Anasayfa / Makaleler / İçinden İnovasyon Geçmeyen Girişimcilik

İçinden İnovasyon Geçmeyen Girişimcilik




Gülay Özkan

Son yıllarda Türkiye’de neredeyse devlet politikası haline gelen girişimciliğin desteklenmesiyle birlikte doğal olarak her yerde girişimcilikten bahsediliyor. Ancak son zamanlarda “girişimcilerin çılgın yaratıcı olması” gibi bir klişe yaratıldığını fark ettim. Biz girişimcilerolarak ilgilendiğimiz konu yaratıcılık mı? Yoksa siz yeterince yaratıcı değil misiniz? Ya inovasyon?

Yazıyı “içinden deniz geçen şehir” İstanbul’dan da yazarken bu başlık da kaçınılmaz oldu.

Başlığımız yanlış!

Öncelikle başlığımız yanlış çünkü içinden inovasyon geçmeyen işlere zaten girişimcilik demiyoruz. Mesela mahallenizde 10 tane manav varsa ve siz aynı şekilde 11 ’inci manavı açıyorsanız hiçbir yenilik eklemeden, o zaman yeni bir iş sahibi olabilirsiniz ancak yeni bir girişim sahibi değilsiniz. Tek söyleyebileceğim batma riskinizin çok çok yüksek olduğudur. Peter Drucker’in tanımlaması ile bir işletme sahibine girişimci diyebilmemiz için işindeki herhangi bir şeyi (iş modeli, servis, pazarlama vs.) yenilikçi (inovatif) bir yöntem ile yapıyor olması gerekiyor.

Neden inovasyona ihtiyacımız var?

Drucker “Pratik uygulayıcıları farkında olmasa bile her pratik bir teoriye dayanır” der. Bu konunun teorisinden de bahsederken de Schumpeter’dan bahsetmemek mümkün değil. Schumpeter 1930’larda getirdiği yaklaşımda ekonomik dalgalanmalarda inişlerin tek ve tek çıkış yolunun inovasyon ve bu ino-vasyonu gerçekleştiren girişimciler olduğunu söyledi.

Bu teoriye göre ekonomik daralmanın durması ve yeniden büyümeyi sağlayacak asıl kişiler girişimcilerdir. Yani dünyada bu dönemde bu kadar “girişimcilik” pazarlamasının yapılıyor olması bir tesadüf değil!



Hepimizin tahmin edebileceği gibi tüm hibe ve teşvik gibi destekler ekonomik büyümeyi sağlamak amacı ile veriliyor. Schumpeter’i da artık bildiğimize göre bu desteklerin ancak inovasyon içeren projelere verilirse bu misyonu yerine getirdiğini de artık biliyoruz. Yoksa boşuna dağıtılmış, geri dönüşü olmayan paralar olmaktan öteye gidemez.

Biz girişimci olarak Schumpeter’i biliyor olmayı pratik hayatımızda nasıl uygulayacağız? Eğer projelerimiz inovasyon içermiyorsa bunlara yatırım yapmanın ne kadar riskli olduğunun farkında olacağız, ikinci ve asıl önemli unsur, bu projelerle başvurduğumuz desteklerden eğer sonuç alamıyorsak bunu bu kurumların beceriksizliğine değil, işlerini doğru yaptığını ve bizim yanlış yaptığımızı biliyor olacağız.

Siz yoksa yaratıcı değil misiniz?

Aslında bu yazıyı yazmama sebep olan konu bu idi. Yani “girişimcilerin o çılgın yaratıcı olma” klişesinin yaratılması. Ve “girişimcilik” ve “yaratıcılık” kelimelerinin bu kadar sık aynı cümlede kullanılması.

Girişimcilik perspektifinden bizim ilgilendiğimiz şey inovasyondur, yaratıcılık değil. Elbette yaratıcılık inovasyonun kaynağı ama hepsi değildir. Mesela çok yaratıcı yeni bir elma satma yöntemi / modeli düşünmüş olabiliriz. Bu yaratıcıdır ancak bunu bir işe dönüştürüp bir fayda sağlıyorsanız bu ancak inovasyon olur. Bizim ilgilendiğimiz bu İkincisi. Dolayısı ile yaratıcılığınız ile biz direkt ilgilenmiyoruz.

Son olarak ekonomiyi kurtaracak askerler olarak biz girişimciler için, bu zor ve çetrefilli mücadalede inovasyon bizi yaşatacak olan temel unsurdur. Yani içinden inovasyon geçmeyen bir girişimcilik olamaz ve de bununla hiç mi hiç ilgilenmiyoruz!

Not: Gelecek aylarda cevaplamamı istediğiniz soru ve konular olursa, bana @gulay-ozkan twitter hesabından ulaşabilirsiniz.

Gülay Özkan





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir