Anasayfa / Sağlık / Her derde deva: Apiterapi nedir?

Her derde deva: Apiterapi nedir?




2014 yılında Sağlık Bakanlığı’nca tamamlayıcı tedavi olarak kabul edildi. Apiterapi, arı ürünleri ve propolisin tedavi amaçlı kullanımının popülaritesi artıyor. Ama dikkat! Bu ürünleri tüketir ve uygulamaları yaparken hekim kontrolü şart…

Her derde deva: Apiterapi

ARI ürünlerinin bir ya da birkaç tanesinin sağlık amaçlı kullanılması yöntemine “apiterapi” deniliyor. Arı ürünleri yani bal, polen, propolis, arı zehri ve arı sütü birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Aslında apiterapi yeni değil, yüzyıllardır dünyada farklı medeniyetler tarafından kullanılmış bir yöntem. Literatüre baktığımızda Uzakdoğu, Mısır, Hindistan’da bu yöntemle hastalıkların tedavi edildiğini görüyoruz. Günümüzde modern tıpta da bu konuya ilgi yoğun. Japonya, Amerika, Çin gibi ülkelerde uzun zamandır apiterapi merkezleri var. Uzakdoğu’da yaygın olan bu tedavi yöntemi hızla hayatımıza giriyor.

Türkiye’de apiterapi 2014 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan Apiterapi Yönetmeliği ile tamamlayıcı tıp olarak kabul edildi. Standartları belirlenen apiteranin ilk uygulama merkezi, Medipol Üniversitesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Merkezi’nde (GETAT) açıldı. Şu ana kadar yaklaşık 10 üniversitede GE-TAT’lar faaliyete geçti. Bu jjg merkezlerde , akupuntur, apiterapi, hacamat, kupa tedavisi gibi yaklaşık 15 tedavi çeşidi uygulanıyor. Bu yöntemler yetkin olmayan kişilerin elinden alınıp bakanlık tarafından eğitim verilerek yetkilendirilmiş hekimlerce uygulanıyor. Ayrıca bakanlık apiterapi alanında çeşitli periodlarla eğitimler düzenliyor. Katılımın 2 bin TL olduğunu öğrendiğimiz bu eğitimi, konuyla ilgili herkes alabiliyor. Ancak tedavi etme ve uygulama yetkisi sadece hekimlere veriliyor.

KANITA DAYALI TAMAMLAYICI TEDAVİ

Apiterapi Derneği 2010 yılında İstanbul’da kuruldu. Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Apiterapi Derneği Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ali Timuçin Atayoğlu derneğin başlangıçtaki kuruluş amacının apiterapiyle alakalı yasal zeminin hazırlanması olduğunu belirtiyor. Atayoğlu, “Tıpta birinci kural önce zarar vermemektir. Bu apiterapi için de hassas bir konu. Merdiven altı işlemlerden korunmak için apiterapiyle ilgili yapılan işlemlerin ve tedavilerin yasal olması gerekiyor. Dernek 2010-2014 arasında bu zeminin hazırlanmasında etkin bir rol oynadı. Bu süreç içerisinde çeşitli çalıştaylar ve kongreler düzenledik” diyor.

Apiterapi ‘kanıta dayalı tıp’ olarak da adlandırılıyor. Modern tıpta bir tedavinin, ilacın veya yöntemin bir metodolojisi var. Laboratuvar çalışmaları, hayvanlar üzerine deneyler, sonra farklı sayıdaki kişilerde denemelerden sonra yöntem kanıtlanmış oluyor. Yüzyıllardır geleneksel olarak kullanılan bir yöntem için kanıtlar var ancak son noktaya henüz ulaşılamadıysa şimdilik ‘tamamlayıcı tıp’ olarak kabul ediliyor. Apiterapide bu çalışmalarının yapılmamasının temelinde arı ürünlerinin standardize edilme sorunu ve bu araştırmalara ayrılan bütçenin kısıtlı oluşu yatıyor.

Atayoğlu, “Kanıta dayalı tıp olup olmadığı konusunda Sağlık Bakanlığı gayet hassas ve bir o kadar da açık fikirli. Apiterapinin denetimi de yine Bakanlık tarafından yapılıyor. Kanıta dayalı bir tamamlayıcı bir tedavi olduğu konusunda ikna oldular ve yönetmelik hazırlandı” diyor.

AKUPUNTUR NOKTASINA ARI ZEHRİ

Dernek aynı alanda faaliyet gösteren yabancı derneklerle de işbirliği ve temas halinde. Tüm dünyada arı zehri konusunda otorite kabul edilen kişilerden olan Çinli hekim Dr. Fang Zhu’dan apiterapi eğitimi aldıklarını aktaran Atayoğlu, bu yöntemi şöyle anlatıyor:

“Ağrıyan yere arı sokturma yeni bir şey değil. Fang Zhu metodunun özelliği akupunktur noktalarına akupunktur iğnesi yerine arı iğnesi uygulanıyor olması. Dolayısıyla arı zehrinin farmakolojik etkisi ile akupunktur entegre edilmiş oluyor. Burada apiterapinin özellikle de arı sokturmanın bazı incelikleri var. Uygulayıcı kişinin bu ikisini de dikkate alması gerekiyor. Akupunktur için uygun bir nokta olabilir ama an iğnesi için uygun değildir.”

Apiterapide arı zehrinin kullanılması iki yöntemle oluyor. Birincisi canlı an iğnesi kullanımı, İkincisi arı zehrinin alınarak cilde enjekte edilmesi. Hastanm durumuna göre hangisinin kullanılacağına karar veriliyor. Tedavilerde 1 mg zehir hastanm belli bölgelerine cilt altından enjekte ediliyor.

HASTA PSİKOLOJİSİ ÖNEMLİ

Hemen belirtelim bu tedavilerin ücretini SGK karşılamıyor. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Tekeoğlu, tedavi için gerekli arı zehrinin 1 mg’ının 20 TL, hekim ücretinin ise 100 TL olarak düşünülebileceğini söylüyor. Medipol Üniversitesi’nde bu işlemlerin fiyatı tedaviye göre hekim ücretine ek olarak 150-350 TL arasında değişiyor.

Atayoğlu arı zehri uygulamasına ciddi bir ilginin olduğunu belirtiyor. Özellikle romatizmal hastalıklar, ankilozan spondilit, MS, ALS, fibromi-yalji, nevralji gibi hastalıklarda bu tedavi yöntemi bir umut. Atayoğlu tedavide hastanın psikolojisinin çok önemli olduğunu vurguluyor ve “Tedavi sırasında hastaların aceleci olmaması gerekiyor. Hastanın ne kadar fayda görüp göremeyeceği baştan bilinemiyor. Aynı teşhisle iki hastadan biri ilk seansta fayda görürken diğeri zaman alabiliyor. Modern tıpta da var bu durum, istatistikler arttıkça öngörüde bulunmak daha kolay olabilir” diyor.

“STANDART YOK”

Arı zehri kovan önüne konulan bir aparat yardımıyla toplanıyor. Cihaz üzerinde çıtalarda gerdirilmiş çok sayıda tel ve cam plaka bulunuyor. Arı buraya çarptıkça cihaz elektrik veriyor ve arı kendini tehlikede hissettiği için zehrini bırakıyor. Cam levhalara yapışan arı zehri kuruduktan sonra jiletle kazınıp biriktiriliyor. Bu zehri ilaç mantığıyla işlemek ve bir standart yakalamak asıl önemli olan nokta. Atayoğlu mevcut durumu şu şekilde aktarıyor:

“Şu anda geldiğimiz noktada hekimler yetiştiriliyor ve yakında yeni klinikler açılacak. Ancak kaliteli ürün konusu hala çözülmüş değil. Yönetmelikler çıktı, klinikler açıldı, örneğin propolis kullanın diyeceğiz ama hangisini? Türkiye Çin’den sonra dünyada bal konusunda ikinci üretici. Körfez ülkelerinde petrol var ve bununla ilgili petrol bakanlıkları var. Bizde bal çok önemli fakat herhangi resmi bir makamda özel temsil yok. Bal Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nm kontrolünde, apiterapi ise Sağlık Bakanlığı’nm altında faaliyet gösteriyor. Konunun hassasiyetine binaen bu iki bakanlığın birlikte çalıştığı yeni düzenlemelere ihtiyaç var.”

ALERJİ KONUSU ÖNEMLİ



Eğer arı sokmasına karşı aleıjiniz varsa bunu önceden alerji testleriyle ölçmeniz gerekir. Testler sonucunda uygun görülüyorsa tedaviye başlanıyor. Bu konuda tedbirlerin alındığı teçhizatlı bir yerde tedaviye başlamak gerekiyor. Alerjinin hastada sonradan çıkma olasılığı olduğunu da belirtelim. Şu anki yönetmelikle çocuklara bu zehrin uygulanmayacağı belirtiliyor. Uzmanlar arı sokmasından sonra kabarma, şişlik, kızarma ve bunların bir iki saat içerisinde kaybolmasının normal tepkiler olduğunu ancak yaygın kaşıntı, şişlik, ödem, nefes darlığı ve morlukların normal olmayan reaksiyonlar olduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Tekeoğlu, apiterapi tedavisinde kullanılan ürünlerin tamamlayıcı ürün olarak kullanılacağım, hastanın bu ürünleri kullanırken doktor tedavisinin devam edeceğini söylüyor. Apiterapi eğitimi almış hekimlerin sayısmm artması gerektiğini düşünen Tekeoğlu, bu konuda yetkinlik kazanan hekimlerin hastalan daha rahat yönlendirebileceğini söylüyor. Tekeoğlu, “Apiterapi eğitimi almış bir hekim hangi ürünün hangi hastalığın tedavisini nasıl destekleyeceğini söyleyecek. Eğitimler bu işi öğretiyor” diyor. Apiterapideki ürünlerin bağışıklık sistemini düzenlemeye yönelik olduğunu söyleyen Tekeoğlu, “Burada önemli husus hasta olmadan önce bal ürünlerini tüketerek bağışıklık sistemini güçlendirmek ve hastalık gelmeden tedbirleri almak. Koruyucu tıp dediğimiz bu” diyor.

Mineral ve protein açısından zengin olan polen prostat ve sinir sistemi rahatsızlıklarında kullanılıyor. Tekeoğlu polen alırken güneş görmeyen ambalajlarda olanların tercih edilmesi gerektiğini bildiriyor. Polende oksidasyon olmaması gerekiyor; zira polen ışık aldığında değerini kaybediyor.

ARI ZEHİRLİ DİŞ MACUNU

Arı ürünlerinin mikrop, bakteri ve virüs öldürücü etkisi var. Bu etki kullanılarak Tekeoğlu tarafından diş çürüklerini önlemek amacıyla diş macununa arı zehri katılarak deneyler yapılmış. Üniversitenin Tekno-kenti’nin desteklediği proje şu anda diş macunu firmalarıyla görüşme aşamasında. Tekeoğlu^ çürüğe sebep olan beş çeşit bakteri olduğunu ve arı zehrinin bu bakterileri öldürdüğünü belirtiyor. Tekeoğlu, “Labora-tuvar ortamında beş grup mikrop üzerinde arı zehrinin etkisini denedik. Sonuçlar başarılı çıktı. Bu zehri diş macunlarına ve diş spreylerine kattığımız zaman kullananlarda diş çürümesinin durduğunu gözlemledik. Bununla erken yaşta başlayan diş çürümesinin önüne geçmeyi planlıyoruz” diyor.

HASTALIKTAN KORUYUCU

Erciyes Üniversitesi Tarımsal Biyotekno-loji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Bilici 25 yıldır arı ürünleri ve bu ürünlerin gıda ve sağlık sektöründe kullanımı ile ilgili araştırmalar yürütüyor. Özellikle propolis üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran Bilici, propolisin arı kolonileri için çok iyi bir koruyucu olduğunu söylüyor. Bağışıklık sistemini düzenleyen propolis, sağlıklı insanların mevsim geçişlerinde hastalıklardan korunmak amaçlı kullandığı bir ürün.

Bal arısı çeşitli ağaçların tomurcuklarından toplayıp içine bal mumu ve enzimler katarak propolisi oluşturuyor. Bilici, propolisin bakteri, maya, küf, virüs ve parazitlere karşı anti-mikrobiyel etkisi olduğunu ve bu özelliğiyle bazı rahatsızlıkları önlediğini aktarıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Oksidatif stres, kanser, immün sistem (bağışıklık sistemi) rahatsızlıkları, yaşlanma, katarakt, kalp ve sinir sistemi rahatsızlıkları gibi durumlara neden oluyor. Propolis kullanımı ile bu tip rahatsızlıklar önleniyor. Propolisin karaciğer koruyucu etkilere sahip olduğu da biliniyor. Kemoterapinin yan etkilerini ortadan kaldırdığı ve kanser üzerine faydalı etkileri çok sayıda araştırma ile ispatlandı. Sürekli antibiyotik kullanan ve direnç geliştiren çocukların özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarında başarısı tespit edildi. Diş eti hastalıkları, viral deri hastalıkları, iyileşmeyen yara ve yanıklar üzerine etkisi de gösterildi.”

Bilici bu araştırmaların çoğunu Erciyes Üniversitesi laboratuvarmda yaptıklarım ve bu çalışmaları uluslararası yayınlarda yayınladıklarını belirtiyor.

PROPOLİS ALIRKEN DİKKAT

Propolis alırken çok dikkatli olmak gerekiyor. Kovandan toplanan propolis tarımsal arazilerden bulaşan ‘pesitist’leri yani tarım ilacı kalıntılarını ve arıcıların arı hastalıklarından korunmak için kullandığı antibiyotik ve akarisiti-leri içerebilir. Arı kontrol edilemeyen bir hayvan olduğundan dolayı bitkisel kaynak bulamadığında zift ve boya bile toplayabiliyor. Bu sebeple propolislerin kovanın doğru bölgesinden alınması ve analizden geçmesi gerekiyor. Bilici bu noktada çok önemli bir uyarıda bulunuyor. ‘Gıda takviyesi’ ruhsatı olmayaiK. ürünün alınmaması gerektiğini vurguluyor ve “Üzerinde kullanım dozu, son kullanma tarihi olmayan ürünler alınmamalı. Ruhsatsız ürünlerin çoğunda içeriği ne olursa olsun 10 damla, 15 damla gibi gelişigüzel yanlış doz ifadeleri bulunabiliyor. Kalitesiz ve güven telkin etmeyen propolis, ruhsat almaya gerek duymadan düşük fiyatlara satılabilir” diyor.

Ahmet Yaşar DİLMAÇ / Arev Arıcılık Genel Müdürü
”Kullanırken dikkat edilmeli?”

Arı ürünlerinin organik şartnamesine uygun bir şekilde kullanılması gerekir. Ürünlerin katkı maddesi ve antibiyotik kullanılmadan üretilmesi gerekiyor. Bal, polen ve arı sütü gıda takviyesi olarak kullanılabilir. Propolis ise bir ilaçtır. Propolis antibakteriyel olduğu için kovanın mikroplardan arındırılmasında kullanılıyor. O yüzden dozunu iyice ayarlamak gerekiyor. Tüketicilerin güvenilir üretici bulup çevrede kendini ispatlamış, marka olmuş üreticilerden temin etmesi gerekir. Dünyada arı sütünün üzerinde bir madde yok. Arı sütü hücre yenilenmesi ve bölünmesini hızlandırıyor.

Enerji veriyor, iç yaralanmalarda vücudun kendini yenilenmesini hızlandırıyor. Bal katalizör görevi gördüğü için arı sütünün balla karıştırılarak tüketilmesi tavsiye ediliyor.

Türkiye’de yıllık arı sütü üretimi 500 kg ile 1 ton arasında değişiyor. Çin’den gelen tonlarca arı sütü var ve kalitesi daha düşük. İthal arı sütlerinin kilosunun 500 TL’ye bile bulabilirsiniz. Tüketici ithal ürünlere itibar etmemeli.

Piyasada arı sütünün kilosu 3 bin ile 4 bin TL arasında değişiyor. Bazıları 10-15 bin TL’ye satabiliyor. Oysa piyasası 3-5 bin TL arasında. Piyasada karışım halinde satılan ürünler de var. Tüketici buna da dikkat etmeli.

Özen ALTIPARMAK / Altıparmak Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı
”Markaya güvenmek şart”

Yaklaşık 36 yıldır bal sektöründe faaliyet gösteren Balparmak’ın piyasada zengin formülle yapılmış apiterapi ürünleri mevcut. Birçok baharatın farklı oranlarda karıştırılarak elde edilen ürünlere gelecek günlerde yeni ürünler de eklenerek piyasaya sunulacak. Altıparmak, “Arı sütünün +4 derece sıcaklıkta satılması gerekiyor. Fabrikalarımızda -18 derecede muhafaza ettiğimiz bu ürünün satın alındıktan 24 saat içinde tüketilmesi lazım. Arı sütünün HDA değerinin 10’un altında olmaması gerekiyor. Bu ürünlerin kalitesi ve sahte olup olmaması laboratuvar ortamı dışında anlaşılamaz. Bu sebeple tüketicilerin bal ve bal ürünleri alırken markaya güvenmeleri, bildikleri markalardan ürün satın almaları gerekiyor” diyor.

Eda Gezmek






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir