Anasayfa / Makaleler / Cahillerin mi krizi, dâhilerin mi krizi?

Cahillerin mi krizi, dâhilerin mi krizi?




Bugün birçok bankanın kârlarının yarısı bireysel kredilerden gelmektedir. Bankalar kâr hırsıyla halkayı genişlete genişlete en riskli halk kitlelerine kadar ulaştılar. Onlara binbir hokkabazlıkla finansal ürünler dağıttılar, sonra da bu ‘çürük malları’ kredi değerlendirme şirketlerinin yardımıyla paketleyip, yaldızlayıp, süsleyip üçüncü kişilere satıp aradan çekildiler.

Geçtiğimiz günlerde, Merkez Bankası (TCMB) ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) İstanbul’da ortaklaşa ‘Finansal Eğitim ve Finansal Farkındalık’ adlı bir uluslararası konferansa imza attı. Ben de, finans eğitimcisi olarak 12, konunun uzmanı olarak 2 senedir biriktirdiğim bilgi ve tecrübelerimin bir kısmını katılımcılarla paylaşma fırsatı buldum. Böylesine önemli, anlamlı ve zamanlı bir konuyu hayata geçirmeye başladıkları için bu iki güzide mali kuruluşumuzu tebrik etmek gerek. Uluslararası otoriteler küresel krizin arka planında büyük bir ‘finansal cehaletin’ yattığını düşünmektedir. Finansal eğitim, sade vatandaşların gittikçe karmaşıklaşan finansal ürünler ve piyasalar konusunda karşılaştıkları sıkıntıları gidermek için bilgi ve tecrübe edinmelerine, edindikleri bu bilgi ve tecrübeleri hayata geçirmelerine yardımcı olmaktır. Finansal eğitim bir yerde toplumda bir ‘finansal okur-yazarlık seferberliğidir’. Bu girişimler, mali kurumlar ve halk arasındaki ‘asimetrik savaşta’ halka strateji, lojistik ve istihbarat sağlayarak sosyo-ekonomik hasarları hafifletme çabasıdır. Yaygın temel kanı, bilmeyen insanların mikro bazda bireysel hatalara, artan bireysel hataların da makro bazda finansal istikrarsızlığa yol açtığıdır.

İlk gün konferansın son oturumunun son konuşmacısı bendim. Yorgunluktan ve yoğunluktan gözleri süzülmeye başlayan dinleyicilerin dikkatlerini toplamak için ‘doktorluk’ yapmak aklıma geldi. “Sevgili yabancı misafirler” dedim, “Her Türk bir doktor olarak doğar. Bazıları doktor kalır, bazıları da benim gibi sonradan meslek değiştirir. Çoğumuzun ebeveyni, erken yaşlardan beri ‘Oğlum, kızım ne olur doktor ol, hastalanınca, yaşlanınca bize ve akrabalara bakarsın.’ der. Benim gibi bir finansal ekonomist, ancak verdiği emeklerin piyasaların sağlıklı işleyişine hizmetinden mütevellit birtakım makro-ekonomik faydaların uzun dönemde en alttaki kişilere yansımalarıyla belki bir haz alabilirdi. Son zamanlardaki krizlerle ‘finans doktorlarına’ ihtiyaç doğdu. İnsanları mali hastalıklara karşı koruyucu hekimlikle eğitmek ve bu hastalıklara yakalandıktan sonra da klinik doktorluğu yaparak tedavi etmek önemli bir hizmet haline geldi. Finans doktorluğunun bir tıp doktorluğu gibi insanlara direkt faydasını görmek mesleğe saygıyı artırdı. Krizler bizi doktor yaptı, annelerin muradı yerine geldi!”

Finans dünyası, genelde şirketler, varlıklılar, devletler ve mali kurum ve piyasalar gibi güçlü ekonomik birimlerin mali sorunlarına odaklıydı. Kişilerin veya küçük işletmelerin mali sorunları üzerine direkt bir uzmanlaşma yoktu. Kişiler sayı olarak çok, işlem hacimleri küçük, riskli bir kategoriydi. Zira borçları bitmeden işlerinden olabilirler, boşanabilirler, taşınabilirler, en kötüsü her an ölebilirlerdi! Bu yüzden kişilere finans hizmeti çok riskli ve pahalıydı. Bin kişiye mali hizmet götürmek yerine bir firma ile çalışmak daha kârlıydı. Ancak zamanla piyasalar gelişti. Büyük şirketler bankaları atlayarak direkt mali piyasalardan finansman ihtiyaçlarını gidermeye başladı. Şirket ve devlet finansmanı piyasasındaki artan rekabet kâr marjlarını jilet gibi inceltti. Büyükleri kaybetmeye başlayan bankalar, daha önce hiç yüzlerine bakmadıkları küçüklerin peşine düştü. Teknolojideki gelişmeler de milyonlarca küçük hesaba kârlı hizmet etmeyi kolaylaştırdı. Şirketlerin pazarlık güçleri vardı. Ancak bireylerin bankadan başka pek alternatifi yoktu. Dolayısıyla, bireylere artan ilgi tüketici kredilerinde bir patlama yaptı.



Bugün birçok bankanın kârlarının yarısı bireysel kredilerden gelmektedir. Bankalar kâr hırsıyla halkayı genişlete genişlete en riskli halk kitlelerine kadar ulaştılar. Onlara binbir hokkabazlıkla finansal ürünler dağıttılar, sonra da bu ‘çürük malları’ kredi değerlendirme şirketlerinin yardımıyla paketleyip, yaldızlayıp, süsleyip üçüncü kişilere satıp aradan çekildiler. Finansal mühendislikle, suçlarını kamufle etmek için yeryüzünün en zeki matematikçilerini tuttular. En iyi beyinler artık uzay mühendisliğine değil, ‘finans mühendisliğine’ yönelmeye başladı. Bırakın normal vatandaşları, finans doktoralı kişilerin bile birkaç günde ancak anlayabileceği ürünler icat edilip sade vatandaşlara pazarlandı. Amerika’da insanların yüzde 40’ının araştırmadan ev kredisi aldığı iddia ediliyor. Araştırsalar da bu insanların birçok kredinin şartlarını anlayabildikleri şüphelidir. Bir finans profesörü anlatıyor: “Mortgage kredisi alırken belki on banka ile görüştüm. Ancak bir krediyi diğerine kıyaslamanın imkânı yoktu. Birisi düşük faiz ama onlarca değişik komisyon; diğeri az komisyon ama yüksek faiz öneriyordu. İşin içinden çıkamayınca, karşılaştırma için bir finans programı yazdım. Ancak o zaman bir krediyi diğeri ile karşılaştırabildim!”

Devletin piyasaya ‘şefkatli’ müdahalesi

Bugün Amerika’da velilerin ısrarları üzerine bazı üniversiteler öğrencilere finans dersi mecburiyeti getirdi. Benim üniversitem, eski bir mezunun mali yardımıyla ‘kişisel finans merkezi’ kurmayı planlıyor. Dünyada birçok merkez bankası, sermaye piyasası kurulu, hazinesi, kalkınma bankaları, uluslararası mali ve siyasi kuruluşları ve STK’ları bireyleri ‘finansal okuryazar’ yapmak için seferber olmuş durumda. İstanbul’daki konferansa katılan Devlet Bakanı Ali Babacan, “YÖK’le geçmişte iyi bir iletişim kuramadıklarını ve bunun ülkeye çok büyük maliyetlerinin olduğunu” itiraf etti. “Ekonomiler çok hızla değişiyorlar.” dedi ve “bugün Türk üniversitelerinde verilen birçok diplomanın modern bir ekonomide karşılığının kalmadığını, ancak diplomalı işsizler yetiştirmeye sebep olduğunu” vurguladı. Üniversite sistemimizin yeniden yapılandırılması sürecinde finans dünyasındaki yeni gelişmeler de mutlaka göz önüne alınmalı. Kanımca ‘finansal doktorluk’ geleceğin meslekleri arasına girecek. Milyonlarca kişiyi kim finansal okuryazar yapacak? Amerika’da hukuk sistemi karmaşıklaştıkça, avukatların önemi arttı ve doktorlarla beraber en fazla kazanan meslekler oldu. Bugün bireyler gelişmiş toplumlarda hemen her kontratı avukat gözetiminde imzalıyor. Birçok kişinin ‘aile doktoru’ olduğu gibi, ‘aile avukatı’ da var. Zannımca, finans piyasaları ve ürünleri karmaşıklaştıkça, ‘aile finansçılarına’ ihtiyaç olacak.

Kamu birimleri hiçbir zaman finansal eğitim programlarını tüketicileri koruma, mali suçlarla mücadele, mali şeffaflık kanunlarına bir alternatif olarak düşünmemelidir. Eğitim programları bu kanunların ancak tamamlayıcısı olabilir. Herkesi ‘finans hocası’ yapamayacağımıza göre, belki çözüm finans ürünlerini basitleştirmektir. Bizim geleneğimizde, kontratlar her iki tarafa da açık ve anlaşılır olmalıdır. Kimseye şartlarını anlamadığı bir ürün pazarlanmamalıdır. Dolayısıyla, ortalama vatandaşın finansal eğitimini artırmaya çalışırken, finans kurumlarının da karmaşık ürünleri basit ve anlaşılır hale getirmesi yönünde kanuni çalışmalar yapılmalıdır. Chicago Üniversitesi’nden Rick Thaler ve Cass Sunstein, 2008’de Ekonomist dergisinin yılın kitabı seçtiği ‘Dokunuş: Sağlık, Varlık ve Mutluluk Kararlarını İyileştirme’ kitabını yazdı. ‘Liberal babalık’ denen bu akıma göre, devletler bireylerin özgür seçimlerine mani olmadan belki doğru kararları almalarına yardımcı olabilirler. Mesela, sağlıklı yiyecekler okul kafeteryalarında göz hizasında bir yere yerleştirilirken, sağlıksız yiyecekler gözden uzak yerlere konulabilir. Bu bireylerin istediği yiyeceği yeme özgürlüğüne mani olmadan, doğru kararlar almaya yönlendirme çabasıdır. Finansal eğitimin amacı bireyleri doğru davranışlara yönlendirmek. Ancak bazen bireyler doğruyu öğrenseler de, eski alışkanlıklarını devam ettirebiliyor. Mesela, Amerika’da işçilerin % 20’sinin emeklilik planı yoktur. Belki bu kişiler, bir emeklilik planına otomatikman konabilir, ancak istedikleri an çıkmalarına izin verilebilir. Böylece bireyleri tasarruf yapmaya özendirilirken, istediğini yapma özgürlüğü de kısıtlanamamış olur. İsveç’teki denemeler, bireylerin bir emeklilik planına kaydedildikten sonra yüzde 90’ının çıkmadıklarını gözlemlemiştir. Anlaşılan bazılarının doğru karar alması için ‘şefkatli bir baba dokunuşuna’ ihtiyacı var. Krizler gösteriyor ki, rasyonel teorilerin aksine insanlar bazı hataları müteaddit defalar tekrarlıyor. Bu da ufukta dikte etmeyen ama doğruya yönlendiren bir devlet baba çağrıştırıyor. Böyle şefkatli, makul ve liberal bir baba herkese nimet. Ancak baba gaddarlaşır, ahmaklaşır ve despotlaşırsa ne olacak?





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir