Anasayfa / Makaleler / Bereketli topraklar koruma altında

Bereketli topraklar koruma altında




Bereketli topraklar koruma altında

Birleşmiş Milletler, arazi kapatan büyük sermaye gruplarına “dur” dedi. Alman karar gereği, küçük çiftçilerin toprakları ellerinden alınamayacak. Çiftçiye ektiği topraklar için tapu çıkarılacak.

BU yıl görülen kuraklık nedeniyle besin maddelerinin fiyatları artarken, Birleşmiş Milletler de bütün dünya için önemli olan bir konuya el attı. Yeterli tarım ürünü elde edilememesini, yaygın görülen “arazi kapatma” olaylarına bağlayan kurum, bu sorunla mücadele etmek üzere yeni bir program başlattı.

Birleşmiş Milletler’in bu kararı, yaklaşık üç yıllık bir tartışmanın ardından geldi. Açıklanan raporda arazi kapatma, arazi gaspı, araziye zorla el koyma gibi değişik isimler altında gerekleştirilen eylemlerin, yeterli tarım arazisi bırakmadığı, yerel halkların bu sorundan büyük ölçüde olumsuz etkilendiği belirtildi. Program başarıya ulaşırsa, dünyada her bireyin, ucuz, bol, sağlıklı tüketim mallarına ulaşma ve elde etme hakkı kolaylaşacak.

Büyük yatırımcılar arazi satın aldıklarında küçük çiftçiler kendi ekip biçtikleri topraklardan adeta sürülüyor. Bu durumda kendi kendilerine yetme imkanları da kalmayan küçük çiftçiyi, aç kalmak gibi insanlık dışı bir kader bekliyor.

Birleşmiş Milletler Gıda Güvenliği Komitesi’nde toplam 128 ülke, yerel nüfusu koruma politikalarını oybirliği ile kabul etti. Bunun sonucunda gönüllü komiteler, toprağı kullanma haklarını, balıkçılık ve ormancılığın ne şekilde yapılması gerektiğini anlatan rehber kitapçıklar hazırlayacak. Böylece arazi yatırımlarında şeffaflık olacak, yerel halkın daha fazla söz söyleme hakkı bulunacak, daha da önemlisi küçük çiftçinin gücü artacak. Pek çok ülkede küçük çiftçinin resmi olmayan arazi hakları vardı ve resmi olmayan haklar nedeniyle de hukuk savaşlarında hep zararlı çıkan taraf oluyordu.

83 MİLYON HEKTAR

Kurumun iklim, enerji ve kullanım hakları sorumlularından Babette Wehrmann şunları söylüyor: “Burada kilit nokta, arazi ve başta su olmak üzere doğal kaynakları kullanacak olan kişilerin artık hukuki olarak yazılı haklarının bulunmasıdır. Böylece birileri daha fazla paraya ve daha fazla nüfuza sahip olduğu için küçük çiftçi elindeki-ni bir gecede kaybetme riski yaşamayacak.” BM’nin bu kararı, en çok nereleri etkileyecek? Resmi verilere göre 2000 yılından bu yana 83 milyon hektar arazi satıldı. Bu, Türkiye’nin yüzölçümünden 50 bin kilometrekare daha geniş bir arazi demek. Satın alan ise, büyük sermaye gruplan. Bu alımların çok büyük bölümünün Afrika’da yapıldığı biliniyor.

Kâr amacı gütmeyen ve resmi olmayan bir kuruluş olan “International Land Coali-tion”, kurduğu bir internet sitesinde arazi satışlarını deşifre ediyor. Fakat pek çok arazi alım satımı gizli yapıldığından sitedeki bilgiler “tam” olmaktan çok uzak. Kuruluşun başındaki kişi Michael Taylor, yine de bazı ipuçlarının takip edilebileceğini ha-tulatıyor. Örneğin Sudan, Etiyopya, Mozambik, Tanzanya, Madagaskar, Zambiya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki hareketlilik izlendiğinde, açıklanmasa da bazı arazilerin el değiştirdiği anlaşılabiliyor.

DÜŞEN TAPU MALİYETLERİ

Bu ülkeler, dikkat edilmesi gereken hassas ülkeler. Çünkü, arazi sahipliği ile ilgili oldukça zayıf yasaları, etkisiz politikaları var. Uluslararası yatırımcılar da bu zayıf ülkeleri hedef seçiyor ve son derece bereketli olan toprakları, modern tarım uygulamaları için ucuza alabiliyorlar.

Başlıca alıcılar Hindistan, Çin, ABD, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri. Bu ülkeler bile Birleşmiş Milletler’in, bu işe bir çeki düzen vermesini olumlu buluyor ve bu politikayı destekliyor.



Madagaskar ve Etiyopya gibi ülkeler, arazi haklarını doğrulayan sertifikalar çıkarmaya başladılar. Bazılarında da küçük çiftçinin araziye sahip olduğunu gösteren belgeleri elde etme maliyetinin 600 dolardan 15 dolara kadar düştüğü görüldü. Sertifikalar, bizim tabirimizle tapular, çiftçilerin kendi topraklarını istediği kadar sürmeye devam edebileceğini garanti altına alıyor. Eski yöntemde büyük alıcılar, küçük çiftçinin arazisini aldığında yerel halk için iki kez zarar oluşuyordu. Artık topraklarını ekemiyorlardı. İkincisi başkasının ektiği ürünleri alma şansları yoktu. Çünkü yetiştirilen her ürün ihraç ediliyordu.

ESNEK ÜRÜN

Bu topraklarda “esnek ürün” politikası izlemek, büyük sermaye gruplarının işine geliyor. Uluslararası piyasalarda hangi ürüne talep varsa o ürün ekiliyor. Palmiye yağı, soya fasulyesi, şeker kamışı en gözde ürünlerden. Üstelik bazı ürünlerin biyo-yakıt olarak kullanılabileceğinin anlaşılması üzerine arazi kapatma uygulamalarının daha da hız kazandığını anlamak zor değil.

Boş araziler yatırımcıları ilgilendirmiyor. Onlar, bereketli toprakları olan, altyapısı bulunan, belirli sevk merkezlerine yakın olan arazileri seçiyor. Bu araziler de insanların yoğun olarak yaşadığı bölgeler oluyor.

Almanya’nın Global Arazi Etütleri Enstitüsünden uzman Kerstin Nolte, bazı ülkeleri gezerek bizzat tespitlerde bulunmuş. Zambiya, Gana ve Kenya’daki gezilerinden sonra edindiği izlenimleri şöyle aktarıyor Nolte: “Tarım işinde gelenekler görenekler de önemli. Örneğin Zambiya’da, hangi ailenin hangi araziye ne ekeceğine yerel yöneticiler karar veriyor. Hal böyle olunca büyük alıcılarla küçük çiftçiler arasındaki diyalogu yerel yöneticiler yönlendiriyor. Bu da büyük alıcılar lehine kararlar çıkmasına neden oluyor. Çünkü yönetici de olsalar, fazla paraları yok. Aracı oldukları arazi kendilerinin değil. Yani durum, yolsuzluğa son derece açık. Ortada büyük paralar dönüyor ve bunları denetleyecek daha yüksek resmi bir kurum yok. Bu yüzden Zambiya, topraklarının büyük bölümünü ticari tarıma kaptıran ülkelerin başında geliyor.”

GELECEK KAYGISI

Arazi kapatmanın belli başlı sebeplerinden biri de 2007’den itibaren dramatik olarak artan yiyecek fiyatları. Bu nedenle toprakları tarıma elverişli olmayan ülkelerin bir panik halinde bereketli toprakları satın aldığını görüyoruz. Gerek Körfez ülkeleri, gerekse de milyarı aşan nüfuslarını beslemek zorunda olan Hindistan ve Çin gibi ülkeler, gelecekteki yiyeceklerini teminat altına almaya çabalıyorlar. Körfez ülkelerinin halen 30 milyon olan toplam nüfusları, 2030’da 60 milyon olacak. Çin, 1 milyar 400 milyona dayanan nüfusunun daha fazla artmaması için çaba sarf ediyor. Nüfus artışını kısıtlamayan, 1 milyar 200 milyon nüfuslu Hindistan’ın on yıl içinde Çin’i geçeceği tahmin ediliyor.

Diğer yatırım gruplarını ise, gelecekte besin maddeleri ticaretinin çok büyük önem kazanacağını öngören ve büyük paralar elde etmeyi uman şirketler oluşturuyor. Bu şirketler, üretimlerini biyo-yakıt olarak satarak bir taşla iki kuş vurmayı da hedefliyorlar. Ancak arazi kapatanların sadece yabancı yatırımcılar olması gerekmiyor. Bizim toprak ağaları olarak bildiğimiz yerel yatırımcılar da işin içinde.

Araziler sadece satın alınmıyor, kiralanabiliyor da. Kira süreleri 25 yıl ile 99 yıl arasında değişiyor. Kiralamada yatırımcılarla ulusal hükümetler ilgileniyor.

Sonuçta hiç kimse sorunun Afrika ile sınırlı olduğunu düşünmemeli. Zira Afrika’dan kaynaklanan nüfus artışı, göç, kuraklık, açlık, hastalık, tarımda yetersizlik, kötü yönetim gibi sorunların ileride bütün dünyayı çok zor duruma düşüreceğine inanan ekonomistlerin sayısı hiç de az değil.

Yazarımız Nur Demirok da “Gıdada küresel krizin sinyalleri” başlıklı yazısında bu konuya açıklık getiriyor.

ALEV RİGEL





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir