Anasayfa / Haberler / Tarım Politikası Geliştirilmeli

Tarım Politikası Geliştirilmeli



Patates ve soğanda astronomik fiyat artışları gördük. Yeni mahsülün piyasaya çıkmasıyla fiyatlar geriledi. Yetkililer aynı sorunun diğer ürünlerde de yaşanmaması için yeni bir tarım politikası geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

HAZİRAN ayı enflasyonunun açıklanmasının ardından tüm dikkatler enflasyondaki yükselişe en belirgin katkı veren sebze ürünlerine çevrildi. Haziran’da yıllık gıda enflasyonunun yüzde 18.89’a çıkmasında sebze grubunda yaşanan sert artışlar etkili oldu. Bütün dünyada olduğu gibi, tüketicilerin gelir düzeyine bağlı olmaksızın her evin mutfağının vazgeçilmez sebzesi olan kuru soğan Haziran’da yüzde 82.53 artışla zam şampiyonu oldu. Geçen yıl kilosu 1 TL’ye satılan, bu yıl Haziran’da kilogramı 6 TL’ye kadar yükselen patates fiyatları yüzde 63.34 artarken, sebze fiyatları genelinde artış yüzde 28.26 oldu. Sivri biber fiyatlarının yüzde 57.28 arttığı geçen ay, limon yüzde 35.32 oranında artış gösterdi. Bu vesileyle yaz aylarında sebze ürünlerinde yaşanan fiyat artışlarının sebebini araştırdık.

Sebze ve meyvelerde üretim ve fiyatta istikrar için “üretim planlaması” yapılması ihtiyacına dikkat çeken sektör temsilcileri, fiyatların piyasadaki bazı aktörler tarafından speküle edilmesine zemin oluşturan temel sorunların çözülmesi gerektiğini vurguluyor. Üretici örgütlenmelerinin önemine dikkat çeken temsilciler, tarım ürünleri ihracatının durmasıyla fazla ürünü piyasadan çekmek ve ihraçata yeniden yön vermek için iç talebin artırılmasını ve ihracata destek verilmesini istiyor. Türkiye’de iklim değişikliğine uyumlu bir tarım politikası geliştirilmesi gerektiği ifade ediliyor, “kuraklık nedeniyle üretimin az olacağı” beklentisi ile elindeki ürünleri tutan ve spekülatif fiyat artışlarına neden olan bir kesim olduğu dile getiriliyor.

“SOĞAN ÜRETİM ALANI AZALDI”

Türkiye’de kuru soğan üretimi 2017’de 2.1 milyon ton olup, bunun 1.7 milyon tonu iç piyasada tüketiliyor. Türkiye istatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2018 birinci tahmini 2 milyon ton düzeyinde. Türkiye’de yıllık kişi başına tüketimi 22-23 kilogram arasında değişen kuru soğanın yeterlilik derecesi yüzde 112 düzeyinde bulunuyor.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Özden Güngör, kuru soğan fiyatlarındaki artışa 2018 Haziran ortalarında yeni mahsul soğanın hasadının tam olarak bitmemesinin neden olduğunu vurguladı. Geçen yıl soğan üreticisinin zarar ettiğini dile getiren Güngör, birçok üreticinin ürünlerini tarlada bıraktığını vurguladı. Bu yıl Adana ve Hatay başta olmak üzere birçok ilde doğal afetler ve hastalıklar nedeniyle kuru soğanda rekolte düşüşü yaşandığına dikkat çeken Güngör, “2018 yılı kuru soğan ekim alanı bizim tahminlerimize göre 6 milyon dekara düştü. Üretim ise doğal afetler ve soğan hastalıkları nedeniyle 1.9 milyon ton seviyelerinde olacak. Girdi maliyetleri, doğal afetler, soğan hastalıklarının yanı sıra soğan üreten çiftçilerin örgütlü yapılarının olmaması, üretim planlaması yapılmaması, nüfusun artması gibi nedenlerle fiyat dalgalanmalarını her dönem yaşayacağız gibi görünüyor” diyor.

Piyasada kilogramı bir ara 6.5 TL’yi gören kuru soğanın fiyatı, şimdilerde marketlerde 4-5 TL arasında değişiyor.

“ARACILAR FİYATI YÜKSELTTİ”

Türkiye’de patates üretiminin en yoğun olduğu yerlerin başında Niğde, Nevşehir, Ödemiş, Adana, İzmir, Afyon ve Bolu geliyor. Ülkemizde patatesin yıllık kişi başına tüketimi 50-60 kilogram arasında değişiyor. 2017’de üretim 4.8 milyon ton gerçekleşmiş olup, 2018 TÜÎK birinci tahmini ise 4.7 milyon ton düzeyinde. Patates ürününün yeterlilik derecesi ise yüzde 108.2. Geçen yıllarda beş kilogramı 1 TL seviyesine kadar inen patatesin 2018 Haziran’da kilogramı 6 TL’ye kadar çıkmıştı. Önemli patates merkezlerinde yazlık patates hasadının başlamasıyla geçen hafta marketlerde patates fiyatlarının 2.5 -3.5 TL arasında değiştiği, yer yer 2 TL’ye kadar gerilediği görüldü.

özden Güngör, patates fiyatlarında yıldan yıla oluşan dalgalanmanın ana nedenlerinden birinin ekim alanlarının artması, ihracatta yaşanan sıkıntılar, girdi maliyetleri, verilen teşvikler, doğal afetler ve patates hastalıkları olduğunu vurguladı. Gerekli denetimlerin olmaması nedeniyle aracıların bu durumları iyi değerlendirerek fiyatı yükselttiğini dile getiren Güngör, fiyatlardaki dalgalanmasının diğer sebeplerini ise çiftçilerin örgütlü yapılarının olmayışı, üretim planlaması yapılmayışı ve aile çiftçiliğinin yaygın bulunması olarak sıraladı.

HASTALIK VERİMİ DÜŞÜRDÜ

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan edinilen bilgiye göre, 2018’de iklimsel faktörlere bağlı olarak aşırı yağışlar ve sıcaklık değerlerinin ılıman gitmesine bağlı olarak erkenci bölgelerde “mildiyö” hastalığı yaygın olarak görüldü. Hastalık nedeniyle verimde bir miktar düşüş meydana geldi. Ayrıca yağışların Haziran’da devam etmesi nedeniyle bitkilerin vejetasyon döneminde gecikme meydana gelirken, tarlaların fiziki şartlarının uygun olmaması nedeniyle de hasat başlayamadı. Ancak Temmuz ayının ilk haftasından itibaren erkenci üretim bölgelerinde hasat başlamış olup önümüzdeki haftalarda ana ürün yetiştiriciliği yapılan bölgelerde de patates ve soğan hasadına başlanacak. Böylelikle ürün arzındaki kısmi daralmanın ortadan kalkmasının, ürün fiyatlarındaki dalgalanmayı da ortadan kaldıracağı ifade ediliyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın da Haziran ayı Aylık Fiyat Gelişmeleri Raporu’nda önümüzdeki dönemde bazı sebze ve meyve ürünlerinde fiyatların yeni ürün arzı ile birlikte düzeltme yapması beklendiği vurgulanıyor.

“ÜRETİM PLANLANMALI”

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sebze ve meyvelerde üretim ve fiyatta istikrar için “üretim planlaması” yapılması gerektiğini vurguluyor. “Üretim planlı bir şekilde Türkiye ihtiyaçları, ithalat ve ihracat talebi göz önüne alınarak yapılmalı” diyen Bayraktar, üretimin fazla olduğu yıllarda ihracat desteğinin düzenli ve zamanında verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bayraktar, üretim maliyetlerini direkt etkileyen girdi fiyatlarının düşürülmesi gerektiğini kaydetti. Bayraktar, fiyatların piyasadaki aktörler tarafından yönetilmesine zemin oluşturan temel faktörleri ise şöyle sıraladı:

“Türkiye’de, işletmelerin küçük hacimlerde üretim yapması, etkin pazarlama organizasyonlarının olmaması, taşıma ve depolama sistemlerinin yeterince gelişmemiş olması, piyasa fiyat denetim sistemlerinin yetersizliği, üretimden pazarlama sürecine uzanan entegre bir sistemin (ambalajlama, paketleme, depolama, fiyatlandırma) olmaması, mevcut sistemin aracılar tarafından kontrol edilmesine olanak sağlıyor.”

Bu noktada örgütlenmenin önemine dikkat çeken Bayraktar, kooperatifleri ve üretici birliklerini mali ve idari yönden güçlendirecek, fonksiyonel hale getirecek bir yapısal değişim zorunlu olduğunu dile getiriyor.

Üretici örgütlerinin, pazar analizi yapabilen, iç ve dış piyasaları takip eden, profesyonel kadrolarla ve yöneticilerle idare edilmesinin sağlanması gerektiğine işaret eden Bayraktar, “Bunun yanında tüketici örgütleri güçlendirilmeli, piyasayı kontrol edebilecek duruma getirilmeli. Böylece yapısal sorunlar çözülerek, girdi fiyatları makul seviyelere çekilmeli, üretim maliyetleri düşürülmeli ve verimli üretimle üretici gelirleri artırılmalı” diyor.

HASAT SONRASI KAYIP YÜZDE 25

Yaş sebze ve meyve fiyatlarını olumsuz etkileyen faktörlerden biri de hasat sonrası kayıplar. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, ürünün hasadından sonraki süreçte hasat sonrası kayıpları Türkiye’de ortalama yüzde 25 seviyelerinde. Bakanlığa göre bu kayıplar üretici fiyatlarına ve tüketici fiyatlarına direkt olarak yansıyor. Özellikle yaş meyve-sebze sektöründe, depo, soğuk hava deposu ve frigofirik ulaşım araçlarının acilen devreye sokulması gerekiyor.

Üreticiyi sıkıntıya sokan konulardan biri de ihracatın çeşitli nedenlerle askıya alınması durumunda ürünün tarlada, bahçede ya da depoda kalması, fiyatların maliyetlerin de altına düşmesi. TZOB Genel Başkanı Bayraktar, tarım ürünleri ihracatının durmasıyla fazla ürünü piyasadan çekmek ve ihracata yeniden yön vermek için iç talebi artırmak ve ihracata destek olmak gerektiğinin altını çiziyor. Bu yapılmazsa ürünlerin fiyatı düştüğünü, ürünün tarlada, bahçede ya da depoda kaldığını, piyasadan çekildiğini aktaran Bayraktar şunları vurguluyor:

“Türkiye’nin tarımsal üretimi ve potansiyeli dikkate alındığında tarımsal ürün ve gıda ihracatımızın yetersiz olduğunu görüyoruz. Stoklama sistemi için hali hazırda lisanslı depoculuk sistemi bulunuyor. Bu sistemi geliştirerek uzun süre saklanabilen ve standardize edilebilen tarım ürünlerinin depolanmasına, arz ve talep durumunun dengelenmesine ihtiyaç var. Böylece, arz miktarı ile ilgili olarak, bazı dönemlerde meydana gelen dalgalanmaların azalması sağlanır.”

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Türkiye’de tarım üretim havzalarının, değişen iklim şartları dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini dile getiren TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı özden Güngör, iklim değişikliğinin tarım havzalarına etkilerinin tüm tarım ürünleri için araştırılması ve iklim değişikliğine uyum politikalarının bilimsel çalışmalara göre geliştirilip uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Tarım alanları ve su havzalarının gecikmeden ve tam anlamda koruma altına alınması gerektiğini vurgulayan Güngör, hem değişen iklim şartlarına hem de bitkilerin su ayak izine göre doğru yerde, doğru bitki türünün seçilmesi ve doğru zamanda ekilmesinin teşvik edilmesi önerisinde bulunuyor. Güngör, “İyi tarım ve hayvancılık uygulamaları ülke geneline yaygınlaştırılması gerekiyor. Suya olan talebin azaltılması ve suyun tasarruflu kullanımı için akılcı su kullanımına gidilmesi gerekiyor. Su havzaları ile tarım havzalarındaki su kullanımı ve yönetimi entegre edilerek suyun teknik ve idari yönleri birlikte ele alınmalı” diyor.

Katma değeri çok küçük, fakat su ayak izi büyük olan tarım ürünlerinin ihracatına kısıtlama getirilmesi gerektiğini aktaran Güngör, su ayak izi yüksek ürünlerin ithalatının sürdürülebilirliği için de geldikleri ülkelerin iklim ve su kaynakları dikkate alınarak uzun vadeli bağlantılar yapılması gerektiğinin altını çiziyor. Güngör, tarım ve gıda sektörü ile ilgili yatırım ve teşviklere, mutlaka o bölgenin değişen iklimine göre karar verilmesi gerektiğini aktarıyor.




İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ AYARI

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Havza Bazlı Destekleme Modeli’nin dinamik bir yapı üzerine bina edilmiş olmasından dolayı ileride iklim değişikliğinin bir sonucu olarak diğer ürünlerin modele entegre edilmesinin mümkün olduğu görüşünde. Halihazırda 70 adet ürün türünde ekolojik olarak uygunluk haritaları çıkaran Bakanlık, her biri için ayrı ayrı havza/ilçe bazındaki uygunluk alanları belirledi. Bakanlıktan edilen bilgiye göre, her yıl desteklenecek ürün desenleri havzalar bazında güncellenmekle birlikte iklim değişikliklerine bağlı olarak ürün gruplarının güncellenmesi de söz konusu olabilecek. Modelde kullanılan iklim, toprak, topoğrafya, ekim nöbeti ve su kısıtı faktörlerin çevreyi koruma amaçlı olarak değerlendirildiğine dikkat çekilerek, bu sayede çevreyi koruyucu önlemlerin destekleme mekanizması içerisinde yer alınmasının mümkün olduğu vurgulanıyor.

Bilindiği üzere Havza Bazlı Üretim ve Destekleme modelinde ilk etapta Türkiye’de arz açığı bulunan, stratejik ve bölgesel önem arz eden, insan beslenmesi – sağlığı ve hayvansal üretim açısından önemli 21 üründe (buğday, arpa, çavdar, çeltik, dane mısır, tritikale, yulaf, mercimek, nohut, kuru fasulye, pamuk, soya, yağlık ayçiçeği, kanola, aspir, çay, fındık, zeytinyağı, patates, soğan ve yem bitkileri); istatistiki veriler, ekim nöbeti (münavebe), iklim, toprak ve topografya, su kısıtı verileri (mevcut su potansiyeli ve bitki su tüketimi), il-ilçe (kamu, STK ve üniversiteler) önerileri de dikkate alınarak oluşturulan 1 milyardan fazla verinin yer aldığı Karar Destek Sistemi sonucunda havza/ilçe bazında dağılımı belirlendi.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’mn iklim değişikliği ile ilgili yürüttü proje ve faaliyetler de var. 2018-2022 dönemini kapsayan Üçüncü 5 Yıllık Türkiye Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi Eylem Planı bunlardan biri. Eylem planı çerçevesinde kriz dönemlerinde etkin mücadele programı uygulayarak kuraklığın etkilerini en aza indirilmesi, kuraklığa dayanıklı bitki çeşitlerinin geliştirilmesi gibi birçok tedbir yer alıyor. İklim değişikliği çerçevesinde “Bozkır Ekosistemlerinde İklim Değişikliğine Ekosistem Tabanlı Uyum (EBA) için Tarım Uygulamaları Projesi, Sürdürülebilir Arazi Yönetimi Ve iklim Dostu Tarım (GEF) Projeleri olan Bakanlık, sera gazı salınımınm azaltılması, karbon tutumu için yutak alanlarının artırılması ile araştırma ve uyum faaliyetleri de yürütüyor.

Şemsi BAYRAKTAR / Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı

“Fiyatlardaki artış geçici”

Bu sene hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, depo ömrünü azaltarak kışlık patatesin daha erken piyasadan çekilmesine yol açtı. Ekim alanlarının daralması ve olumsuz hava koşulları da üretimi olumsuz etkiledi. Depodaki patatesin bitmesinin ardından erkenci çeşitler piyasaya sürülmeye başlandı. İlk piyasaya arz edilen turfanda ürün Adana, Hatay ve İzmir illerinden sağlanmakta. Bu iller ülkemiz üretiminin yüzde 16.4’ünü karşılıyor. Hatay’da hastalık nedeniyle verimdeki düşüş, Ödemiş’te ekim alanlarındaki daralma fiyatlarda artışa neden oldu.

Fiyatlardaki artış geçici. Artan hava sıcaklıkları ile birlikte, Niğde, Afyonkarahisar’da hasat başladı. Bursa’da hasada girilecek. Erkenci çeşitlerin hasadı ile birlikte fiyatlar geriliyor.

Özden GÜNGÖR /TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı

“Üretici kooperatifleri kurulmalı”

Tarım sektöründe fiyatlama mekanizmalarının bozuk olmasının en önemli nedenlerinden birisi üretici ile tüketici fiyatı arasındaki yüksek kâr marjı. İzmir Kemalpaşa’da kilosu 2-3 TL’den alınan kiraz, İzmir’deki pazarlarda 10 TL’den satılıyor.

Para kazanamayan çiftçi üretimi bırakınca bu kez üretim azalıyor ve fiyat yükseliyor. O üretici de artık tüketici. O’nu bir daha üretime döndürmek kolay olmuyor. Bunun düzeltilmesi için üretici kooperatiflerinin kurulması ve desteklenmesi gerekiyor. Özellikle burada belediyelere çok iş düşüyor.

Dr. Sait KOCA / Beyaz Et Sanayicileri Ve Damızlıkçıları Birliği Derneği [BESD-BİR] Başkanı

“Irak’ın ilave gümrük vergisi kararı bizi çok etkilemez”

Türkiye’nin kanatlı eti üretimi 2017’de bir önceki yıla göre yüzde 10.4 artışla 2.32 milyon tonu aştı. Bu dönemde Türkiye’nin kanatlı eti ihracatı yüzde 31.5 artışla 443 bin tonun üzerine çıktı. 2018 yılının ilk 5 ayında ise kanatlı ihracatı 194.2 bin ton oldu. Türkiye’nin kanatlı ihracatının yüzde 50’si Irak pazarına yapılıyor. Buna karşın Irak’ın ilave gümrük vergisi kararının bizi çok etkileyeceğini düşünmüyoruz. (Irak, 5 Ağustos itibarıyla tavuk ürünleri, donmuş kanatlı hayvan etlerinde gümrük vergisi yüzde 10’dan yüzde 50’ya çıkarma kararı almıştı.] Bu ürünü bir yerlerden alacaklar. Karar sonrası Irak’a yaptığımız satışlarda sınırlı bir miktarda düşüş yaşanabilir.

Bu nedenle Irak’taki gelişmeleri çok ciddiye almadık. Sektör olarak pazar çeşitlendirmesi çalışmalarımız devam ediyor. Ama yeni pazarlara girmek öyle kolay değil. Özellikle Afrika ülkelerine yılın ikinci yarısından itibaren daha fazla ihracat olacağını düşünüyoruz. En başta Libya var.

Ahmet KOCAAGA/ Ödemiş Ziraat Odası Başkanı

“Bu yıl karpuz para etmiyor”

Patates artık ucuzluyor. Fiyatların artışında iklim değişikliği, verim düşüklüğünün etkisi var. Geçen yıl ürün para etmedi, tarlada kaldı. Bu yıl üretici az ekim yaptı. Tarımda iklim koşulları çok önemli. Patates yağmuru çok sevmez. Verim düşer. Tarım üstü açık bir fabrika.

Yağmur yağıyor, dolu yağıyor, kirazı, eriği paramparça ediyor. Küresel iklim değişiklikleri nedeniyle, birçok tarımsal üründe benzeri durumlarla karşılaşabileceğiz. Şimdi turfanda yerli karpuz çıkıyor ancak karpuz para etmiyor. En güzel karpuzun kilosu üreticide 30 ile 50 kuruş arasında değişiyor. Tüketiciye kilosu ITL’ye ulaşıyor. 1 kamyon karpuz 10 ton gelse, 3 bin TL yapıyor. 10 ton karpuzun üretim maliyeti ise 3 bin TL’nin üzerinde. Üretim politikası gerekiyor. Ayrıca tarımsal sanayi geliştirilmeli. Örneğin buraya karpuz suyu fabrikası kurulsa, ürünün taban fiyatı oluşur. Karpuz kabuğundan hayvancılığa gübre olabilir. Çekirdeğinden kozmetik sanayi yararlanır.

Veli KENAR / Niğde Ziraat Odası Başkanı

“Yine aracılar kazanıyor”

Çiftçi üzerinden oyun oynanması bizi üzüyor. Üretici bu yıl 60 kuruşa ürettiği patatesi 20 kuruşa sattı. Ben 300 ton patates üretiyorum. Zarar ettik, patates elde kaldı. 20 kuruşa da satamadım, ekonomik değerini kaybettiği için 30 ton patatesi iki ay önce çöpe attım.

Mayıs sonuna geldiğinde bizim bölgede depolarda patates filizlenmeye başlıyor. Korumak için atmosferli depolar lazım. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı soğuk hava depolarına destek veriyor, ancak yüzeye yaparsan, kaya oyma depolara vermiyor. Onlara da verse, bölgemizde bu depolar çoğalır. Patates fiyatlarındaki artışta üretimin azalması da etkili oldu. Geçen yıl Akdeniz Bölgesi’nde ekilen patateste çiftçiler zarar etti.’Zarar ettiğim ürünü neden ekeyim’ dediler.

Orta Anadolu bölgesinde yazlık patates sökümü başladı. Şimdi patatesi üretici 1.5- 2 TL’ye satıyor. Markette ise daha yüksek. Yine aracılar kazanıyor. Bizim altı ayda yetiştirdiğimiz patatesten, aracılar bir iki günde kilo başına 2 TL kazanıyor. Bu yıl kar yağmadı, yaz erken geldi.

Meyve ağaçları erken çiçek açtı. Mevsimsel soğuklarda meyve ağaçları dondu. Buğdayın hasadı bu yıl 15 gün erken geldi. Bunların hepsi fiyatları etkileyen faktörler.

Mehmet Akın DOĞAN / Yüreğir Ziraat Odası Başkanı

“Limon üretimi az değil”

Türkiye’de üretim planı yok. Bu yıl üreticimiz hangi üründen para kazandıysa, seneye onu daha fazla ekiyor. Hangi üründen zarar ettiyse o ürünü daha az yetiştiriyor. Devlet girdi fiyatlarını daha çok desteklenmeli, çiftçi hangi üründen zarar ediyorsa, o ürünü desteklenmeli. Bu yıl kış sert olmadı, ılık ve yağışlı geçti. Bu nedenle soğan ve patateste mantar hastalığı oluştu. İlaçlama yapılsa da, bağışıklık kazanılınca onlar Ja fayda etmedi.

Soğanda sürekli yağış nedeniyle bitki yaprakları zayıfladı, baş yapmadı. Adana’da 41 bin dönüm ekili alan 35 bine düşmüştü. Buna bir de yüzde 50 verim düşüklüğü eklendi. Adana’da bu yıl soğan çıktığında, hala depolarda geçen yılın ürünü bulunuyordu. Üretici soğanı hasat başında ITL’nin biraz üzerinde sattı. Ardından 1.5 TL’ye yükseldi. Ardından Reyhanlı soğanı çıktı. Orada da verim düşüklüğü olduğu için soğan fiyatları yükseldi. Bu yıl havalar iyi gittiği için limon verimi iyi. Limonda fiyat artışlarının nedeni, yeni sezon ürünün piyasaya girmemesi. Bu yıl Adana’da limon hasadı 15-20 gün erken yapılacak. Ağustos başında hasat başlar.

Yılmaz OZBEN / Sinop Ziraat Odası Başkanı

“Buğday ve saman bu yıl çok zayıf”

Kuraklık bir iki senedir buğday üretimini vuruyor. Kuraklıktan dolayı hasat 15-20 gün önceye kaydı. Samanı da çok zayıf. Daha önce 500-600 kilogram buğday veren yer, ancak 300 kilogram buğday veriyor. Verim düşük olunca ithalat gündeme geliyor.

Ceyhan 99 buğdayı bizim bölgeye iyi gelmişti. Ancak kuraklık nedeniyle iki seneden beri o da bozuldu.
Sinop’un toprağı sulamaya uygun değil. Sulanabilen yerlerde çeltik yapılıyor. Katma değer getiren bir pirincimiz var. Kuraklıktan mısır da etkileniyor. Vatandaşın 100 dönüm yeri varsa 10 dönüm ekiyor.

Melisa TOKGÖZ MUTLU / İstanbul Yaş Meyve ve Sebze İhracatçıları Biri. Başkanı

“İhracatçı da sıkıntı yaşıyor”

İklim değişikliği dünyanın her tarafından yaşanıyor ve hepimizin ortak sorunu. Verimli topraklara sahip olan Türkiye, iyi tarım politikaları geliştirirse hem ihracatçı hem de üreticiyi memnun edecek bir sonuca varabilir. Elbette son anda gelen yağmurlar meyveyi yaralayabiliyor. Bu hem tazeciyi hem de ihracatçıyı olumsuz etkileyebiliyor. Bunu önleyemiyorsunuz. Ama doğru tarım politikaları ve doğru verimlilik uygulamalarıyla iklim değişikliği kökenli yaşanılan sıkıntılarının bir nebze önlenmesini sağlayabiliriz. Bir an önce aksiyon alınırsa, doğru projeler, doğru politikalar ortaya çıkarsa, önümüzdeki dönemde olabilecek sorunlar önlenebilir.

Hasan KOZOGLU / Arsin Ziraat Odası Başkanı, TZOB Yönetim Kurulu Üyesi

“Üretici Birlikleri Kanunu değişmeli”

Patates ve soğanda üretici birlikleri olsa fiyatta yaşanan bu dalgalanmalar olmazdı. Stokçular nerede ne var biliyor. Hasada başlayan yerlerde ürünleri stoklayarak, fiyatların artmasına neden oluyorlar.

Üretici Birlikleri Kanunu yeniden düzenlenmeli, birliklere ihracat ve ithalat yetkisi verilmeli. Birliklerde ürünler toplanır, satılır. Stokçulara göz açtırılmaz, üreticinin satacağı fiyatın düşmesi engellenir. Piyasada fiyat dalgalanmaları olmaz. Fındıkta da Fiskobirlik yeniden yapılandırılsa, fındık fiyatlarında böyle dalgalanma yaşanmaz. Karadeniz Bölgesi’nde bu sene az yağmur düştü. İklimsel değişikliklerden dolayı çok sıcak ve nemli hava yaşanıyor; gece gündüz sıcaklığı birbirine yakın gerçekleşiyor. Bu nedenle bu havaları seven mantar hastalığı baş gösterdi. İklim değişikliği nedeniyle fındık randımanı düştükçe fiyatlar da düşüyor.  Fındık geçen sene 9.90 TL’ydi.

TMO Trabzon fındığını 10 TL, Giresun fındığını 10.5 TL açıkladı. Bu fiyatlar maliyeti karşılamıyor. TMO iyi fiyat vermediğinden piyasada alıcılar bunu fırsat biliyorlar ve fiyatı aşağı çekiyorlar. Vatandaşın kazancı, maliyetin altında kalıyor.

Hülya Genç Sertkaya




Bu Konularda İlginizi Çekebilir

Yazımızı beğendiniz mi?

Size daha güzel hizmet sunabilmemiz için lütfen bize destek olun. Yazımızı aşağıdaki sosyal medya sitelerinde paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir