Anasayfa / Makaleler / Kardelenden Mimar Olur mu?

Kardelenden Mimar Olur mu?




İlkokul sıralarında, henüz minicik bir kız çocuğu iken, yakın komşumuz olan mimar Meral ablamı kendime idol olarak seçmiştim. Bu sebeple bana kim sorsa “ben mimar olacağım”derdim çocukca… Lise yıllarında aklım başıma gelince de idolüm değişmemişti. Amacım aynıydı: Mimar olmak. Arkadaşlarım lise yıllığımıza bile şöyle yazmışlardı: ”İlerideki amacı mimarlık olan arkadaşımıza ömür boyu mutluluklar. ”Peki şuan ne iş yapıyorum. Mali müşavir olamamış ama en azından toplumda bir yer edinebilmiş bir muhasebeciyim… ”Bu nasıl oldu?” diye soruyorum bazen kendime. Neden idolümdeki Meral abla olamadım? Nerde hata yaptım ben? Hatalı olan ben miydim gerçekten?

Ben 1975 yılında Malatya’nın ücra bir köyünden İstanbul’a gelmiş bir ailenin tek kızıyım. Bugün bile değişmeyen bir zihniyetti benim ayaklarıma vurulan kelepçe. Bugün bile, televizyondaki film ve dizilerde erkek çocuk doğuran kadınlar ihya edilmekte. Erkek çocuk doğuran kadın aile içinde halen el üstünde tutulmakta. Ünlü bir takım bayanlar halen televizyona çıkıp hamile pozu verirken sanki çok büyük bir marifetmiş gibi büyük bir gururla “erkek bekliyoruz şekerim”diyorlar maalesef… Bu zihniyet benim çocukluğumda daha da vahim durumdaydı. Kız çocuğu olarak hayata geldiysen fazla şansın yoktu. Hele de doğu ailelerinde kız çocuğu olarak doğmuşsanız hayatı baştan kaybetmişsiniz demektir. Ben de zaten baştan kaybetmiştim hayatı… Çünkü benim ailem de bu zihniyete sahip doğulu bir aileydi. Benim kafamda idol belliydi ama bunun için yardıma ve desteğe ihtiyacım vardı. Ama bu yardım ve destek ailenin erkek çocuğuna sağlanıyordu maalesef. Ben okusam da olurdu okumasam da… Ama okulu bitirmezsem sonum belliydi: En az iki çocuklu eşinin eline bakan sıradan bir ev hanımı. Bense kendimi böyle düşünemiyordum. Bu yüzden kendimce çabaladım. Ama liseden sonra bütün çabalara rağmen üniversiteyi kazanamayan abimin karşısında benim eğitim almamın çok da bir önemi kalmamıştı. Çünkü ağabeyim üniversiteyi kazanamamışsa ben hiç kazanamazdım ailemin gözünde. Bu sebeple eğitimim için içimdeki tüm ışıklar tek tek sönüyordu. Ben de ailemin baskılarından kurtulmak için çalışmaya başladım. Para kazanmam ailemin hoşuna gitmişti. Aldığım parayla evin ihtiyaçlarını gidermeye başlamıştım. Ağabeyimi, akrabamız olan bir mali müşavirin yanına yetişmesi için veren ailem onun mali müşavir olması için, bir dediğini iki etmiyorlardı. Ayrıca para da beklemiyorlardı… Bu malimüşavir akrabamız ağabeyimin mali müşavir olmasını benden daha önemli görüyordu. Çünkü neticede ben bir kız çocuğuydum ve eninde sonunda evlenip gidecektim. Aileme de bu şekilde akıl veriyordu. “Nasılsa evlenip gider bu kız” mantığını benimseyen ailemden hiç destek göremedim. İş arıyordum gazete ilanlarında. Çünkü beni m başka şekilde iş bulmam imkansızdı. Sekreter olarak başlamıştım mecburen…



Seneler geçti. Ben evlenmedim. Ama hep çalıştım. Kazandığım paranın ancak %20 sini kendime harcayabildim. Kendime kalan parayı hep kendi eğitimime harcadım. Gündüz çalıştım gece de kurslara gittim. Hiç yılmadım, bıkmadım. Sanki içimde bir kuş var susmak bilmiyordu. Sonrasında da büyük firmalar bana kapılarını açtı. Bu büyük firmaların içinde kendimi gösterme şansım oldu. Ülkemizin en zengin işadamlarının sahibi olduğu firmalarda muhasebecilik yaptım. Bana kendimi gösterme fırsatı veren çok değerli işadamları sayesinde bugün kendime göre iyi bir muhasebeciyim. Eğer bana kapısını bu firmalar açmasaydı ne ailem ne de akrabalarım bana bişey verebilirlerdi. Belki bu firmalar için muhasebe bölümünde çalışan sıradan bir elemandım. Ama benim solmuş hayatım bir gül gibi onlar sayesinde açıldı. Bilmeden de olsa bu firmalar bana ailemin veremediği büyük bir altın bilezik verdiler: ”muhasebe”

Ama İdolum mimar olmaktı. Peki ben mimar ya da doktor olamazmıydım ki gerçekten. Kapasitem mi yeterli değildi yoksa ailem benim farkında mı değildi?

Ülkemizde “erkek çocuk doğurmanın” büyük bir şeref olduğu gerçeği şu zamanda bile değişmedi malesef. Kız çocukları halen toplumun büyük kesiminde siliktir. Doğu kasabasına gidin bakın. Ordaki ufak bir kız çocuğuna sorun ne olacaksın diye? Büyük bir ihtimalle “doktor ya da öğretmen” diyecek. Ama o kardelenin açması için havaya, suya, toprağa ihtiyacı var. O kız çocuğu birgün gerçekten bir doktor, bir öğretmen, bir mimar olur. Ama ailesi ona inanıp destek olursa… Toplum ona inanıp iş kapısı açarsa… Okuyan kız çocuklarına iş sağlanmazsa aldığı eğitimin bir işe yaramadığını düşünen diğer aileler kızlarını okutmak için hiç uğraşır mı? İşletme eğitimi alan kaç tane kız çocuğu bu ülkede yönetici konumunda çalışmakta? Kaç tane kadın belediye başkanımız var? Bu ülkede bir kadın cumhurbaşkanı olabildi mi hiç? Kaç tane dev büyük iş kadını tanıyor bu toplum? Daha en yukardaki insanlar bile erkekleri yönetici yapmakta. Gazetelerin iş ilanlarında bile yönetici dendiğinde erkek tercih olduğunu belirtiyorlar. İşte bu yüzden artık aileme kızamıyorum. Çünkü onlar Malatya’nın ücra bir köyünde bu zihniyetle yetiştirildikleri için bana gereken önemi veremediler. Oysa bu toplumun başında bulunan ve topluma malolmuş dev insanlar bile, eğitim almalarına, dünyayı gezmelerine, üstün zekalarına rağmen halen toplumda kadına yönetici pozisyonunu vermemektedirler. Bir çoğunun ceosu erkek. Yani ailem bu insanları örnek alsa gene değişen bişey olmayacaktı. Toplumda en önemli pozisyonlar da hep erkekler çalışmaktadır. Zaten 40 yıldır İstanbul gibi kültür hazinesi içinde yaşayan bir ailenin huyunun suyunun değişmemesinin en önemli nedeni bu… Televizyonda halen “erkek bekliyorum şekerim” diyen kadınlar, erkek başkanlar, erkek yöneticiler, erkek mimarlar…

Bu yüzden artık çabalamıyorum bile. Toplum denizinde dalgalar ne yana savurursa o yana gidiyorum. Mimarlık hayallerim artık denizin çok dibinde… Muhasebe sandalına bindim batmamak için… Şimdilik bir limandayım. Yarın bu limandan ayrılmak gerekirse yeni bir liman daha arayacağım gazetelerde…

Gülüstan Ersoy





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir