Anasayfa / Makaleler / Sahiplenmek ve Sorunu Çözmek

Sahiplenmek ve Sorunu Çözmek




Kişise! sorumluluğumuzu üstlenerek, Sahiplenmek ve sorunu Çözmek;

Genellikle stresin ve yüksek rekabetin yoğun olduğu günümüz dünyasında, yaşam sürmekteyiz.

sorunu cozmekİster İş hayatımızda, ister sosyal hayatımızda, özel hayatımızda olsun, fark ettiğimiz ya da fark edemediğimiz birçok hatalar yapmaktayız.

Örneğin; Bir öğrenci, okul yönetimine eksik evrak verdiğinden yılsonu geldiğinde karnesini alamamıştır. Öğrenci, bunu okul müdürüne söylediğinde, okul müdürü hemen öğrenci işlerini arayıp “Bu hatayı kim yaptı” diye bir soru yönelttiğinde, öğrenci işleri müdürü okul müdürüne, sebebinin öğrencinin evraklarını tamamlamadığını görüp şu açıklayıcı ifadeyi kullanarak “Emin değilim ama o öğrencinin karnesini almasını sağlayacaksa ben yaptım. ”

Aslında öğrenci işleri müdürünün söylemeye çalıştığı şudur; “ Kimin yaptığının ne önemi var hadi sorunu çözelim. ” İfadesidir…

Verilen cevapta esas olan yapıcı bir dille ve suçlayıcı olmadan sahiplenerek, sorunu çözmektir.

Aslında bu mesajda anlatmaya çalışılan, sahiplenmenin; suçlamak, şikâyet etmek, ertelemek veya bahaneler üretmek yerine, soaınla yüzleşmek olduğudur…

O sorunu sahiplenip… Ortak paydada o sorunu çözmek için sahiplenmek gerektiğidir…

Ama “Sahiplenmeyi de kesinlikle ahartmamahyız, ”

En saf ve yalın haliyle sahiplenmek;

“Bireysel sorumluluk almaktır. ”

Sahiplenmek; kendimize doğru sorulan sormak ve o konuda çözüm yollarım bulmak demektir.

Örneğin; Kendimize yanlış soaılar sorduğumuzda o olguyu sahiplenmiş olmayız.

Kendimize sorduğumuz yanlış sorular;

•    “Bu kimin halası?”
•    “Bu hatayı kim yaptı ? ”
•    “Bu hatayı kim düzeltecek? ”
•    “Neden bu hatayı hep yapıyorlar? ”
•    “Ne zaman kim bu konuyla ilgilenecek? ”
•    “Neden bu sorunlara çözüm bulmuyorlar? ”
•    “Bu sorunlar ne zaman tamamen oıladan kalkacak? ”
•    “Bu sorunda neden bir suçlu aranıyor? ”

Bunlara benzer yanlış somlan kendimize sorduğumuzda, aslında farkında olmadan o sonınla ilgili sürekli bir suçlu aramış oluruz.

O konuyu sahiplenmediğimizden, o soruna çözüm bulamayız ve sürekli sorunlarımızı erteler dururuz.

Kendimize doğru sorular sorduğumuzda ise sahiplenmiş oluruz!

Kendimize sormamız gereken doğru sorular;

•    “Bu sorum nasıl çözebilirim? ”
•    “Bu sorunun çözmek için ne yapabilirim? ”
•    “Bu sorunu çözerek işyerime nasıl yardımcı olabilirim? ”
•    “Bu sorunun çözülmesi için nasıl katkıda bulunabilirim? ”
•    “Çalıştığım işyerinin daha başarılı olmasına nasıl destek verebilirim? ”
•    “Bireysel becerilerimi ve yeteneklerimi nasıl geliştirebilirim? ”
•    “Bireysel gelişimimi ve değişimimi nasıl oluşturabilirim? ”

Gibi olmalıdır ve bizi sahiplenmeye yönlendirmelidir.

Hayatımızda, istediğimiz gibi başarılı, üretken ve verimli bir insan olmak için bireysel sorumluluğumuzu üstlenip, sahiplenmeye kesinlikle ihtiyacımız varolduğunu bilmeliyiz. Çünkü insanlar ve kuruluşlar, illaki birçok sorunlar ve problemler yaşarlar. Birçok şey ters gelişebilir ve hatalar yapılabilir. Ama bu sorunların mutlaka çözülmesi gereklidir. Aslında bu tür durumlarda oluşan olguya, sorun olarak bakmamalıyız.

Daha doğrusu Fırsatlar, konular ve durumlar demek daha doğru olur.

İş hayatımızda ve sosyal hayatımızda, bazı günler kendimizi sorunların problemlerin ve oluşan tersliklerin altında ezilmiş ve bunalmış hissederiz.

Bu durumda onlara ne dersek diyelim, kendimizi ve başkalarını ne kadar suçlarsak suçlayalım sonuç itibariyle sorunlar çözülmediği sürece sorundur.

O sorunları biz yaşıyoruzdur. Ancak sahiplenme ilkesini hayata geçirebilirsek başarı sağlarız.

Ancak Bireysel sorumluluğumuzu üstlendiğimizde, çözümler bulabiliriz ve sorunları ortadan kaldırabiliriz.

Kalıplaşmış yanlış düşüncelerimizden oluşan sahip olduğumuz alışkanlığımız suçlamak:

Bizler genellikle, çözümler üreteceğimize, sürekli suçlamalar içerisindeyiz.

Örneğin;

Gençlerin eğilim eksikliğinde ve şiddet eğiliminde;

Okıdda aldıkları eğitim eksikliğini…

Yetersiz bilgilenmelerini…

Bilgisayar oyunlarını…

İnterneti ve TV kanallarını suçlarız!

Veya fastfood obeziteye yo! açar diye, fastfood tarzı beslenmeyi suçlarız.

Peki, bunları biz oluşturmuyor muyuz?

Ülkelerin sonulları için politikacılar sürekli birbirleriniz suçlarlar. Acaba sorunları çözmek için ne yaparlar?

Güzel sanatlarımızı “Ahlaki çöküş” olarak suçlarız… Peki, eğitici olarak hangi “sosyal ve psikolojik”, bireysel gelişim ve eğitim programlan yaparız…

Örnekleri çoğaltabileceğimiz gibi, bizler sürekli bu suçlama oyununu oynar ve sorunları sahiplenip çözüm getirmek yerine “sahiplenmekten” kaçarak bir suçlama oyunu içinde hepimiz, bir suçlama başrol oyuncusu oluruz.

Dolayısıyla herkes, oluşan sorunlar karşısında, suçlayacak birini arayıp ilgili sorunu üstlenip, sahiplenmekten hep kaçmaktadır.

Yani, bireysel sorumluluk üstlenmek istenmemektedir.

Yani, bireysel sorumluluğumuzu üstlenmekten ve sorunların çözüme kavuşmamızı için adeta kendimizden kaçarız.

Karşımızdaki kişileri ve va olguları Suçlamakla ilgili örneklemeler;

“Bir görüşmeye veya önemli bir toplantıya geç kaldığımızda neyi? Kimi? Suçladık, ya da şehir trafiğini mi suçladık? ”

(Oysa ki şehir trafiğinin yoğunluğuna karşı tedbir alabilirdik ve zamanı daha doğru kullanabilirdik.)

“Oğlumuz ya da kızımız yılsonunda başarısız olduğunda, öğretmenlerini ve eğitim yetersizliğini mi suçladık? ”

(Oğlumuzun ya da kızımızın daha yeterli bir eğitim almasını nasıl destek verebiliriz diye hiç düşündük mü?)

“İşimizde hak ettiğimizi düşündüğümüz bir terfi alamadık? Yönetim kademesini veya müdürümü suçladık? ”

(Oysa ki kendi alanımızda kendimizi nasıl geliştirebilir? Kendimi geliştirip farkımı nasıl oıiaya koyabiliriz veya kuruluşumuza nasıl daha yararlı olabiliriz diye hiç düşündük mii?)

“Şirketimizde satışlar ve başarı grafiği düştüğünde ürün fiyatlarını veya müşterimizi mi suçladık, ya da satış birimindeki çalışanlarımı suçladık?

(Oysa ki Müşterimize nasıl daha iyi hizmet verebiliriz veya satış birimindeki çalışanlarımızı nasıl daha iyi motive edebiliriz diye hiç düşündük mü?)

“Fanatik taraftan olduğumuz takım bu hafta deplasmanda oynadığı maçı kaybetti diye’hakeınleriya da teknik direktörü mü suçladık”

(Peki, takımımızın daha iyi ve güçlü olarak oynaması için gereken düzenlemeler yapıldı mı? Acaba teknik direktör takıntı doğru yönetebildi mi?)

“Bıı yılsomı hak ettiğimizi düşündüğümüz zammı veya primimizi alamadık diye neyi suçladık? ”

(Peki, daha başarılı olabilmek, kuruluşumuzu daha kazançlı bir hale getirebilmek ve satışları artırabilmek için gerekeni yaptık mı?)

“Sipariş aldığımız ürünü doğnı zamanda yetiştiremedik diye ekibimizi mi suçladık? ”

( Peki, sipariş aldığımız iirüniin zamanında yetişmesi ve imalatın bitmesi içi,n gereken önlem ve tedbirleri aldık mı?)

“Trafikle giderken, kırmızı ışıkta aniden duran araca arkadan çaıptık.

(Oysa ki havanın yağışlı ve zeminin kaygan olduğundan dolayı önümüzdeki araçla gerekli mesafeyi bırakabildik mi?)

Bunlara benzer örneklerde gördüğümüz gibi sürekli suçlamalar içerisindeyiz ve garip olan bu suçlamaları hiç farkında olmadan yapmaktayız.

Dahası bu suçlamaları, her konuda, her şeyi çok iyi bildiğimizi düşünerek yapmaktayız!

Aslında suçlamak, doğal bir tepkidir ve genelde herkes zaman zaman, bu deneyim tuzaklarına düşer ve bu yanlışa düştüğünün farkında bile olamaz.

Hâlbuki suçlamak hiçbir sorunu çözmez.

Çiinkü hem suçlama oyununu oynayıp, hem de sahiplenenleyizi.

Sahiplenme olmadan da hiçbir soruna çöziim bulamayız.

Hiçbir sorunu gideremeyiz!

Örneğin;

Sürekli başarısız olan bir kuruluşun veya bir şirketin temelinde şu sonın yatmaktadır;

Kuruluş içerisinde oluşan tüm olaylarda,

“İdari Personel ve çalışanlar hep birbirini suçlamaktadır”

Çiinkii o kuruluşta, hiç kimse işine sahip çıkmadığından ve hiçbir işi ya da herhangi bir görevi bu benim işim değil diye sahiplenmediğinden…



İlgili bu kuruluşta tüm işler satışlar, lojistik, personel yönetimi us gibi tamamen ters gitmekte ve şirket piyasada rakiplerinin içerisinde sürekli kan kaybederek, her gün biraz daha küçülerek, çeşitli zararlar ve kayıplar yaşayarak yavaş yavaş, yok olmaya başladığının farkında bile olamazlar.

Bu örnekte anlaşılacağı üzere;

İş arkadaşları arasındaki düşmanlık, vurdumduymazlık ve hiç kimsenin başkasının işine sahip çıkmasını bırakın da, kendi işlerini dahi sorumluluk, kazanma ve başarma bilinciyle yapmadıklarından, şirketin nasıl ycrvaş yavaş türlü sorunlarla kan kaybederek yok olmaya başladığıdır.

Dolayısıyla bu şirkette suçlamalar, sorunlara çözüm getirmediği gibi sorunlara, sorunlar eklediği de açıkça görülmektedir.

Böyle bir durumda ve böyle bir kuruluşta çalışan, ister yönetim kademesi, ister çalışanlar olsun herkes, kendisine gereken doğru sorulan sorarak ve kişisel sorumluluklarını üstlenerek, birbirlerine yardımcı olmalıdırlar.

Destekleme ruhu ile ve bilinciyle de kunduşlarına ve birbirlerine sahip çıkmalıdırlar.

Bahane bulmayalım. Sahiplenelim ve çözüm üretip Sorunu Çözelim

Bizler sorunlar karşısında, sürekli bililerini suçlamaya alıştığımızdan, bir şeyleri suçlamak için bahanelerimiz çoktur.

Konuyu sahiplenmemek ve bireysel sorumluluğumuzu üstlenmemek için sürekli bahaneler üretmekte de üzerimize yoktur doğrusu.

Örneğin;

Bilinçli ve güvenli araba kullanmak, herkes için bireysel bir sorumluluk ve sahiplenme gerektirir…

Ama trafikte giderken öndeki araba aniden durduğunda ve arkadan önümüzdeki arabaya çaıptığımız ise bahanemiz hazırdır.

“Önümdeki araba aniden durduğu için arkadan ona çarptım.

Çünkü o aniden durdu, eğer durmasaydı çarpmazdım. ”

Peki, bu durumda arabayı kullanmak bireysel bir sorumluluğumuz ise, önümüzdeki arabanın neden frene bastığının bir önemi yoktur.

Mutlak bir açıklaması olmalı ve benim ona arkadan çarpmamda, kendimi sorumsuz görmem mümkün olamaz.

Çünkü bu durumda trafikteynz ve aniden oluşabilecek bir durum karşısında,

“Frene basacak kadar mesafe bırakmam gerekir diye düşünürsek”

Bu bahanesi olmayan bir an ohır!

Bireysel sonımluluğumuzu üstlenip yaptığımız kazaya ve oluşan sorunu bilinçle sahiplenmiş oluruz.

Aynı sorunu bir daha yaşamamak için kendimize soracağımız doğru somlarla daha bilinçli ve tedbirli olmuş oluruz.

Örneğin;

Eşinizin kendisi için çok özel bir günii olan, doğum gününü veya evlilik yıldönümünü bilmek, herkes için bireysel bir sorumluluktur.

Bu sorumluluğa sahip çıkmamız eşimizi sevdiğimizin ve değer verdiğimizin bir ifadesidir…

Eşimizin bu özel günlerinden birinde, bir arkadaşımız aradı ve bizi maç seyretmeye davet etti. Biz o an duygusal zaaflarımıza yenilip arkadaşımızın teklifini kabıd ettik.

Ama eşimizin bu özel gününü hiç dikkate almadan, eşimize ve kutsal aile kuruntuna karşı olan üstlenmemiz gereken bireyse1 sorumluluğumuzu sahiplenmemiş olduk.

Bu durumda arkadaşımızın bizi maç seyretmeye davet etmesinin hiç önemi yoldur.

Eşimizin bu özel gününü dikkate alıp gitmediğimiz için arkadaşımızı suçlamak sadece bir balıanemizdir.

Bu dununda eşimizin özel bir gününü, dikkate alıp takip etmek, bizim bireysel sorumluluğumuz ise…

Şunu düşünerek, eşimizin özel günü olduğunu bilmek ve ona göre zamanı doğru kullanarak programımızı ona göre yapmamız gerekmez mi!

Bu bahanesi olmayan bir durıun oltıp, eşimize olan sevgimizi ve verdiğimiz değeri ifade ederek, eşimizin bu özel giiniinde yanında olarak eşimizi, dolaylı olarak da aile kuruntumuzu ve kendimizi mutlu etmiş olmaz mıyız!

Dolayısıyla sosyal hayatımızda, iş hayatımızda ve özel hayatımızda, bireysel soaımluklanmızı üstlenerek sahiplendiğimizde, hatalarımızı bir daha yaşamamak için kendimize soracağımız doğru sorularla, daha bilinçli ve tedbirli olabiliriz.

Ürettiğimiz Bahanelerimizden; En favori bahanemiz; “Bu benim isim değil”

İş hayatımızda veya sosyal hayatımızda, birbirimizin üstlendiği ve sorumluluğunu aldığımız görevlerimiz vardır.

Görev tanımı, çeşitli sorumluluklarımızı detaylandıran bir taslak ve harikulade bir araçtır. Ama aynı zamanda da sorunu ele almamak için bahaneye de dönüşebilir.

Örneğin:

O elemanın görev tanımında “depocu” yazmıyordu, oda ilgilenmedi zaten. Müşteriye o ürünü verebilirdi ve şirket kazanca geçebilirdi.

Ama o “benim işim değil” dedi ve o hizmeti vermedi.

Yani şunu bilmeliyiz ki, işlerimiz görev tanımımızın son cümlesinin son kelimesiyle son bulmuyor.

“Bıı benim işim değil” demeyin, sorunları sahiplenin ve başkalarına onları önemsediğinizi gösterin.

Yaratıcı ve üretici olun.

Bir adım daha ilerleyerek bu ekstra avantajı da kazanın.

Kendinize sormanız gereken, “Şu anda bu insana ve şirketimize nasıl yardımcı olabilirim?” diye kendinize doğru soruyu sorun.

Bireysel güvenliğimizi ve genel güvenliği sahiplenmek:

Bazen bir durum ya da sorun, yanlış insanlar tarafından sahiplenilebilir ve bu durumda çok yanlış ve sakıncalı sorunlar oluşturabilir.

Bir gerçektir ki kunımumuz veya şirketimiz elemanların güvenliğini ne kadar sağlarsa sağlasın, aslında çalışan bireyler olarak, hepimiz kendimizi bireysel güvenliğimizden sonunki tutmalıyız. Kendimizi ve birbirimizin güvenliğini her konuda her sorunda sahiplenmeliyiz.

En önemlisi herkes kendi güvenliğini sahiplenmelidir. Bir birey kendi güvenliğini sahiplenirse, kendisi güvende olacağından başkalarının da güvenliğini sahiplenebilir. “Önemli olan yöneticiler olarak, odak noktamızı, kuralların, prosedürlerin, ekipman ve sistemlerin ötesine geçirip, her takım üyesinin bireysel sorumluluğunu işi güvenli kılacak şekilde üstlenmesidir.”

Örneğin;

“Çak sevdiğim bir arkadaşımın, çalıştığı fabrikada geçirdiği iş kazası haberini duyunca, çok üzülmüş adeta o an yıkılmıştım.

Olay şuydu; arkadaşını sonımlu olduğu makinenin başında çalışırken, oluşan bir anzadan dolayı fabrikanın ve teknik açıdan gerekli olaıı güvenlik kurallarını dikkate almadan ve makinenin enerjisini kesmeden makineyi tamire kalkışınca hem fabrikanın enerji sistemine oldukça önemli bir zarar vermiş, hem de makinenin dişlisine kolunu kaptırmış. O an anlık çözüm bulacağını düşündüğü bir konuda güvenliği dikkate almadan, hem çalıştığı fabrikaya hem de kendi bedenine ve sağlığına büyük zararlar vermiştir. Evet, arkadaşım güvenliği dikkate almalıydı. Ya da diğer çalışanlar tarafından o güvenliği deldiğinden uyarılmalıydı. Ama ne yazık ki bunların hiçbiri gerçekleşmediğinden “ben bilirim, ben yaparını” tutumundan dolayı büyük acılar ve zararlar yaşamasına sebep olmuştu. Sonrasında ustama bu konuyu aı-z edip danıştığımda, beni bu konuda hayrete düşürecek bilgilerle öyle bir aydınlattı ki o anda şoklar yaşamıştım. Evet, güvenliği sahiplenmek gerekirdi bunun üzerine insanların kendi güvenliklerini sahiplenmeleri için birkaç toplantı düzenledik. Her bireye kendi güvenlik sorumluluklarını tek tek anlatarak, kısa bir zaman sonrasında inanılmaz bir gelişme gördük.

Yöneticiler odak noktalarını, kuralların, prosedürlerin, ekipman ve sistemlerin ötesine geçirip, her takım iyesinin bireyse! sorumluluğunu üstlendiğinde, güvenliğin geliştiğini gördüler. ”

Sahiplenmede aşırıya kaçmak:

Sahiplenmek, kurumlanmızda ve yaşamlarımızda fark oluşturmak için gerekli olan sorun çözmenin ilk adımıdır. Ancak abartıya kaçan her güç, zayıflığa dönüşür.

Sahiplenmek;

•    Iş bölümü yaptığımız halde çalışanlarımızın siirekii işini yapmak…
•    Sürekli çalışmayan, çalışmayı sevmeyen ve emek sarf etmeyen insanları kurtarmak…
•    Ne zaman bir şeyler ters gitse, bir takım soranlar oluşsa hep benim hatam demek…
•    Sürekli ve her zaman başkalarının da yapması gereken işleri üstlenmek ve her şeyi tek başımıza halletmeye çalışmak değildir!
•   Sahiplenin… Ama abartıya kaçmayın! “Nasıl katkıda bulunabilirim” ve “Başkalarına hedeflerine ulaşmada nasıl yardımcı olabilirim. ” Gibi doğru sorulan kendinize sürekli sorun ve yardımcı olmaya çalışın.

Ama her zaman ve sürekli onların yapması gereken işleri yapmayın.

Çünkü her somn bizim kendi sorunumuz değildir. Herkes görevini bilmeli ve kendi sorumluluğunu üstlenmelidir. Başkalarına daha başarılı olmaları için yardımcı olalım ve destek verelim ama sürekli onların işini yapmak bizim işimiz olmasın.

Sahiplenmeyi abartmak ve sahiplenmede abartıya kaçmak, kendimize olduğu kadar işini sahiplendiğimiz insana da zaman içinde mutlak zararlar verecektir.

Bu durum o insanın bireysel sorumluluğunu üstlenmesine, hep engel olacaktır.

Dolayısıyla o kişinin gelişimi miimkiin olmayacaktır.

Oğuzhan Dogani / Tayfun Aysal






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir