Emlak ve Gayrimenkul Haberleri

Oksijen Üreten Binalar

Vedat ARSLAN / Aremas Gayrimenkul Pazarlama ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. Genel Müdürü“Uluslararası firmalar sertifikalandırmaya önem veriyor”



Ülkemizde çevre dostu yeşil bina kavramı son 10 yılın konusu ve aslında ilk çıkış noktası ofis binaları ile oldu. A sınıfı ofislerin sayısındaki artış ile birlikte çevreye yararlı binalar üretilmesi için bu tür özelliklere sahip binalar sertifikalandırılmaya başlandı. Türkiye’de iki önemli sertifika kurumu bulunuyor:

Amerika menşeli LEED ve İngiliz menşeli BREEAM. İkisi de binaların doğa dostu olması ve çalışan-yaşayan konforunun üst düzeyde olmasını sertifikalandırır. Sertifikalandırmaya ofis projelerinde daha fazla dikkat edilmesinin sebebi, uluslararası firmaların bu konuya verdiği önem.

Maalesef Türk firmaları klima gazının doğaya etkisi veya harcanan elektrik ve suyun dönüşümüne gereken önemi vermezken, uluslararası firmalar için A sınıfı ofis binalarında LEED veya BREEAM sertifikasına uygunluk önemli bir kriter. Konutlarda da önemi artıyor ancak hala istenen ölçülerde değil.

Mimari projeler tasarımlarının ötesinde artık ekolojik olma seviyeleriyle de ölçülüyor. Bu kapsamda küçük bir ormanı andıran, yaşayan, nefes alan ve oksijen üreten dikey orman projeleri geleceğin mimarisi olmaya aday…

PIRIL pırıl bir sabah havası ya da soğuk ama çelik gibi bir hava neden kendimizi canlı hissetmemizi sağlar hiç düşündünüz mü? Soğuk geçen kış günlerinde oluşan sis tabakasını hatırlayın. Böylesi günlerde kendimizi daha yorgun ve enerjisiz hissetmemiz sadece havanın kasvetinden değil tabii ki… Bizi etkileyen şey, havanın içinde yer alan azot, oksijen gibi asal gazların dışında karbondioksit, metan gibi gazların miktarlarında yaşanan değişim. Boşuna değil, şehirlerde yaşayanların ilk fırsatta kendini doğaya atması, her zamankinden daha fazla kır hayatına merak salması…

Türkiye’deki şehirler, Çin’deki kadar olmasa da hava kirliliği sorununu ciddi ölçülerde yaşıyor. Dünya ülkeleri arasında Çin, hava kirliliği konusunda liderliği kimselere bırakmıyor. Ülkede bazen “kirlilik alarmı” veriliyor. İnsanlar günlerce sokağa çıkmamaları konusunda uyarılıyor, ülkenin başkenti Pekin’de bazı günler özel otomobillerin trafiğe çıkması yasaklanıyor.

İLK KEZ İTALYA’DA UYGULANDI

Tüm dünyada hava kirliliğine yönelik önlemler zaman zaman yürürlüğe konuyor. Örneğin, insan eliyle üretilen sera gazı salmımım azaltmak için kömür santrallerinin yapılması önleniyor, eski santraller kapatılıyor, yeni ve yenilenebilir eneıji yatırımları destekleniyor, vb… Paris îklim Değişikliği Anlaşması’na imza atan Çin, bahsi geçen maddeleri uygulamak için adeta milli seferberlik ilan etmiş durumda. Bu kapsamda mimari anlayışını da değiştirmeye hazırlanıyor.

Dünyada ilk örneği Milano’da görülen “Dikey Orman” (Bosco Verticale) projesi Çin’in hava kirliliği mücadelesi için önemli bir adım. Tanımını kısaca şehirde az yer kaplayarak çevre ve kentsel biyo-çeşitliliğin yenilenmesini sağlayan yapılar olarak yapabiliriz. İlk dikey orman projesi Italyan mimar Steano Boeri tarafından Milano’da göğe yükseldi. Çevre kirliliğini azaltmak ve daha kaliteli bir hava sunma hedefiyle inşa edilen dikey orman kulelerinin biri 76 diğeri de 110 metre yüksekliğinde. Bunlar sıradan iki kule gibi görüne bilir ancak yaklaşık 900 ağaç ve 2 bin bitki çeşidi ile bir nevi ormanı ayağınıza getiriyor.

KÜÇÜK BİR ORMAN

Günümüz mimarisine damga vuran dikey orman kulelerine Hgi’gecikmedi elbette. İsviçre’nin Lozan ve Çin’in Nanjing kentlerinde de benzerleri yapılacak. Yazının başında da bahsettiğimiz gibi dikey ormanlar çevre kirliliği için mimari bir çözüm sunuyor. Çin’in dikey orman binalarına olan ilgisi estetik kaygılardan ziyade işlevsellikle ilgili. Nan-jing’te inşası başlayan ve 2018 yılında bitirilmesi planlanan kuleler 23 türden 2500 çalıya ve 110 ağaca ev sahipliği yapacak. Kuleleri saran bu bitki örtüsü günde 60 kilogram oksijen üretecek.

Görünen o ki, dikey orman projeleri İsviçre, İtalya ve Çin ile sınırlı kalmayacak. Türkiye de bu sistemi sahiplenmiş durumda.

Aycan&Feres İş Ortaklığı tarafından ülkemizin ilk dikey orman projesi olan Greenox Urban Residence projesi hayata geçirildi bile. Bu yılın ekim ayında teslim edilmesi planlanan proje 13 bin metrekare konut alanına, 1100 metrekare sosyal tesis alanına sahip ve yatırım değeri 120 milyon TL. Projenin yan cephelerinde 56 ve 53 metre yüksekliğinde yeşil duvar uygulamaları var. Dikey duvarlarında da 21 bin 200 adet bitki, cephelerde ise 900 adet ağaç ve ağaççık yer alıyor. Projenin günde 15 metreküp oksijen üretmesi bekleniyor.

İLK KRİTER LOKASYON

Projede başka çevreci faaliyetler de düşünülmüş. Mesela yağmur suyunun depolanarak otomatik sulama sisteminde kullanılması, tüm yeşil dokuların nem ve ısı duyarlı otomatik sulama sistemi ile damlama şeklinde sulanması, gri suyun arıtılıp yeniden kazandırılarak su kaynaklarının korunması gibi…



Aycan&Feres İş Ortaklığı Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tüfekçibaşı bütün bunların enerji tasarrufu olarak geri döndüğüne ve aile bütçesine katkı sağladığına dikkat çekiyor.

Greenox projesi Kağıthane’de yer alıyor.

Projenin yüzde 50’den fazlası satılmış. Bu nedenle merak ediyor ve soruyoruz; tüketiciler gayrimenkul alırken öncelikli olarak projenin çevreci olmasına mı, yoksa lokasyona mı bakıyor? Tüfekçibaşı projenin öncelikli olarak lokasyonu nedeniyle ilgi gördüğünü ifade ediyor ve şöyle devam ediyor: “Bu faktörü yeşil proje olmasından dolayı ortaya çıkan farklılıklar ve avantajlar izliyor. Türkiye’nin ilk dikey orman projesinden konut sahibi olma fikri hitap edilen kitlenin de hoşuna gidiyor.”

EKOLOJİ REKABETTE ÖNE GEÇİRİYOR

Çevreye duyarlı ürünlere olan ilginin arttığı bir gerçek. Bunun mimarideki yansıması da dikey ormanlar. Ekolojik ve çevre dostu projelerin gayrimenkul sektöründe de ağırlık kazanmaya başladığını teyit eden Aremas Gayrimenkul Pazarlama ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. Genel Müdürü Vedat Arslan, “İnşaat sektöründeki firmalar artık proje geliştirirken, projenin sürdürülebilir bir yaşam sunmasına dikkat ediyor” diye konuşuyor.

Projenin ekolojik unsurlar içermesinin firmalara reka bette de öne geçme şansı sağladığım kaydeden Arslan, sürdürülebilir projelerin geliştiricisi kadar tüketicisine de kazandırdığını ifade ediyor. “İlk etapta proje geliştiricilere dolayısıyla tüketicilere ek maliyetmiş gibi gözükse de, aslında ortak giderlere olan katkısı ile özellikle su ve enerji maliyetlerinde yüzde 70’e varan tasarruf sağlıyor” diye konuşan Arslan, bu avantajlar nedeniyle geliştiricilerin bu tür projelere daha fazla odaklandığını anlatıyor.

TÜRKİYE İLK SEKİZDE

Peki, Arslan tüketicilerin gayrimenkul tercihlerinde belirleyici kriterler konusunda ne diyor? Arslan’a göre, öncelikli kriterlerden biri aidatlar. Arslan, tüketicilerin gayrimenkul kiralarken ya da satın alırken fiyatın yanı sıra aylık ortak giderleri de hesapladıklarını dile getiriyor. Türkiye’nin I.EED sertifikalı çevre dostu binalarıyla diinya sıralamasında ilk sekizde yer aldığı bilgisini veren Arslan, “Son 1-2 yıldır artan çevre bilinci ve yapılan çevreci projelerle ilerleyen dönemde daha üst sıralarda yer alacağımızı söyleyebiliriz” şeklinde konuşuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu