Anasayfa / Makaleler / Değişen Paradigmalarla Yeni Eğitim Sistemi

Değişen Paradigmalarla Yeni Eğitim Sistemi




Değişen Eğitim Sistemi, Değişen Paradigmalarla Yeni Eğitim Sistemi

Uzun yıllardır beklenen ve artık eğitim camiasındaki herkesin rüyasına giren teşkilat reformu nihayet hayata geçirildi.

Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK ile Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir günde gerçekleştirilen en köklü kamu bürokrasisi reformu içeride ve dışarıda ülkemizi ilgilendiren yoğun gündeme nazaran çok ses getirmemiş gibi gözükmekle beraber, belki orta ve uzun vadede önemi zamanla anlaşılacak bir dizi yeniliği içeriyor. Yeni teşkilat yapılanmasını beraberinde dolaylı olarak getirdiği zihniyet ve paradigma değişiminden veya hiç değilse böyle bir değişim potansiyelinden bağımsız düşünmemek gerekmektedir.

Öyle ki, herkesin Arap Baharı’nı konuştuğu şu günlerde, aşağıda özetlemeye çalışacağım sebeplerden ötürü bir ‘eğitim baharını’ yaşamaya başladığımız kolaylıkla öne sürülebilir. Sivil anayasanın prototipi görünümündeki Yeni MEB’in teşkilat yasası, Yeni Türkiye’nin konuşmaya başladığı demokrasi, sivilleşme ve kalkınma öncelikli dili tesis etmek için hayati öneme sahip bir adım atmıştır. Çok değil, en fazla 5-6 yıllık sürecin sonunda başka sektörlerde sıkça rastlandığı gibi (sağlık, dış politika, ulaşım, adalet) eğitim alanında da yepyeni bir dönem başlayacak ve daha önce hiç görülmemiş atılımlar gerçekleştirilecektir.

Elbette değişimin ilk bakışta sadece personel rejiminin rötuşlanmasına, kurumsal düzenlemelere, merkez-taşra teşkilatı ilişkilerine çekidüzen verilmesine ve bakanlıktaki kariyer basamaklarının değiştirilmesine yönelik gerçekleştirildiği zannedilebilir. Çünkü aşağıda eleştirmeye gayret edeceğim ‘personel paradigması’ merkezli eski bakış açısıyla dikkate alındığında 32 olan hizmet birimi sayısının 17’ye, müsteşar yardımcılarının 7’den 5’e, Talim Terbiye Kurulu üyelerinin 15’ten 10’a indirilmesi flaş gelişmeler olarak algılanmaktadır.

652 numaralı kararnamenin getirdiği diğer yeniliklerin sayısal ayrıntılarına fazlaca girmek dahi ‘Yeni MEB’ ile ilgili kamuoyunda ağırlıklı olarak eski zihniyetle yapılan analizlere ve eleştirilere hizmet edecektir. Şimdi yeni şeyler söylemek, muhteviyatı eğitim olan her tartışmayı hak ettiği biçimde yeni mecralara taşımak zamanıdır. Esas noktanın evrensel eğitim dilini, eğitim iletişimini, güncel eğitim değişkenlerini ve beraberinde içine kalkınma yazılımını kurabileceğimiz bir eğitim donanımını ortaya koymak olduğu gözden kaçırılmamalıdır.



Yenilikçi bakış açısıyla düşünenler MEB’in bugün ülkemizde ekseriyetle yerleştiği ve kurumsallaştığı gibi sadece öğretmen atamalarını ve envai çeşit sınavı uygulayan merci olmaması gerektiğini savunmaktadırlar. Benzeri uğraşların bakanlıkla ilgili tüm tartışmaların pozitif enerjisini bir kara delik gibi içine çekmesine üzülen, günlük evrak trafiğinin ve imzaların arasına sıkışmış hantal iş yoğunluğunu rutin olarak gören ve MEB’in en asli görevinin bu olmadığını iddia edenler ne yazık ki azınlıktadır. KHK bu azınlığın sesini hem daha çok duyuracak, hem de sayılarını fazlalaştıracaktır.

Örneğin, bakanlık merkez teşkilatında bilgisayarların bakım ve tamirini, eğitim teknolojileri politikaları geliştirmesi beklenen Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’nden alarak, bir hizmet destek birimi olarak tasarlanan Bilişim Grubu’na aktaran, kurumun yapıcı ve ilerlemeci bütün enerjisini yutan ve halkla ilişkiler alanında bütün şimşekleri üzerine çeken Personel Genel Müdürlüğü’nü modern bir İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü’ne dönüştüren, YÖK’ün yanında pek esamesi okunmayan Yükseköğretim Genel Müdürlüğü’nü en münasip çatı olan Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’yle birleştiren bu yeni zihniyete selam olsun! Dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi eğitimin planlanması ve tartışılmasında vazgeçilmez unsurlar olan temel eğitim, yenilik ve hayat boyu eğitimin müstakil genel müdürlükler bünyesinde kurumsallaştırılması ise aynı minvalde tebrike değerdir.

Ülkemizde kökleşmiş ve köhnemiş eski eğitim paradigmasını savunanların son 140 yılın en umut verici reformuna muhalefeti, hatta haksız saldırısı, sübjektif, ideolojik, anti-demokratik, bencil, yüzeysel, statükocu ve anti-kalkınmacı reflekslere dayanıyor. Bu kesimlerin güncel politikalar ve stratejilere daha aşina olan, küresel dünyanın eğitim dilini konuşabilen, küresel rekabet ve eğitim çevrelerindeki tartışmalarla, eğitim sistemleri ve süreçlerini mukayeseli biçimde yakından takip eden, nicel ve nitel donanımıyla 21.yüzyıl insan modelini öncelikli kılan Yeni MEB’i tam anlamıyla özümsemesi bir hayli zor. Nasıl olmasın ki?

Yeni Türkiye’nin inşasında uçbeyliği ve akıncılık yapacak eğitim fedailerini bazen akademisyen oldukları (buna akademisyen alerjisi denebilir), bazen kendilerinden çok araştırdıkları ve okudukları, bazen de sadece sivilleşme yanlısı oldukları için küçümseyen değişik gruplara ait aynı statükocu zihniyetin sahipleri, yaklaşık 140 yıllık tarihinde nice değişikliklere sahne olmuş MEB’in, hükümetin 2023’e doğru belirlenen kalkınma hedeflerini yakalamak için ihtiyaç duyduğu insan ve beyin gücünü şekillendirmesi beklenen en önemli kurum olduğunu anlamaktan da bir o kadar uzaktırlar.






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir