Anasayfa / Makaleler / Uzaklığı Aşma ve Yakın Olana Kavuşma

Uzaklığı Aşma ve Yakın Olana Kavuşma




Uzaklığı Aşma ve Yakın Olana Kavuşma

İman gibi bir ortak paydası olan insanlar bir ve beraber olmak için başka ortak paydalara ihtiyaç duyar mı? İslamî öğretiler, duymaması gerektiğini söylüyor; çünkü İslam, dil, ırk, cins vs. gibi insanı insandan ayıran bütün özellikleri iman potası altında eritiyor.

Eritmemiş olsaydı, kabile mensubiyetinden mesleğe kadar uzanan farklılıkları gerektiğinde yıllar süren savaş sebebi yapan Arap cahiliyesinden ebedlere kadar insanlara örnek olacak asr-ı saadet toplumu çıkar mıydı? Dünün bedevi Arapları Bediüzzaman Hazretleri’nin yaklaşımı ile bütün insanlığa medeniyeti öğretecek muallim seviyesine yükselir miydi?

İyi ama böylesi bir inanca ve mirasa sahip olan biz günümüz Müslümanları, bu hakikatin ne derece farkındayız; hangi seviyede bu öğretileri hayatımıza taşıyoruz? Cevap; maalesef menfi. İster devletler, ister cemaatler, isterse fertler hangi seviyede meseleyi ele alırsanız alın, netice değişmiyor. Her üç seviyede bazı istisnaların varlığı maalesef genel manzarayı ve menfi dediğimiz neticeyi değiştirmiyor.

İşte yine ders halkasındayız ve işte yine her ne zaman bu mesele açıldığında söz ummanında yüzmeye duran Hocaefendi var karşımızda. Neden? Çünkü bu mesele hem Müslümanların, hem Müslümanlığın hem de insanlığın bugün ve yarınki kaderini alakadar eden ciddi ve büyük bir mesele. Hocaefendi ise bu büyük derdi dert edinmiş dertli bir insan. Dertli de ‘söyleyen’ olduğuna göre, o konuşmayacak da kim konuşacak? Şöyle bir teşbih ile de yaklaşabiliriz buna; Hocaefendi bu derde âşık olmuş iflah olmaz bir âşık. Mâşukunu görünce âşığın dilinin bağı çözülüyor ve söz ummanlarının içine iradî olarak dalıyor.



Önce vakıayı tespitle işe başladı. Rasyonel adımlar atabilmek için şart bu türlü bir başlangıç. Fiilî durumu baz alacak ve ona göre tedaviye tasaddi edeceksiniz zira. “Benim tekye ve zaviyelerde yetiştiğim dönemlerde birbirlerini çekememezlikler vardı tarikatlar arasında. Hissî rekabet oluşmuştu kendi aralarında nasıl olduysa. Üstad o dönemde böylesi bir rekabet alanı içine girmemiş. Girseydi, tarikat dairelerinin dışında yerini alan yüzde 80’e ulaşamazdı. Girseydi, birbirleri ile çatışan taraflardan biri olur ve yol yürüyemez, mesafe kat edemezdi.”

Bir arkadaş devreye girdi: “Haydi öyleyse hep hayırlara koşun, yarışın.”, “İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar.” ayetlerini hatırlattı. Aslında mevzu netti; çünkü ayetler hayırda yarışı emrediyordu yoksa hayırda yarışırken birbirinize rekabet edin, haset edin, düşman olun demiyordu. Ama yarışın tabiatı rekabeti gerektiriyorsa -ki gerektiriyor- bu rekabeti nasıl aşmalı? Şahsen sorunun bu eksende sorulduğunu düşündüm. Hocaefendi de tamamlanmayan sorudan bunu anlamıştı; çünkü cevap bu istikametteydi. Dedi ki: “Tenafüsün (yarışın) bir ucu hasede dayanır. Bence tenafüsü şöyle anlamak lazım; bakın bu iman ve Kur’an hizmetinde bulunan arkadaşlarımız, kardeşlerimiz Allah’ın rızasını kazanacak işler yaptılar. Bizim bunlardan ayrı kalmamız, cüda düşmemiz doğru olmaz. Madem onlar yapıyor biz de yapalım. Eğer böyle düşünür, inanır ve çalışırsanız hem hasetlere girmez, hem de yaptığınız işlerde bereket bulursunuz.”

Sonra İzmir’li yıllarda yaşadığı bir hatırasını anlattı. Bornova’da yatsı namazlarında yaptığı irticali soru-cevap sohbetlerinin birinde bir başka camianın şeyhinin yapmış olduğu hizmetleri anlatmış ve hakkında hüsn-ü şahadette bulunmuş. Hocaefendi’yi yakından tanıyanlar için çok sıradan, adiyattan bir şey bu; çünkü hayatının her bir döneminde İslam’a küçücük dahi olsa hizmeti geçmiş herkesi ayakta alkışlayan, gıyaplarında söz ettirmeyen bir insan o. Kaldı ki bir camianın şeyhi olacak ve aleyhinde konuşacak; imkânsız bir şey bu.

Camide 500 km’lik bir mesafeden arkadaşların teşvikiyle vaaz ve sohbeti dinlemeye gelmiş ve konuşulan şeyhin camiasına mensup bir mürid varmış. Hayretler içinde dinlemiş cevabı. Çünkü “Hocaefendi şeyhimizi sevmez, aleyhinde konuşur” türünden şeyler duymuş daha önce başkalarından.





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir