Anasayfa / Ekonomi-Finans / Siesta ve Ekonomi

Siesta ve Ekonomi




Avrupa’da ekonomiyi düzeltmek için çırpınan hükümetlere, AB-IMF-AMB’den oluşan “troyka”nın dayatmalarına, protesto gösterilerine alıştık. Haritaya baktığımızda sıkıntının Güney Avrupa’da siesta kültürünün yaygın olduğu ülkelerde olduğu görülüyor…

siesta

Siesta ve ekonomi

Siesta, ya da “öğleden sonra uykusu”, İspanya kökenli bir alışkanlık. Özellikle sıcak olan ülkelerde ortak bir gelenek.

Kelime, Latince “Hora Sexta”dan geliyor. Yani “Altıncı Saat” demek. Güne, sabah 6:00’da uyanarak başlayan insanlar, gün ortasında [altı saat sonra], öğle yemeğini yedikten sonra, sıcağın da etkisiyle dinlenme ihtiyacı duyuyor.

Bu, Akdeniz’e özgü bir alışkanlık değil. Karayipler ve Filipinler’in yanı sıra Arjantin ve Brezilya’yı kapsayan Patagonya bölgesinde bile görülüyor. Bilimsel açıdan bakıldığında siesta, güneşi bol ülkeler için bir zorunluluk.

Öğle saati, güneş ışınlarının ultraviyole radyasyonunun en yoğun olduğu zaman dilimi.

Güneş yanığı, deri kanseri gibi tehlikelerden uzak durmak için güneşten kaçınmak gerek. Yüksek sıcaklık, yorgunluğa, güneş çarpmasına, susuzluğa ve ölüme neden olabiliyor. Amerikan Washington Post gazetesi, siesta yapan insanların kalp krizine yakalanma risklerinin yüzde 37 oranında düşük olduğunu iddia ediyor. Son yapılan araştırmalar, siesta alışkanlığının gerilediğini, insanların çalışmaya daha çok zaman ayırdığını gösteriyor.

AVRUPA Birliği (AB) üyesi ülkelerdeki ekonomik krizler bir türlü giderilemedi. Üstüne yeni krizlerin gelebileceği tahminleri yapılmaya başlandı. İnsanlık, 1930’ların Büyük Bunalımı’nda bile bu kadar uzun bir kriz döneminden geçmemişti. Haritaya bakınca krizden en çok etkilenen ülkelerin kıtanın güneyinde olduğunu görüyoruz. Bir başka deyişle “siesta” kültürü olan ülkeler, ekonominin ağır yükü altından kalkamıyor. İspanya, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi gibi… Bu ülkeleri incelemeye, siestanın kökeni olan Ispanya’dan başlayalım.

Ispanya’daki kriz, 2000’li yılların sonlarında küresel krizin bir parçası olarak başladı. Daha sonra AB içindeki krizin bir parçası olarak devam etti. Süresi 40 yıla kadar uzanan uzun vadeli borçların geri ödenmesinde yaşanan zorluklar, 2008 yılından beri aşılabilmiş değil. Özellikle gayrimenkul alımlarında kullanılan bu krediler geri ödenemeyince pek çok şirket battı, işsizlik oranı yükseldi.

İngiliz Financial Times gazetesine göre, dış ticaretteki açık da bu krizi körükleyen en önemli unsur oldu. Ticaret açığı, gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 10’unu geçti.

BORÇLAR DAĞ GİBİ



Milyonlarca İspanyol’un krediyle ev sahibi olması, emlak piyasasında fiyatların yüzde 200 oranında artmasına yol açtı. Mortgage yöntemiyle alınan evlerin sahipleri, tam 651 milyar 168 milyon euro borçlandılar. Bu rakam 2005 yılına ait. Bu borcun yüzde 5’i bile ödenemedi.

Ispanya’da ev sahipliği oranı yüzde 80. Bu durum hükümetlerin 1960’lı ve 70’li yıllarda halkı ev sahibi olmaya teşvik etmesinin sonucu ortaya çıktı. Teşvikler o kadar cazipti ki, Ispanyollar mortgage borçlarının yüzde 15’ini gelir vergilerinden düşebiliyordu. Bu teşvikler sayesinde hiç kimse kiracı olmak istemiyordu. İnşaat sektöründe artış ile hayalet kasabalar görülmeye başladı. Bunlardan biri de Valdeluz kasabasıydı. Buraya 30 bin kişilik konut yapılmıştı. Oysa kasabanın nüfusu 700’dü.

İnşaat sektöründeki çökme, bu sektörü besleyen yan saniyelerle birlikte iki milyon kişiyi işsiz bıraktı. Bu rakam iki yıl içinde dörde katlandı. Bugün ülkedeki işsizlik oranı yüzde 24.5. AB ortalamasının iki buçuk katı.

Turizm gelirleri yüzde 14 oranında geriledi. İngiliz The Guardian gazetesine göre turistler, güneş ve kum için Ispanya’yı değil Türkiye’yi seçmeye başladı.

BOL KESEDEN HARCAMA

Gelelim Yunanistan’a! Komşudaki krizin sebebi ise biraz farklı. Kriz, Yunanistan’ın vergi ve bankacılık sisteminin AB’ve uyum sağlayamamış olmasına bağlı.

2015’e kadar 50 milyar euro’luk özelleştirme gerçekleştirecek, ayrıca bankacılık ve vergi sisteminde köklü reformlara gidecek. Üstelik bu kadar yüksek bir kredinin yüzde 5.5 gibi olukça yüksek de bir faiz oranı var.

Yunanistan için de “eski, güzel günler” vardı. 1960 ve 1973 arasında Yunanistan, bütçe fazlası olan bir ülkeydi. 1974-80 arasında ise bütçe deliği bir türlü kapanmayan bir ülke haline geldi. Yunan Kathime-rini gazetesine göre hükümetler, 1974’ten sonra, kamu sektöründe istihdam yaratmak, halka sosyal yardımlarda bulunmak, emekli maaşlarını artırmak gibi konularda cömert davrandı. İstatistiklere geçen bütçe açıklarını umursamıyorlardı.

VERGİ CENNETİ Mİ?

2000’lere gelindiğinde hükümetlerin vergi kaçaklarından doğan kaybı 20 milyar doları aşmıştı. Buna, tarihi düşman Türkiye’ye karşı silahlanma furyası da eklendi. Silahlanmaya aşırı derecede harcama yapıldı. Iş çevrelerindeki küçük değişikliklerden bile etkilenecek yapıda olan gemicilik ve turizm de, diğer yıllarda olduğu gibi kurtarıcı olamadı. Yunanistan, istediği krediyi geçen yılın sonunda fazlasıyla aldı ama uygulamaların etkisini görmek için henüz çok erken.

Güney Kıbrıs’ta ise kriz geçen yıl çıktı. AB’nin kredi vermeyi kabul etmesi ama bunun karşılığında banka birikimlerinden vergi alınmasını istemesi ülkeyi karıştırdı. Her ne kadar 100 bin euro’nun altındaki mevduattan vergi alınmayacağı açıklansa da ülkede sular durulmuyor. Bu krizden Rusya’nın bile etkilenmiş olmasının sebebi, Güney Kıbrıs bankalarındaki Rus parası. Ruslar neden mi Güney Kıbrıs bankalarını tercih ediyordu? Çünkü Ruslar için adanın güneyi bir vergi cennetiydi.

ALEV RİGEL / PARA DERGİSİ






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir