Anasayfa / Kariyer ve İş / İş Hayatında Manik ve Depresiflik Dönemi

İş Hayatında Manik ve Depresiflik Dönemi




Manik depresif iş hayatı

depresifBir dönem mutsuz, karamsar, isteksiz hissediyor, içinize kapanıyor, bir dönem de tam tersi, enerjik, mutlu, üretken, özgüveni yüksek bir hale bürünüyorsanız yani iki ayrı uç noktada dolaşıyorsanız bipolar (manik depresyon) rahatsızlığınız olabilir. Genelde genetik olarak geçen bipolar, iş hayatında da insanları zor durumda bırakabiliyor. Depresif döneminde çalışan verimsizleşiyor, iş yapmak istemiyor. Mani döneminde ise gözle görülür bir yükseliş oluyor terfi alanlar bile çıkabiliyor. Hatta bu hastalığı olan kişilerden bazıları en büyük başarılarını mani döneminde kazandıklarını söylüyor.

“Teşhis 6 yıl önce kondu. Tanıyan herkes beni dengesiz olarak tanımlıyordu. Bir dönem mecbur kalmadıkça yıkanmayacak kadar kendime özensizken bir dönem ellerimi günde 50 – 60 kez yıkayacak kadar abartıyordum. Tarzım olmayan kıyafetler giyip, karakterimi yansıtmayan hareketler sergiliyordum. Sonra arkadaşlarımın baskısıyla bir psikiyatriste gittim ve teşhis bipolar oldu. Teşhis ilk koyulduğunda doktorun verdiği ilaçları almadım. Bunun bir hastalık olduğunu kabullenmedim de diyebilirim. Her insan zaman zaman içine kapanırdı ve bu normaldi. Yıllar geçtikçe durumum daha da kötüleşti. Her manik dönemde iyileştiğimi düşünerek doktora gitmedim. Geçtiğimiz sene depresyon belirtileri ve intihar girişiminden sonra bir doktora görünmeye karar verdim. Doktorumun verdiği ilaçlar ile biraz normale döndüm. Depresif dönemlerde içimden çalışmak gelmiyordu. Yaptığım işe, insanlara tahammülüm yoktu. Sürekli negatif enerji yayan birinin bir şirkette barınması ne kadar mümkün olabilir? Bir keresinde yeterince çalışmadığım için işten çıkartıldım. Şu an eski patronumun haklı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim, ancak o an ben zaten çabalıyordum ve bunu kimse görmüyordu. İşimi kaybetmenin etkisiyle iyice bunalıma girdim. Ta ki manik döneme geçene kadar. Bu dönemlerde işlerin daha iyi gittiğini söyleyebilirim. Kendimle barışık dönemlerimde düşüncelerimi daha iyi ifade edebiliyorum ve insanların vakit geçirmekten hoşlandığı, eğlenceli bir insan haline geliyorum. Beni bu halimle tanıyan insanlar bunun doğal halim olduğunu sanıyorlar. Oysa bu benim ilaçlar ile bastırılmış ve kendimi kontrol etmeyi öğrenmiş halim. Masamın üstü yapılacaklar listesi ve notlarla dolu. Çoğu zaman kendi kendimin patronu gibi davranarak sorumluluklarımı eksiksiz yerine getirmeye çalışıyorum. Tek üstesinden gelemediğim şey ani parlamalarım. Bunun yüzünden uyarı da aldım.

Çalıştığım kimseye böyle bir rahatsızlığım olduğunu söylemedim. Samimi bir ortam da olsa maalesef herkes kendi menfaati için başkasının ayağını kaydırma derdinde. Kimseye böyle bir koz vermek istemedim. Onun yerine kendimi kontrol etmeyi öğrendim.”

Bunlar 25 yaşında, dijital bir ajansta çalışan genç bir kadının yaşadıkları.

‘Bipolar rahatsızlık’ ya da ‘bipolar duygudurum bozukluğu’ iki uçlu duygu nöbetleriyle seyreden, depresyon ve mani tablolarına yol açan nörobiyolojik temelli psikiyatrik bir rahatsızlığa deniyor. Bipolar bozukluk çökkünlük (depresyon) ve taşkınlık (mani, yükselme) nöbetleri ile biliniyor. Depresyon döneminde çökkün duygu hali, isteksizlik, yaşamdan zevk almama, değersizlik duyguları, gelecek hissinin kalmaması, problem çözememe ve kendine bakımda belirgin bir bozulma oluyor. Mani döneminde ise, bunların tersi yaşanıyor. Çok konuşma, az uyuma, kendine gerçeğin ötesinde aşırı güven, aşırı risk alma, dikkatte artma ancak konsantrasyonda bozulma söz konusu.

20’li yaşlarda ortaya çıkıyor

Türkiye için geniş bir araştırma verisi yok ama hastalığın ağır belirtilerini yaşayan kişi sayısının 750 bin civarında tahmin ediliyor. ABD’de yapılan bir araştırmada, hastaların yüzde 90’ı bipolar bozukluğun iş performanslarını etkilediğini, yarısı hasta olmayan kişilere göre daha sık iş değiştirmek zorunda kaldığını, çok sayıda kişi yükseltilmediğini bildirmiş. Bu sorunlar düzenli tedavi görmeyenlerde daha yüksek oranda saptanmış.

Bipolar bozukluk hastalarının genellikle 20’li yaşların başında ilk ataklarını yaşadıklarını belirten Psikiyatr Dr. Ali Hilmi Yazıcı ergenlik döneminde de görülebildiğini söylüyor. Ortalama başlangıç yaşı erkeklerde 18, kadınlarda 20. Hastalığın ortaya çıkmasında bireyin genetik ve bünyesel özellikleri ile belirlenen beyin kimyası, psikolojik tarihi, kişilik özellikleri ve içinde yaşadığı çevre/zorlayıcı etmenler etkili oluyor. Birinci derece akrabalarda bipolar bozukluk olan bir bireyde aynı hastalığın görülme olasılığı ortalamanın 7 katı oluyor.

Başlangıçta hastaların yüzde 75’ine doğru tanı konulamadığını belirten İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sibel Çakır, bir araştırma sonucuna göre ilk hastalık belirtileriyle kesin tanı arasında ortalama 10 yıl geçtiği söylüyor: “İlk belirtiler ergenlik sorunları, depresif bozukluk, anksiyete bozukluğu, uyku problemleri gibi sorunlarla sıklıkla karıştırılıyor.”

Doğum sonrası kadınlar için riskli dönem. Erkeklerde de askerlik dönemi hastalığın başlangıcı için kritik.

İş hayatını nasıl etkiliyor

Bir dönem depresif, içe kapanık bir ruh hali, bir dönem de aşırı üretken, enerjik ve neşeli bir hal. Bu durum tabii ki iş hayatında dengesizliklere neden olabiliyor. Yazıcı, bazen çok bilmişlik, dinlememe, aşırı kendine güven ve bitmek bilmeyen enerjinin iş yerinde duruma göre ilginç sonuçlar verdiğini söylüyor: “Bazen yorulmayan ve azimli bir çalışan, bazen başkalarına tepeden bakan küstah bir insan fotoğrafı karşımıza çıkabilir. İnsanlar hasta çalışanı tanıyamaz hale gelirler. Bazen işten çıkarmalar bazen de seyrek olarak terfi etmeler bile söz konusu olabilir. İş ortamında özellike uykusuzluk hastalığın tekrarlamasına yol açabilir. Gece nöbetleri ile giden iş yaşamları bu hastalar için uygun olmayabilir. Bu yüzden bu insanların hayatını kolaylaştıracak önlemler alınmalıdır.”

Çakır, ağır ve uzun çalışma saatleri, uykusuzluk, özellikle vardiyalı işler, uzun seyahatler, yoğun stresin hastalığı tetikleyebileceğini söylüyor: “Hastalığı işyerinde gizli tutmaya çalışma, ilaç içtiğini ve tedavi gördüğünü saklama, doktor kontrolüne gideceği zamanlar izin alamama stres kaynağıdır ve önemli zorluk yaşatır. Hastalık dönemleri başladığında ise dikkat ve konsantrasyon bozukluğu üretkenliği olumsuz etkiler. Bipolar bozukluğu olan kişelere gece vardiyası, nöbeti olan işleri asla önermiyoruz. Çünkü düzenli bir yaşam ve uyku düzeni bipolar bozuklukta iyi kalmak için oldukça önemli.”

Söylenmeli mi saklanmalı mı?

Bipolar bozukluk tanısı olduğunu açıklamanın kişinin kendi koşullarına göre vereceği bir karar olduğunu belirten Çakır, hem Türkiye’de hem dünyada damgalanma ve ayrımcılığın önemli bir sorun olduğunu söylüyor: “İlk aşamada hastalığı çalışma arkadaşları ile paylaşmamak iyi olabilir. Fakat işe gelememe, doktor randevuları için yokluğu açıklama gereği; anlayış gösterebilecek yönetici ya da yakın iş arkadaşı ile paylaşılmalı. Bu, stresin azalması için önemli. Proje odaklı, yoğun ve kısa periyotlu, değişken ve belirsiz saatleri olan işlerden çok, uzun süreli, dengeli, belirli çalışma saatleri olan işler tercih edilmeli. Gün içinde stresi azaltıcı önlemler, küçük yürüyüşler, 15 dakikalık aralar, gevşeme egzersizleri yararlı olabilir. Unutkanlık ve dikkat problemleri için hatırlatma notları ve ajanda kullanmak önemli. Tabii düzenli ilaç almak ve uyumak ilk şart olup hayatidir.”

Özellikle mani sonrası işe dönen hastaların çevrenin değişik tepkilerine maruz kalabileceğini belirten Yazıcı, o dönemin içinde sonradan mahçup olacakları davranışın içine girmiş olabileceklerini söylüyor. Bunlar patrona meydan okumaktan, artmış libidolarının etkisinde iş ortamında flörtöz davranışların içine girmeye kadar gidebiliyor. Böyle durumlarda yöneticilerin hastalık dönemi biten çalışanın işe dönmesini kolaylaştıracak önlemler alması gerekiyor.



YAŞAYANLAR NE DİYOR?

Umutsuzluğa düştüm

K.M (45), erkek, finans denetim sektöründe çalışıyor: “13 yıldır bipolar bozuklukla yaşıyorum. Rahatsızlığım, o dönemde gerek benim gerek çalışma arkadaşlarımın hastalık hakkındaki bilinçsizliği nedeniyle iş yaşamımın bir yıl boyunca kesintiye uğramasına yol açtı. Daha sonrasında nükseden ataklardan kaynaklı iş değiştirmek zorunda kaldım. Kariyerimin hiçbir zaman eskisi gibi parlak olmayacağı, işimde başarısızım gibi duygulara kapılıp umutsuzluğa düştüğüm oldu. Spor yapmanın ya da fiziki olarak çalışıp üretmenin bu umutsuzluğu yendiğini gördüm. İş görüşmelerinde bipolar rahatsızlığınızın olduğunuzu söylemek ne yazık ki ülkemizde, baştan kaybetmek anlamına gelebilir. O yüzden görüşmelerde durumdan bahsetmemek ‘normal’ olacaktır. İşe yerleşip bir müddet alışıp yol aldıktan sonra bu durumu paylaşmak ise ‘a-normal’ olmaz. Bipolar duygudurum değişikliğini tetikleyen en önemli etkenlerden birisi de çalışma hayatından kaynaklı stres. Bu etkeni en aza indirmek için, çalıştığım iş yeri ile hastalığımı uygun zemin ve ortamda paylaşıyorum. Kendimi iyi hissetmediğim zaman iş yerine gitmeme ya da kısa tatil yapma zeminini yaratmaya, yöneticilerimi durum hakkında bilinçlendirmeye çalışıyorum.”

Firmalarla sorun yaşandı

S.S 29 yaşında, erkek, bir organizasyon firmasında IT departman sorumlusu: “Teşhis 2 hafta önce kondu. Duygudurum değişikliklerim, aslında çok iyi hissediyorken birden dibe vurmuş hissetmem (her an olabiliyor), her an bir şey olacakmış gibi bir his, yoğunlaşamama, gündelik hayatımdaki farklılık (iştahsızlık, uykusuzluk vs.) ve unutkanlık had safhada olunca bir görüneyim dedim. Alkol ve sigara alışkanlığım (ki ben sigara kullanmıyordum sadece alkolle içen biriydim) arttı. Hastalığımı iş yerinde kimseyle paylaşmadım. Bu yüzden neden bu halde olduğumu ailevi vs. gibi geçiştirdim. Olumsuz yönde çok değişim olduğu için iş arkadaşlarım ve patronumla tartıştım. Yanlış birkaç e-posta gönderdim ve partner firmalarla sorun yaşandı, kongrede konuşmacı olan çok önemli bir hocanın uçak saatlerini bildirmeyi unuttum. İşe geç kalmalar yetiştirememeler vs.”

Başarı kazandım

T.S (36), erkek, pazarlamacı: “İşyerinde bipolar çok büyük bir sorun veya aksine çok büyük bir avantaj olabiliyor. Benim için şiddet içermeyen ve agresif olmayan hipomanik dönemler yaratıcılığı ve enerjiyi artırdığı, uyku ihtiyacını azalttığı ve getirdiği özgüvenle çalışma arkadaşlarını çok etkileyen bir profil yarattığı için ciddi başarılar getirdi. Hipomanik dönemler adeta kokain etkisi yaratıyor ve işyerinin süperstarı olmanızı sağlayabiliyor. Her ne kadar depresif olduğum dönemlerde olumsuzluklar yaşamış olsam da, kariyerimdeki başarıyı getiren bipolar dönemlerden dolayı memnunum. Büyük bir şirkette çalışıyoranız işyerinizde teşhis almamış bir çok başka bipolar olduğunu fark edeceksiniz. Sağlam bir içgörü ve doğru destekle bipoları bir hastalık olmaktan çıkarıp avantaja dönüştürebilirsiniz.”

Nöbetler tetikledi

C.E (29), kadın, uzman doktor: “Lise son sınıfta rahatsızlandım. Ne olduğunu anlamamıştım, annem doktor olmasına rağmen o da farkında değildi. Geçirdiğim atak sonrasında tanı kondu ve tedavi başladı. Tıp eğitimim boyunca uykularım düzenli olduğu için rahatsızlanmadım ve doktor gözetiminde bir süre ilaçsız devam ettim. Asistanlığım sırasında nöbetlerde uykusuz kalmam hastalığımı tetikledi ve tekrar ilaç tedavisine başlandı. 10 yıllık bipolar bozukluk tanısından sonra aile desteği ve düzenli bir hayat olması şartıyla pek çok kişiden daha sağlıklı ve başarılı olduğumu gördüm. Aslında korkulması gereken bir hastalık olmadığını, tedavi ve uyku düzeni ile yaptığınız işte çok da başarılı olunabileceğini anladım.”

Bipolar biriyle zıt

U.C 18 yaşında, erkek, lise öğrencisi, bir girişimcilik akademisinin kurucusu: “16 yaşımda hastalığım ortaya çıktı. Üzücü bir olayda herkesten çok üzülüp, güzel bir olayda herkesten çok sevinirdim. Genç yaşımda iş hayatına atılmamı ve beraberinde çeşitli başarılar elde etmemi sağlayan şeyin bipolarlık olduğunu düşünüyorum. Hastalığım nedeni ile çalıştığım projelerde büyük tartışmalarım çok olmuştur. Eğer önemli bir karar aşamasında bipolar biriyle zıt fikirdeyseniz işiniz çok zor, kendimden biliyorum. Ani öfkelenme ve manik çıkışlarım sonucunda sonuca ulaştırmak üzere olduğum bir projenin iptal olduğu dahi olmuştur.

Hollywood’da çok moda

ABD dizilerinden Homeland’ın kahramanı Carrie, Irak’ta esir düşmüş bir eski Amerikan askerinin geri dönüp terör saldırıları düzenleyeceğine inanan ama kimseyi inandırayaman bir CIA ajanı. Seyirci ikinci sezonda çok farklı bir Carrie ile karşılaşıyor: Kırılgan, dengesiz, günü gününe uymayan, parlak, içgüdüleriyle hareket eden Carrie gitmiş, yerine bahçe çapalayan, vejetaryen, lazanya düşkünü bir genç kadın gelmiştir. Bu değişiklik bipolar bozukluğunu tedavi içir Carrie’ye verilen ilaçların sonucudur… İşten el çektirilmiş, komplo teorilerinin boşluğunu yün örerek doldurmaya başlamıştır ama çok sürmeyecek, manik-depresyon onu gene maceralara atacaktır. Amerikan seyircisinin bu bipolar kahramanda ‘kendini ve Amerikan toplumunu gördüğü’ söyleniyor. Bir inişli bir çıkışla ruh halleriyle bipolar kahramanlar Amerikan toplumunun ‘bugün işler kötü gidiyor ama yarınlar çok iyi olabilir’ umudunu besliyor. Bu yüzden Six Feet Under, Law & Order, Shameless, Friday Night Lights gibi diziler hatta Silver Linings Playbook gibi komediler bile senaryolarına birer ikişer ‘bipolar kahramanlar’ katmayı ihmal etmiyor.

Jim Carrey’den Winona Ryder‘a, Kim Novak’tan Catherine Zeta-Jones’a, psikiyatrik çıkış yapan yıldız çok. Le Nouvel Observateur’e konuşan psikiyatr Thierry Haustgen ‘Açıklamalara bakarsanız nüfusun yüzde 5 ila 10’u bipolar. Aslında gerçek hastaların oranı yüzde 1’i geçmez” diyor ve ekliyor “Gerçek hastaların yüzde 30’u ihtiharı deneyenler, yüzde 10’u ise bunu başaranlar’. Dr. Haustgen ‘Gençek hastalar bipolar morasından çok kötü etkileniyorlar ve hastalıkları derinleşiyor’ diyor. (Le Nouvel Observateur, 7 Şubat 2013)

Yaratıcılık-bipolar ilişkisi

Nietzsche, Churchill, Lincoln, Goethe, Van Gogh, Hemingway, Virginia Woolf… Bipolar dahiler son yıllarda ‘Yaratıcılıkla bipolarlık arasındaki ilişki nedir?’ tartışmasına sebep oluyor. Woolf’un kocası, 59 yaşında intihar eden yazarın ultra-yaratıcı dönemlerinde kuşların Yunanca konuştuğunu iddia ettiğini, ardından derin bir depresyona düştüğünü anlatır. Tabii her bipolar dahî olacak diye bir kural yok. Dahilerin, aynı hastalıktan muzdarip kardeşleri ve çocukları da dahil: Branwell mesela, Brontë kardeşlerin erkeği, kısa ömrü demans krizleriyle geçmiştir. Eugène, Victor Hugo’nun 37 yaşında ölen oğlu; Wilhelmina, Vincent Van Gogh’un son yıllarını psikiyatri hastanesinde geçiren kız kardeşi gibi; ömrünün son yıllarını Mayo Kliniği’nde geçirdikten sonra 62 yaşında intihar eden Ernest Hamingway’in, sonu aynı olan babası, erkek kardeşi, kız kardeşi ve torunu gibi…

Anlayışlı olun

İş yerinde bu rahatsızlığı olan çalışma arkadaşlarınız varsa iyileşmesi için çevresine de iş düşüyor. Özellikle de yöneticilerine. Rahatsızlık döneminde uzman desteği alması için incitici olmayan bir tutumla yaklaşmak, uygun konuşma yöntemlerini kullanmak gerekiyor. Bu durumun dönemsel olduğunu bilmek, tedavi sürecini desteklemek, iyileşme sonrası adaptasyonu ve yeniden işe dönüşü kolaylaştırmak önemli. Tüm bu süreçte iş ortamında mesai arkadaşlarının ve yöneticilerin anlayışlı olması, gerektiğinde işten izin almasının sağlanması gerekebiliyor. Yazıcı, “İdeal olan sosyal hizmet uzmanlarının aracılığı ile insan kaynaklarının tedavi sürecindeki uzmanlarla hastanın saygınlığını incitmeden iş birliği içinde olmalarıdır” diyor.

Hürriyet İK – Zeynep MENGİ





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir