Başarılı Girişimcilik

Yatırımcı Emre Kurtepeliden Girişimcilik Sohbeti

Emre Kurttepeli, son yıllarda yatırımcı kimliğiyle öne çıkan bir işadamı. 30-35 civarında girişimi destekleyen Kurttepeli, Türkiye’de fonlamamn az olmasına karşın girişimcilerin dünya çapında ses getirebilecek projeler ürettiğine dikkat çekiyor. “Araba olarak iyiyiz ama buna koyacak benzinimiz çok az” diyen işadamı, dengeyi kurmak içinfonlama tarafının biraz daha gelişmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Arabamız iyi, benzinimiz az

Mynet Yönetim Kurulu Başkanı Emre Kurttepeli, iş hayatına aile şirketleri olan İpragaz’da başladı. 1996 yılında ilk kurumsal servis sağlayıcısı Fornet’i kurdu. Fornet’in Koçnete’e satılmasından sonra da 1999 yılında “İlk Türkçe portal” sloganıyla Mynet’i kurdu, internetin bugün geleceği noktayı yıllar önce öngören Kurttepeli’nin Mynet’i kurması, o yıllar için büyük bir riskti. “İlk günden beri insanların bir şekilde bağlı olmasındaki bu yapının bütün dünyayı değiştirebileceğine inandım” diyen Kurttepeli, Mynet’in başarısını kullanıcı ihtiyaçlarına hızlı yanıt verebilmesine bağlıyor. Bugün Mynet, aylık 38 milyon tekil ziyaretçisi, 48 farklı ürün ve servisiyle Türkiye’nin lider internet şirketleri arasında yer alıyor. Kurttepeli şu an e-ticaretten dikey sosyal network sitelerine, mobil ve oyun şirketlerine kadar 30-35 civarında girişimi destekliyor. Aynı zamanda Türk internet şirketlerine yatırım yapan 212 VC yatırım fonunun kurucusu ve ortağı olan Kurttepeli, Türkiye’nin en önemli melek yatırımcı ağı olan Galata Business Angels’ın (GBA) başkanlığını da yapıyor.

Yatirimci Emre Kurtepeli

Kurttepeli ile yatırımlarını ve Türkiye’nin girişimciliği konuştuk:

Internet henüz yaygınlaşmamışken Mynet’i kurarak büyük bir başarı elde ettiniz. Mynet’i kurmaya nasıl karar verdiniz? Bu süreci anlatır mısınız?

1996 yılında Fornet ile başladığım sektöre, o dönemde problem internete erişim olduğu için erişim sağlayıcılık modeliyle başladım. Farklı olmak için kurumsal internet sağlayıcısı olmaya karar verdik. 3 yıl boyunca oldukça hızlı bir büyüme gerçekleştirdik. Kurumsal pazarda yüzde 70’e yakın payımız vardı. Bu şirketi Koçnet’e sattıktan sonra Mynet’i kurdum. O zaman sayısı 60-70 bin civarında olan internet kullanıcılarının özelliği, iyi İngilizce bilen, yurtdışı ile çalışan kişiler olmalarıydı. Bu sayı arttığı zaman Türkçe içeriğe ihtiyaç duyulacağını öngördüğümüz için Mynet’i kurduk. O zaman için internet, çok belirsiz bir yapıda olduğu için ilk 4-5 yıl zorlanıldı. Ben ilk günden beri konsepte çok inandığım için insanların bir şekilde bağlı olmasına ve bağlı olmasındaki bu yapının bütün dünyayı değiştirebileceğine inandım.

İnternetin bugün geldiği nokta hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hala ilk durakta olduğunu düşünüyorum. Şu anda global anlamda çoğunluk olmasa bile belli bir kesim, dünya popülasyonunun belli bir bölümü, artık internete bağlı bir durumda. Bu bağlanma olduktan sonra üst katmanlar da hızla büyüyor. Mesela mobilleşme, on yıldır gündemdeydi ancak şimdi gerçekleşebildi. Çünkü cihazlar artık mobilleşmeyi kaldırabilecek kapasiteye geldi. Eskiden de e-mail okunak isteniyordu, oyun oynamak isteniyordu.

Şu anda bunlar yetiştikçe, insanlar ihtiyaçlarını bu platformlarda sağlamaya başladı.

Mynet’in bunca yıldır popülerliğini kaybetmemesini neye bağlıyorsunuz?

Bu soruya, kullanıcı ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilmesi olarak cevap verebilirim.

Mynet’te iyi uygulayamadığımız projeler de oldu. Ama toplamda en azından güncel trendler içinde doğru hamleler yapabildik. Zamanla jenerasyonun değişmesi, teknolojinin gelişmesiyle ihtiyaçlar da farklılaşıyor. Bir şekilde her bünyenin buna adapte olması lazım. Eğer mobilleşme geliyorsa buna adapte olmanız gerekiyor. Mesela şu anda mobil dünyanın bütün verilerini topladığınızda Mynet’in piyasa payı web’den daha büyük. Ama bu da 2 yıl önceden başlayan hummalı çalışmanın sonucunda elde edildi.

5 KRİTİK ÖNERİ

  • Türkiye’de planlama yaparken 6 ayda her şey olacak, parayı harcayalım diye plan yapılmamalı.
  • Maliyetleri biraz kontrol altında tutmak gerekiyor.
  • İyi projeler eninde sonunda fon buluyor.
  • Şirketin uzun soluklu olması için önceliğe gelir yaratıcı tarafları almalı.
  • Yerelde tecrübeli insan kaynağına ulaşamazsanız uzun vadede başarıyı yakalamanız zor.

Start up’lara ne zaman yatırım yapmaya başladınız?

Özellikle 4-5 yıldır yatırımcı kimliğim de ön plana çıktı. 30-35’e yakın girişimi destekliyorum. Bu işe melek yatırımcı olarak başladım, iki yıldır da melek yatırımcı şapkamı, Galata Angels Business adı altında yürütüyorum. Bir de 1,5 yıl önce kurucusu olduğum 212 internet fonu var. Bu da daha çok orta ölçekli, yani 1-5 milyon boyutundaki yatırımlarla ilgilendiğimiz bir platform.

212 VC nasıl bir fon?

212 VC, yaklaşık iki yıl önce kuruluşunu tamamladı. 30 milyon dolarlık bir fon. Sadece Türkiye’den çıkmış internet teknoloji alanındaki girişimlere yatırım yapıyor. Daha çok erken aşamadan ziyade bir sonraki aşamadaki girişimlere yatırım yapıyor. Şu anda yaklaşık 9’a yakın yatırımımız oldu. Bunlara 15 milyon dolar civarında bir fon yatırıldı. Gelecek yıl da yine yaklaşık 6-7 tane daha şirkete yatırım yapma planımız var.

Ne tür girişimler ilginizi çekiyor?

Her yılın sonuna doğru o yılki temaları belirliyorum, iki yıl önce baktığınızda fırsat daha büyük olduğu için e-ticaret şirketlerine ağırlık vermiştim. E-ticaret, artık belirli majör oyuncuların olduğu, başarılı olmanın daha zor olduğu sektörler arasına girdi. 2014’te şirketlere çözüm sunan, platform yaratmaya çalışan şirketlere odaklandım. 2015’te “internet of things” dediğimiz projelere odaklanmak istiyorum. Bu kullandığımız her cihazın internete bağlanması anlamına geliyor. Burada illa bir cihazı üretmeniz gerekmiyor. Otomobil içindeki bir akıllı sistem, dükkanların içine koyduğunuz akıllı sistemler olabilir. Burada fırsat olduğunu düşündüğüm için bu noktaya odaklanmak istiyorum, ikinci düşündüğüm tema Türkiye’de şu anda yeni kanunlarla oturan ödeme sistemleri.

Bir girişimci ve yatırımcı olarak hangi kaynaklardan besleniyorsunuz?

Artık, bugünün değil de beş yıl sonrasının trendlerinin ne olacağının konuşulduğu ortamlara katılmayı tercih ediyorum. Tohumu çok yeni atılmış konseptleri irdelemek istiyorum. Açıkçası bunlar da açık fuarlardan ya da medyadan ziyade kapalı toplantılarda oluyor. Mesela New York’ta yılda bir kere gerçekleştirilen, en büyük 15 fonun sahiplerinin toplandığı, stratejilerin tartışıldığı, kapalı konferanslar var. Onlara gitmeye çalışıyorum.

Önümüzdeki 5-10 yıl için hedefleriniz nedir?

Bugün GBA, teknoloji alanında faaliyet gösteren Türkiye’nin en büyük ve gelişmiş melek yatırımcı ağı. Şu anda enerjimizi, kendi yatırımlarımızın yanı sıra ekosistemin büyümesi için harcıyor, girişimcileri eğitmek için emek harcıyoruz. Aynı zamanda yatırımcı tarafında da belirli bir disiplinin yerleşmesi için çabalıyoruz. Türkiye, önümüzdeki 5-10 yıl içinde, bu sektörde yaratılan insan gücünün ve ekonomik katkının olumlu etkilerini fark edecek. Biz de bugünden bunun tohumlarım atıyor ve bu rotanın çizilmesine rehberlik ediyoruz. Hedefimiz, hem ülkemizde hem dünya çapında büyük etki yaratabilecek girişimleri ortaya çıkarmak ve Türkiye’deki gençler için bu ortamı hazırlamak.

Türkiye’nin start up iklimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de, Amerika dengesinin tam tersi olduğunu düşünüyorum. Amerika’da korkunç bir fonlama var ama kaliteli girişimci bu fona oranla daha az. Türkiye’de ise fonlama az ama gerçekten girişimci profilleri dünya çapında ses getirebilecek projeler üretiyor. Araba olarak iyiyiz ama buna koyacak benzinimiz çok az. Dengeyi kurmak için fonlama tarafının biraz daha yetişmesi gerekiyor. Fonlama alanı ağırlıklı olarak melek yatırımcıların elinde. Birkaç tane de venture Capital fonları var. Özellikle Gezi Parkı olaylarından sonra yabancıların ürkmesi sonucu, onlardan gelen akım biraz durdu. Türkiye Suriye’ye ya da Mısır’a benzeyecek gibi bir endişeyle bekleme aşamasına geçtiler. Bir şekilde bu adamların fonlarının buraya gelip akmasını sağlamak gerekiyor. Özellikle devletin bunu biraz hızlandıracak sistemleri geliştirmesi lazım. Türkiye’nin şu andaki en büyük problemi bu tarafta gibi gözüküyor.

Girişimciliğin gelişmesinin Türkiye’ye sağlayacağı katkı nedir?

Girişim ve yatırım ekosistemi ekonominin ve kültürel devinimin tetikleyicilerindendir.

Yenilikçi fikirler ve yöntemler, yeni iş fırsatları, üretim ve istihdam alanları doğururken, aynı zamanda toplumsal dönüşüme de etkide bulunur. Küresel pazarlarda iş ilişkilerinin nasıl yürütüleceğinden tutun da girişiminizi besleyecek bilimsel ve sanatsal unsurlara kadar pek çok farkh konuda sosyal süreçler devreye girer. Bunların benimsenmesi, modern teknolojilerle birlikte esnek bakış açılarını da gittikçe artan bir düzeyde toplumsal zemine yayar. Inovasyonun temelinde mevcut sorunları çözme yaklaşımı olduğu için ortaya çıkan etkili girişimler, bu anlamda toplumsal hayatta, gündelik yaşamda ve iş dünyasında da değişimlere yol açar. Devlet politikalarından finansal koşullara, işgücü piyasalarından işletme dinamiklerine kadar pek çok faktörü olumlu etkileyen girişimcilik ekosistemi, geleneksel modelin ihmal ettiği etkenleri içererek mevcut kapasiteyi artırır. Türkiye de bugün girişimcilerden piyasa aktörleri yaratarak bu dönüşüm sürecini başlatmış ve üniversite kampüslerinden başlayarak bu kültürel altyapıyı kuvvetlendirmeye devam etmektedir.

Yeni girişimcilere vereceğiniz tavsiyeler var mı?

Türkiye’de biraz daha film yavaş oynuyor. Bugün Mynet, Yemeksepeti gibi başarılı şirketlere baktığınızda, bunların hepsinin on yıllık şirketler olduğunu görürsünüz. O yüzden Türkiye’de planlama yaparken 6 ayda her şey olacak, bütün parayı harcayalım diye plan yapılmamalı. Maliyetleri biraz kontrol altında tutmak gerekiyor. Ben iyi olup da fon bulamayan proje görmedim. İyi projeler eninde sonunda fon buluyor. Ama Amerika’da 3 haftada buluyorsa, burada 3 yılda buluyor. İkinci olarak, şirketin uzun soluklu olması için önceliğe^gelir yaratıcı tarafları almak gerekiyor.

“PİŞMANLIK DUYMADIM”

HOŞGÖRÜ LAZIM

Başarısız olduğum noktalar oldu tabii, fakat hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Başarısızlığı ise yadırgamadım, çünkü başarısızlık hepimizin, her insanın gelişiminde bir evre. Türkiye’deki en büyük sıkıntılardan biri, başarısızlığa hoşgörüyle yaklaşılmaması. Avrupa’da da durum çok farklı değil ama Avrupa başarısızlığı bizim kadar uçlarda değerlendirmiyor.

SINIR ÖTESİNDE DURUM ABD

ise başarısızlıklarıyla gurur duyabilen ve dönüşüm sürecinde bunu avantaja dönüştürebilen bir ülke. Orada hata yaptığınızda ve bu hatanın üzerine başarıyı kurduğunuzda takdir ediliyorsunuz. Ya da bir iş görüşmesinde iki farklı şirkette başarısız olduğunuzu karşıdakine söylediğinizde, hakkınızda doğrudan olumsuz bir yargı oluşmuyor karşıdakinin kafasında. Çünkü kültürel ve toplumsal başarısızlık algısı bu yönde değil.

İYİ BİR ADIM

Ben de zaman içinde bazı başarısızlıklara imza atarak bu süreçten payımı aldım ve başarısızlığın başarıya giden yolda iyi bir adım olduğunu öğrendim.

Bu nedenle bütün girişimcilere her fırsatta başarısızlığın doğal ve işin bir parçası olduğunu, onları eninde sonunda başarıya götürenin yine geçmişte yaptıkları hataları olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Hem indirmesi hemde kullanımı tamamen ücretsiz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu