de yönetimleri ve çalışanlarıyla karşılıklı iletişim halinde olmalı. Şirket yönetimi çalışanlarının bilgi kirliliğine maruz kalmalarını önlemek için virüsle ilgili bilgilendirici metinlere yönlendirebilir veya online seminerler düzenleyebilir. Şirket yönetimi, çalışanların duygu durumlarına her zamankinden daha duyarlı yaklaşmalı. Yöneticiler, çalışanlarının duygu ve düşüncelerini paylaşacağı bir ortam yaratabilir. Bu noktada yönetim ile çalışan arasındaki bağın kuvvetlenmesi gerekir. Örneğin, sadece salgın özelinde bir toplantı yapılabilir. Bu toplantıda çalışanların da salgınla ilgili kaygıları dinlenip neye ihtiyaç duydukları saptanabilir.

Ürün Dirier



Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu