İş Fikirleri ve İş Kurmak

Topraksız Tarım Nedir? Suda Ürün Yetiştirmek

Yarın havadan sudan besleneceğiz. Suda ürün yetiştirmek ”topraksız tarım”. Her şey gibi tarım teknolojileri de büyük bir hızla gelişiyor. Suda besin yetiştirme yöntemi hidroponik ve havadan besleme yöntemi aeroponik geleceğin tarımında belirleyici olacaklar gibi görünüyor…

Topraksız Tarım Nedir?

MEVCUT topraklarda yetiştirilen sebze meyve ile artan dünya nüfusunu beslemek, bilim adamları için hep bir endişe kaynağı olmuştur.

Oysa günümüzde, bir şeyler yetiştirmek için toprağa gerek olmadığı anlaşıldı. Alman haber ajansı Deutsche Welle’ye göre yarın, toprağa gerek duymadan havada, suda besin maddeleri yetiştirebileceğiz. Üstelik toprakta yetiştirilen ürünlerden çok daha verimli olarak. Toprakla uğraşmaya, nadasa bırakmaya, her yıl değişik ürün yetiştirmeye, gübrelemeye, ilaçlamaya, zahmetli ürün biçme işlemlerine ihtiyaç duymayacağız. Her şeyden önemlisi anız yakmak gibi zararlı bir işlemden kurtulacağız. İklim değişikliğinin, bazı bölgelerde tarımı ve çiftçiliği zorlaştırmasından korkmayacağız. Kaynak yoğun yiyeceklerle, daha fazla nüfusları doyurabileceğiz.

2050 yılında dünya nüfusuna 3 milyar kişinin daha katılması bekleniyor. 33 yıl sonra dünyamızın nerelerinin kurak hale geleceğim ya da bol yağmur alacağını şimdiden kestiremiyoruz. Bu durumda tek çıkar yolun “hidroponik” bilimi olduğu kesin.

topraksiz tarim

ESKİ BİR TEKNOLOJİ

Toprak olmadan sadece suda ürün yetiştirmeye “hidroponik” deniyor. Su elbette ki bitkileri besleyecek derecede zengin minerallerle dolu bir solüsyon olmalı. Kurgu bilim uzay macerası filmlerinden çıkmış gibi görünebilir. Ama bu yöntemi uygulamak için tarih kitaplarım okumak yeterli. Bugünkü Meksika’da, 14’üncü ve 16’ncı yüzyıllar arası yaşamış olan Orta Amerika halkı Aztekler, bu yöntemi biliyordu. Tenochtitlan’da yaşadıkları dönemde şehrin etrafında yüzer çiftlikler inşa etmişlerdi. Ekecek toprakları vardı ama güvenlik nedeniyle dağlara çekildiklerinde, besin maddelerini suda yetiştirmenin yolunu bulmuşlardı.

Avrupa, bu yöntemi yaklaşık 200 yıl sonra öğrendi. İngiliz filozof, devlet ve bilim adamı, yazar Francis Bacon, kaleme aldığı “Doğa Tarihi” adlı kitabında bu yöntemden söz etti. Fakat İngilizler, Bacon’m ölümünden sonra bu konuya kafa yormaya başladı.

Günümüzde bu iş modern metotlarla yapılıyor. Kapalı mekanlarda yapay ışıklar ve ısıtıcılar kullanılarak çok daha hızlı, çok daha bol ve de her şeyden önemlisi çok daha lezzetli ürünler yetiştirmek artık çok kolay. Hem de mevsimlere ve hava şartlarına bağlı olmaksızın bütün yıl boyunca ürün yetiştirilebiliyor.

AVANTAJI ÇOK

Bu yöntemle çok fazla suya ihtiyaç duyulduğunu düşünebilirsiniz. Oysa geleneksel çiftçilikte gerekli olan su miktarının sadece yüzde 10’unu, hidroponik çiftçiliğinde kullanıyorlar. Bu da çok büyük miktarlarda su tasarrufu anlamına geliyor. Hem de bu su, geri dönüştürülerek tekrar kullanılabiliyor. Kurak bölgeler için ideal bir yöntem. Kapalı devre çiftçilik yapıldığından bitkileri besleyen minerallerin hiç biri kaybolmuyor. Her zerresi bitkinin büyümesi için harcanıyor. Toprak olmadığından haşere de olmuyor. Böylece ilaçlama yapılmıyor. Hem maliyet azalıyor hem de ürün insanlar için çok daha sağlıklı büyüyor. Pekiyi bu mineraller nereden geliyor? Balık artıklarından ördek gübresine kadar her tür çürümüş organik maddeden…

Avantajlar bitmedi. Bitkileri toprakta yan yana dizmek zorundasınız. Oysa hidroponik’te üst üste diziyorsunuz. Yerinizin dar oluşu sizin için bir handikap olmasın. Burada sınırınız gökyüzü. Tıpkı birkaç katlı ev yapmak yerine yüz küsur katlı gökdelen dikmek gibi. Ama ne kadar yukarıya çıkmak isterseniz, o kadar destek bulmalısınız. Perlit (silis esaslı volkanik kayaç), çakıl, mineral 5ün, kil gibi.

Şimdilik salata, domates, biber, çilek ve benzeri ürünler yetiştirilmekle birlikte hidroponik teorik olarak her tür ürün için uygun bir ortam sunuyor.

KÜÇÜK AMA HIZLI BÜYÜYOR

Fakat her şeyde olduğu gibi hidroponikte de bazı eksiler mevcut. Bu çiftçilik oldukça karmaşık, enerji yoğun ve pahalı. Geleneksel çiftçilerin bu yöntemi uzmanından öğrenmesi gerekiyor. Bitkiler için çok farklı mineraller gerekli. Bunun için değişik aletler kullanmak zorundasınız. Geleneksel tarımda bedava olan ışık (güneş) ve su (yağmur), hidroponikte yapay olarak üretilip kullanılmak zorunda. Bir elektrik kesintisi veya sulama arızası, bütün ürününüzü mahvedebilir. Ortaya istenmeyen kokuların çıkması da bir başka dezavantaj.

Hidroponik günümüzde çok yaygın bir yöntem değil. 2016 rakamlarıyla dünya çapında 21.2 milyar dolarlık bir pazar. Dünya Bankası’na göre geleneksel tarımın dünya çapındaki toplam değerinin 2015 yılı itibariyle 2.4 trilyon dolar olduğu hesaba katıldığında bu, tatmin edici bir rakam değil. Fakat bu pazarın her yıl yüzde 7 oranında büyümesi, ilerisi için umut verici.

BU DA HAVADAN BESLENME

Gelelim havadan beslenmeye. Buna da “aeroponik” deniyor. Bu yöntemde bitkilerin kökleri havada duruyor. Köklere belirli zamanlarda bir aerosol yardımıyla çok ince damlalar halinde besleyici mineraller püskürtülüyor. Dolayısıyla aeroponikte havalandırma çok önemli. Bu yöntemi 1983’te Amerikalı mucit Richard Stoner buldu. Patates ve domates yetiştirmede çok başarılı sonuçlar elde etti.

Hatta aeroponikin hidroponike göre bazı avantajları bile bulunuyor. Aeroponikte çiftçiler, ürünlerin büyüme aşamalarını çok daha kolay kontrol edebiliyor. Kökleri dışarıda olan bitkilerin, oksijen ve karbondioksit alma oranları ise yüzde yüz. Aeroponikte, hidroponikten yüzde 65 oranında daha az su kullanılması da cabası. Çünkü ultrason-ik frekanslarda titreşerek 0.01 milimetre çapında su damlası püskürten aerosollerle bir bitkiyi beslemek mümkün. Buna şişleme yöntemi (fogponics) de deniyor. Bir karşılaştırma yapmanız için bu damlaların bir trilyonunun, bir litre su yaptığını söyleyebiliriz. Yarın çiftçilik çok farklı olacak.

Doğru bilinen yanlışlar

Biz günümüze bakalım. Hollanda’nın ünlü beslenme uzmanı Martijn Katan, bize doğru bildiğimiz yanlışları açıklıyor.

■ Efsane:Organik ürünler, geleneksel olarak yetiştirilen ürünlerden daha sağlıklıdır.

Organik tarım, toprağın sağlığı için iyidir. İnsanlar için geleneksel tarımla yetiştirilen ürünlerden daha sağlıklı değildir. Geleneksel tarımda kullanılan ilaçlar, ürün üzerinde önemsiz miktarlarda kalır. Yine de bu ürünleri iyice yıkamak gerekir.

Organik sebzeler, organik olmayanlardan daha az nitrat (bir azot üç oksijen atomundan oluşan nitrik asit tuzu) içerir. Şimdiye kadar nitratın kanserojen maddelere dönüştüğü düşünülmüştür. Bu, doğru değildir. Nitrat, tansiyonu düşürücü etki yapmaktadır.

Yine de organik tarım desteklenmelidir. Organik tarımda çiftçiler çok az antibiyotik kullanır. Böylece antibiyotiğin aşırı kullanımından kaynaklanan bakterilere direnç sorunu yaşanmaz.

■ Efsane; Çiğ besin, en sağlıklısıdır. Çünkü pişirince besinin mineralleri kaybolmaktadır.

Sebzelerde yüksek oranlarda besleyici mineral bulunmaz. Onun yerine çok miktarlarda C vitamini ve folik asit içerirler. C vitamini miktarı, ürün pişirilince azalabilir. Ama bunun önemi yoktur. Toplumumuzda C vitamini eksikliği bir sorun olmaktan çıkmıştır. Diğer taraftan sebzeleri pişirmenin avantajları vardır. Sebzeler pişirilince daha kompakt hale gelir ve o ürünü çiğ halinden daha çok yersiniz. Böylece C vitamini eksikliğini de kapatmış olursunuz. Ayrıca pişirmek, mikrop ve bakterileri öldürür. Günümüzün belası olarak bilinen e-coli bakterisi, ABD ve Avrupa’da ölümlere neden olmaktadır.

■ Efsane: İnek sütü sağlıksızdır ve alerjiye neden olur.

Süt, kalsiyum içerir. Kemiklerimizi ve bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Sütün yağı ise gerçekten sağlıklı değildir. Kanda kolesterolü artırır ve kardiyovasküler (kalp-damar) hastalıkları tetikler. Yağ oranı düşürülmüş süt ürünlerini yemek daha iyidir. Hem daha az yağ alırsınız hem de B12, iyot, potasyum, çinko ve diğer bazı vitaminlerle beslenmiş olursunuz. Her iki çocuktan birinde sütteki proteine karşı bir alerji görülebilir. Ama bu, büyüyünce geçer. Sütte bulunan ve “süt şekeri” de denen, sütün en önemli karbonhidratı laktoz, Afrika, Asya ve Güney Avrupa insanlarının sağlığını kötü etkiler. Ne var ki bu dezavantaj, günde çok miktarlarda süt içilirse ortaya çıkar.

■ Efsane: Çocuklarda hiperaktivitenin sebebi şekerdir.

Bu, 50 yıl önce ABD’de geliştirilmiş bir teoridir. Fakat gerçek olmadığı anlaşılmıştır. Teoriyi destekleyen hiç bir bulgu yoktur. Sebep şeker değil, yapay tatlandırıcılar ve yapay boyalardır. Çocukların çok az bir bölümü, ADHD’ye yatkındır. Yani dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna. Çocukların önemli bir yüzdesi, normal bir çocukluk dönemi geçirir.

■ Efsane: Kilo vermek istiyorsanız karbonhidratlardan kaçınacaksınız. Onlar kandaki şeker seviyesini yükseltir, bu da vücutta, yağ yakılmasına engel olan insülinin açığa çıkmasına neden olur.

Karbonhidrat olsun, yağ olsun, her tür besin maddesi olsun, her diyet “daha az” yemeği gerektirir. Diyetler, her zaman, her istediğinizi yemenize izin vermez. Vücudun normal rutinini keserek aldığınız kalori miktarını düşürür, insanoğlu, kalori kaybetmek için programlanmamıştır. Kalori ya kullanılır ya kaslarınız tarafından yakılır ya da depolanır. Karbonhidrat, protein ve yağın hiç biri ıskartaya çıkarılmaz. Paramızı hangi bankaya yatırdığımız önemli değildir. Miktarı önemlidir. Her şey tasarruf hesabınızdadır ya da miden-izdedir.

■ Efsane: Genel olarak buğdaydan yapılan ürünlerden uzak durmalıdır. Çünkü sağlıksızdır.

Bazı insanların, buğday proteini olan glüteni tole-re edemediği ve çölyak hastalığından şikayetçi olduğu doğrudur. Her bin kişiden bir ya da beşinde bu hastalık görülür. Bu istatistik de insanların büyük çoğunluğunun buğdayı vücut içinde işlemekte bir sorun yaşamadığını göstermektedir. Gerçekte buğdayda insanları hasta edecek bir bulguya rastlanmamıştır.

■ Efsane: Donmuş sebzeleri tüketmemek gerekir.

Çoğu kişi, donmuş yiyecek tüketmek istemez. Donmuş sebzelerin taze sebzelerden daha az mineral barındırdığını düşünür. Oysa donmuş sebzeler, daha çok besleyici mineral içerir. Çünkü hasat edildikten kısa bir süre sonra dondurulurlar. Burada sorun, hasat edildikten soframıza gelene kadar donmuş kalmamalarıdır. Donmuş ürünü bir süre oda sıcaklığında bırakıp sonra tekrar dondururlarsa işler çirkinleşir.

■ Efsane: C vitamini soğuk algınlığını önler.

Bu teori, geniş kapsamlı bir şekilde test edilmiştir. C vitamininin, soğuk algınlığına karşı koruyucu olmadığı anlaşılmıştır. Grip olduğunuzda beş gün sıkıntı çekersiniz. C vitamini alırsanız bu süre sadece 4.5 güne düşer. Fakat her gün 1000 miligram C vitamini hapı yutmanız sağlıklı değildir. Çünkü vitaminin büyük bölümü oksalat’a dönüşür. Bu da, böbrek taşlarının ana bileşenidir.

■ Efsane: Yumurta, peynir, kırmızı et tehlikeli ürünlerdir.

İnsanlar eskiden kalp hastalıklarından öldüğünde veya felç geçirdiğinde, kolesterol suçlanırdı. Kolesterol kan damarlarını tıkıyordu ve doktorlar, her ne pahasına olursa olsun kolesterolden kaçınılması gerektiğini tavsiye ediyordu. Özellikle de tehlikeli ürünler olarak bilinen yumurta, peynir ve kırmızı et suçlanıyordu. Fakat bugün vücudumuzun kolesterole ihtiyacı olduğu anlaşılmıştır. Hatta vücut, gerektiğinde kolesterolü kendisi üretir. Dolayısıyla bu ürünler doğal düşman olmaktan çıkmıştır ama siz yine de aşırıya kaçmayın. Dengeli beslenin.

■ Sonuçta nelere dikkat etmeliyiz?

Gerçek tehlikeler, sigara, alkol ve şişmanlıktır. Şişmanlık, her tür hastalığa davetiye çıkarır.

Kaynak: Deutsche Welle (Martijn Katan, Amsterdam’da bir üniversitenin beslenme bilimleri dalında profesördür ve ömür boyu öğretim üyesidir. Bir Hollanda gazetesinde köşe yazarlığı yapmasının yanı sıra büyük yankı uyandıran, “Neden Ekmek Bize Zarar Vermez ve Mikrodalga Vitaminleri Mahvetmez” -Why bread does not hann us and microwaves do not destroy vitamins – kitabının yazandır.)

ALEVRİGEL

Hem indirmesi hemde kullanımı tamamen ücretsiz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu