Teknoloji İnovasyon

Bulut Teknolojisine Geçişin Avantajları Neler?

Bulut teknolojileri bölgesel etkinliğimize nasıl katkı sağlar?

TÜRKİYE bulut kullanımının hızla yaygınlaştığı bir ülke ve bulut kullanımını artırmak konusunda önemli bir potansiyele sahip. Ancak karşılaştırmalı verilere baktığımızda bu fırsatın tam anlamıyla açığa çıkarıldığını söylemek biraz güç. Türkiye’de bulut hizmetleri kullanan şirketlerin oranı sadece yüzde 10. ABD’de ise sadece KOBl’lerin yüzde 87.5’i bulut teknolojilerini kullanıyor. Teknoloji endüstrilerine yönelik pazar araştırmaları yapan IDC’nin 2021 öngörülerine göre, bulut bilişim hizmetlerine yapılan harcamalar ve buluta uygun donanım, yazılım ve hizmetlerin toplam hacmi globalde 530 milyar doların üzerine çıkacak. Bulutun sağladığı operasyonel kolaylık, verinin güvenli saklanması ve iş sürekliliği gibi avantajlar, 2020’ye kadar iş trafiğinin yüzde 67’sinin buluta kayacağını gösteriyor. Peki, Türkiye’de bulut altyapısının yayılmasına neler engel oluyor? Buluta geçişin avantajları neler? Bulut teknolojileri bölgesel etkinliğimize nasıl katkı sağlar? Bulut dünyayı nasıl demokratize ediyor? Uzmanlar yorumladı…

KÜÇÜK BALIK BÜYÜĞÜ YER

VMware Türkiye Ülke Direktörü Murat Mediçeler’in aktardığına göre, 2018 itibariyle Türkiye’de şirketlerin sadece yüzde 10.1’i bulut hizmetlerini kullanıyor. Bu oran Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama yüzde 26, İngiltere’de yüzde 42, Danimarka’da yüzde 56, Finlandiya’da ise yüzde 65’e kadar çıkıyor. Bu anlamda ilk hedefimizin Avrupa ortalamasını yakalamak olması gerektiğini ifade eden Mediçeler, her ölçekten şirket için buluta geçmenin avantajlı olduğunu söylüyor.



“Maliyet, otomatik ölçeklendirme, felaket kurtarma ve güvenlik gibi avantajlar tüm şirketlerin hayatını kolaylaştırıyor. Öte yandan, bir start-up firması bulut ortamında kolayca ve hızla fikrini gerçekleştirebilirken, büyük kurumlar onlarla yanşamaz hale geliyor. Bu noktada şirketlerin klasik hizmet ve uygulamalarım modernize etmesi ve küçük start-up firmalarla yarışacak inovasyonları sistemlerine entegre edebilmesi gerekiyor” diyen Mediçeler’e göre, müşteri taleplerinin hızla değiştiği günümüzde şirketler donanım yatırımı yapmadan çevik bir şekilde yeni uygulama ve hizmetler geliştirmek zorunda. Aksi halde onlarm yerini küçük ve çevik start-up firmaları hızla doldurabilir. Yani küçük balık büyük balığı her an yiyebilir.

Bulut Teknolojisi

FİNANS SEKTÖRÜ ÖNCÜ

Özellikle finans sektörünün bu küçük balık büyük balık arasındaki rekabeti çok iyi anlamış durumda oluğunu vurgulayan Mediçeler, “Pek çok Avrupa bankasının fintek start-up’ları satın almaları da bunun bir göstergesi. Bu noktada, sunucu sanallaştırma ve hibrit bulut konseptinin regülasyonlar nedeniyle de gerekli olduğunu belirtmek isterim” diyor.

Buluta geçişte hem dünyada hem de ülkemizde kurumlan yavaşlatan bazı etkenler olduğundan da bahseden Mediçeler, konuyu şu şekilde özetliyor:

“En önemli psikolojik engel şirketlerin güvenlik endişelerine dayanıyor. Buluta aktarılacak verilere yetkisiz kişilerin kolayca erişebileceği ihtimali nedeniyle şirketler verilerini buluta taşımak istemiyor. Kurumsal işletmelerin bir kısmı da kendilerine özgü nedenlerle önemli iş yüklerini ve verilerini bulut üzerine taşımaya sıcak bakmıyor. Ekonomik sebepler de buluta geçişte önemli bir engel teşkil ediyor. Kurumlar artık, daralan veya durağan bütçeler nedeniyle daha verimli altyapılara geçmek zorunda olduklarının farkında. Fakat şirketlerin çoğu hem geleneksel hem de mobil uygulamaları için ayrı ayrı, fakat birbiriyle paralel bir şekilde işleyen altyapılar geliştirecek kadar yüksek maddi kaynağa sahip değil. Tüm bu sistemlerin yönetimi çok fazla zaman ve kaynak tahsisi anlamına geliyor. Biz bulut teknolojilerinin geleceğinin kullanıcıya seçme özgürlüğü ve esnekliği veren hibrit,bulut teknolojisinde olacağına inanıyoruz.”

TRAFİĞİN YÜZDE 67’Sİ BULUTA

Cisco Ortadoğu ve Afrika Başkan Yardımcısı David Meads ise Türkiye’de bulut kullanımının her geçen gün artmakta olduğunu belirterek, “Genel olarak Ortadoğu ve Afrika’da bulut bazlı servislerin artan kullanımına şahit oluyoruz. Global çapta hibrit ve. ortak bulut hizmetlerinin devreye alınma oranında artış göreceğiz ve bu MEA bölgesi için de geçerli” diyor. Cisco’nun VNI raporuna göre, MEA bölgesinde genel bulutun dört kat büyüyecek, 2017’de 2.2 milyon olan buluta erişebilen kişi sayısı 2020’de 9.1 milyona çıkacak. Genel buluttaki iş yükünün de 2020’ye kadar iki katma çıkacağını, trafiğin yüzde 67’sinin buluta kayacağını öngören Meads’e göre, internete bağlı kişi, cihaz ve süreçlerin artması veri miktarını da arttırıyor. Mobil sensörler, kameralar ve veri arşivleri ile hemen her nokta artık dev bir veri kaynağına dönüşüyor.

Bu veri artış hızının sonucu olarak 2020’ye gelindiğinde, şirketlerin 50 kat daha fazla veriyi yönetmek zorunda kalacağını vurgulayan Meads, “Veriyi anlamlı hale dönüştürmek için gereken aplikasyon, veri merkezi ve depolama kapasitesi ihtiyacı artarak bu işlemlerin maliyetini yükseltiyor. İşte bu noktada bulut, yüksek miktarda veriyi yönetmek, maliyetleri ve riskleri düşürmek ve online hizmetleri kullanarak süreçlerini iyileştirmek, kıvraklık kazanmak isteyen şirketlere pek çok inovatif fırsat sunuyor. Bulut bazlı veri işlemleri ve yönetimi ortamında dış kaynak kullanımı da bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor. Bu da şirketlerin kısıtlı kaynaklarını daha verimli kullanmalarına, kurumsal kontrolü sağlamalarına ve verim artışına olanak sağlıyor” diyor. Bulut hizmetlerinin yaygınlaşmasının tüketim ve iş modellerini de değiştirerek son kullanıcı deneyimine etki edeceğine inanan Meads, büyük şirketlerin bulut kullanımına son dönemde hızla geçiş yapmakla birlikte, KOBİ’lerin ise bulutun avantajlarını henüz anlayamadıklarını ifade ediyor.

VERİYİ DEMOKRATİKLEŞTİRİYOR

Red Hat Türkiye Genel Müdürü Haluk Tekin ise, hibrit ve özel bulut çözümlerine özellikle yerel tele-kom operatörleri ve bankalardan gittikçe artan bir ilgi gözlemlediklerini ifade ederek, “Bulut teknolojisinden faydalanan kurumlar, mevcut altyapılarının kısıtlamalarına fazla takılmadan kurumsal BT sistemlerinden bekledikleri çevikliği ve verimi alabiliyor. Güvenlik, mobilite, şirket içi işbirliği, kalite kontrol, felaket kurtarma, kayıp önleme, rekabet avantajı ve sürdürülebilirlik gibi önemli katkıları da buluta dahil edebiliyor ve bu sayede müşterilerinin taleplerini çok daha hızlı bir şekilde karşılayabiliyorlar” diyor. Tüm BT işlemlerini buluta aktaran firmaların önemli derecede esneklik kazanarak müşterilerinin ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verebilir hale geldiklerine işaret eden Tekin şunları aktarıyor:

“Bulut teknolojisi kullanıcıların gereksinim duydukları araçları günler, haftalar veya aylar içinde değil, dakikalar içinde devreye almalarına yardımcı oluyor. Örneğin, Turkcell yakın zamanda Birleşik Telko Bulutu adını verdiği merkezi sanallaştırma altyapısı (NFVi) oluşturduğunu duyurdu. Firma bu altyapısında sunduğu tüm hizmetleri Red Hat OpenStack kullanan bir sanallaştırma platformunda bir araya getiriyor. Turkcell dilediği sanal ağ işlevini daha hızlı uygulayabilecek hale geliyor ve gerekli gördüğü kaynakları daha esnek bir şekilde ölçeklendirebiliyor. Ayrıca Telko Bulut üzerinden Türkiye’nin dört bir yanma sağlayabildiği müşteri trafiği 1.8 Tbps’i aşarken, mevcut altyapılarına kıyasla yeni hizmetlerini üç kat daha hızlı bir şekilde başlatabiliyor. Verilerin demokratikleşmesini sağlayan bulut teknolojisi sayesinde veriler artık en çok ihtiyaç duyan kişilere rahatlıkla erişebiliyor. Eskiden veriler çoğunlukla BT departmanının kontrolü altındaydı.

Bulut sayesinde şirket içindeki farklı uzmanlıklara sahip çalışanlar rahatlıkla verilere erişebiliyor ve bu da şirketlere rekabet avantajı kazandırıyor.”

AMAZON’A YERLİ RAKİP

Medianova CEO’su Serkan Sevim’e göre, Türkiye bazı servislerde bulut kullanmaya çok alıştı ve veri konusunda ciddi bir talep oluşuyor. Bugüne kadar bu pazarı Amazon iyi kullandı ama artık firmalar verilerini Türkiye içinde tutmak ve buna daha hızlı ulaşabilmek istiyor. Firmaların güvendikleri markalara yönelik verilerini emanet etmek konusunda sıkıntılarının giderek azaldığını ifade eden Sevim, “Biz Ağustos ayında Amazon’un S3 depolama servisine rakip olarak Stook isimli bulut depolama platformumuzu çıkarttık. Stook, Amazon S3 ile aynı API arayüzlerini kullanıyor. Bu da kodları değiştirmeden anlık geçişe olanak sunduğu için ciddi bir talep ile karşılaştık. Bu talebi aynı zamanda Dubai de ve Avrupa’da da görüyoruz. Bulut odaklı çalışan firmalar artık daha hızlı ve maliyeti daha kontrol edilebilir çözümleri tercih ediyor” diyor.

Bulut hizmetlerinde en büyük faydanın sürat olduğuna da değinen Sevim’in aktardıklarına göre, bugün bir depolama ürünü almak isteseniz, büyüme rakamlarınızı planlamak, ona göre bir kapasite belirlemek, teknoloji ve tedarikçi seçmek, ürünleri getirtmek, kurmak gibi süreçleri göz önünde bulundurduğunuzda 4-6 aylık bir çalışma gerekiyor. Bulutta ise gün içinde karar verip, satm almayı yapıp, istemediğiniz zaman da iptal edebiliyorsunuz. İkinci ana fayda ise yedeklilik. Bulut şirketleri, özellikle veri konusunda genellikle birden fazla noktada verileri yedekleyebiliyor. Maliyet avantajı da cabası. Bulut şirketleri sonuçta çok büyük kapasitelerde makine aldıkları için, birim maliyetleri her zaman daha uygun oluyor. Sizinle beraber birçok firmaya da hizmet verdikleri için, mühendislik ve sistem yönetim anlamında da birim maliyetler ciddi anlamda düşüyor. Bu durumda hem bulut şirketi kazanıyor hem de satın alan firma-elektrik, network, bakım ve yönetim gibi maliyetlerden kurtulmuş oluyor.

“TURKLER İYİ İŞ ÇIKARIYOR”

“Yeni dünyada küçük balık gerçekten büyük balığı yiyebiliyor. Medianova olarak bizim dünya devi Amazon’dan yüzde 80 ve Akamai’den yüzde 40 oranında daha hızlı olmamız bunu gösteriyor” diyen Sevim, eski dünyada olsa Medianova gibi bir şirketin Amazon’un S3 depolama hizmetine rakip olabilmesinin mümkün bile olamayacağını belirtiyor. Global şirketlerin boyutundan dolayı hızlı davranmasının çok zor olduğuna dikkat çeken Sevim şunları aktarıyor:




“Maalesef Türkiye’de ithal malların her zaman daha iyi olduğuna dair bir algı var. Matematiksel veriler ile alman hizmetlerde bile, yabancı markaların daha iyi olduğuna inanıyoruz. Halbuki ölçmek çok kolay. Ayrıca istenildiği takdirde, fiziksel denetim yapma fırsatı bile var. Tabii yabancılarda çok daha iyi olanlar var ama teknoloji ve bulut konusunda ben Türk mühendislerin çok iyi işler çıkarttığını görüyorum.”

“BÖLGESEL ETKİNLİĞİMİZ ARTABİLİR”

Tech Data Genel Müdürü Behçet Yumrukçallı, IDC’nin yaptığı bir araştırmaya göre Avrupa’daki büyük ölçekli şirketlerin dörtte üçünün, küçük ve orta ölçekli firmaların da üçte ikisinin bulut teknolojilerinden faydalandığını belirtiyor. Avrupa’da bulut bilişim teknolojilerine yönelik toplam harcamaların 2020’de 45 milyar euro’ya yükseleceğinin tahmin edildiğini aktaran Yumrukçallı, “Opinion Matters tarafından 750 BT yöneticisinin katıldığı araştırmanın sonuçlarına göre en çok kullanılan bulut sisteminin hibrit bulut olduğunu görüyoruz. Hibrit bulut da dahil olmak üzere bulut ortamları özellikle Amerika’da çok fazla kullanılmasına rağmen Türkiye’de halen dünyadaki kadar geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşamadı. Türkiye, halen bu yolun başında diyebiliriz. Dünyada gelişmiş ülkelerin yatırımlarıyla ülkemizi ve bölgeyi karşılaştırdığımızda, katma değerli servislerden ziyade altyapı yatırımlarının oranının daha yüksek olduğunu, sektör çalışanlarına ve yerel servislere ayrılan bütçelerin ise daha düşük olduğunu görebiliriz. Bu oranları değiştirecek politikaların devreye sokulması ülkemizin bölgedeki etkinliğini de artıracaktır. Örneğin, kamuda bulut bilişim uygulamalarının artırılması Türkiye’nin bölgede hem ekonomik hem de stratejik etkinliğinin artmasına da yol açacaktır” diyor.

ABD VE AVRUPA’DA TAM TERSİ

Bulut hizmetlerinin karmaşık bulunmasının bulutun benimsenmesinin önündeki engellerden biri olduğunu söyleyen Yumrukçallı’ya göre, verinin fiziksel olarak şirket dışına çıkarılması da güvenlikle ilgili endişelerden bir diğeri. Veri ve uygulamaların fiziksel olarak başka yerlerde olmasının psikolojik ^açıdan rahatsızlık verici olmasının pek çok kurum için hala ^geçerli olduğunu ifade eden Yumrukçallı, “Türkiye’de finans sektörü tarafında mevzuatlar sebebiyle buluta geçişte bazı sorunlar var. Ancak, bu sektördeki şirketlerin veriyi ülke dışına çıkarmadan da bulut hizmetlerinden faydalanabilmesi mümkün” diyor.

Türkiye’de bilişim teknolojileri pazarının, uzun süredir donanım yatırımlarına odaklanmış durumda olduğunu ifade eden Yumrukçalh’nm aktardıklarına göre, bu yatırımlar, toplam BT pazarı dahilinde çok yüksek oranlarda seyrediyor. ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde ise durum tam tersi. Oldukça sınırlı kalan donanım yatırımları, özellikle son yıllarda yerini daha esnek modellere bırakmış durumda. Gelişmiş ülkelerdeki işletmeler artık donanıma bağlı sabit yatırımlar yerine, bulut bilişimin sunduğu avantajlardan faydalanma yoluna gidiyor. Türkiye’de de BT yatırımlarında ibrenin donanıma bağlı sabit yatırımlardan “kullandıkça öde” yöntemi gibi daha esnek çözümlere dönmesi için çeşitli politikaların devreye sokulması önem arz ediyor.

Bu noktada bölge ülkelerini bir rakip değil bir pazar olarak görmek gerektiğine işaret eden Yumruk-çallı, “Oluşturulacak kamu bulut bilişim servislerinin 80 milyona değil, 100 milyonlarca bölge insanına servis vereceğini göz önünde bulundurmak çok önemli. Özellikle bulut teknolojilerinde servis sağlama hizmetleri için devletin yeni mevzuatlar oluşturması ve güvenlik, verinin kimin sahipliğinde olacağı gibi konuların hızlıca netleştirilmesi gerekiyor” diyor.

Burç San / Lenovo Türkiye DCG Genel Müdürü
“En büyük engel, tehlike algısı”

Bulut bilişim kavramı, genel buluttan hizmet olarak alınan basit bir elektronik posta uygulamasından, özel buluttaki yüksek hesaplama gücü gerektiren uygulamalara ya da gittikçe yaygınlaşan hibrit bulut oluşumunu barındıran çok geniş bir yelpazeye sahip. Şirketlerin büyüklük gözetmeksizin kendilerine özel olarak seçtikleri ya da geliştirdikleri bu hizmetleri verimli ve faydalı kullanabilme kabiliyetleri, dijitalleşen dünyamızda büyük bir fırsat eşitliğini beraberinde getiriyor. Bulut teknolojilerinin ülkemizde yaygınlaşmanın önündeki en büyük psikolojik engel, bulut hizmetlerinde saklanan kişiye veya kurumlara özel verilerin üçüncü kişiler tarafından erişilebilir olma tehlikesi algısıdır. Teoride bu endişenin her ne kadar bir temeli olsa da, son yıllarda geliştirilen güvenlik teknolojileri ve otoriteler tarafından oluşturulan ve desteklenen regülasyonlar bu algıyı hızla ortadan kaydırıyor.

Cenk ÇİĞDEMLİ / Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu
“Verinin rakibe satılmasından korkuluyor”

E-ticaret gibi tamamen dijital bir sektörde bile bulut korkusu yaşanıyor. Kullanıcı endişelerinin başında, müşteri bilgilerinin rakiplere satılabileceği korkusu geliyor. Oysa bulut hizmeti sağlayan bir firma müşteri bilgilerine bile bakmaz. Veri güvenliği kanunlarla da koruma altına alındı. Bir bulut sağlayıcı, firmanın müşteri bilgilerini rakibine satsa bile yasal olarak izinsiz dataya mail/SMS atılması mümkün değil, data hiçbir işe yaramaz. Data satan bir grup zaten bulut altyapısı kurabilecek donanıma sahip de olamaz. Bugün firmaların en büyük sorunlarından biri fidye yazılım. Şirketin tüm datası siber saldırganlar tarafından kilitlenebiliyor, kullanılamaz hale getiriliyor. Fidye ödense bile verilere tekrar ulaşılabileceğinin bir garantisi yok. Oysa firma verisini buluta taşımış olsa, bulutta veriler sürekli yedekleniyor. En kötü ihtimalle bir günlük verisi kaybolur o kadar. Bulut veri güvenliği açısından şirketin kendi sisteminden daha güvenli.

Bulut hizmetlerini saatlik bile kiralayabiliyorsunuz. Mesela Black Friday ile birlikte e-ticaret şirketleri normal işlem hacimlerinin üstüne çıkıyorlar ve üç gün boyunca trafik katlanıyor. Böyle durumlarda sistem yatırımı yapmadan, ihtiyaç duyduğunuz hizmeti bir süreliğine kiralamak maliyet avantajı sağlıyor.

ÜRÜN DİRİER



Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu