Makaleler

Yeni gerçekliği karşılamaya hazır mıyız?

GEÇEN haftaki yazımın içeriğinde yer alan betimlemeyi koronavirüsün boyutlarını anlatmak için kullanmıştım. Kimi okurlarım “virüsler tenis sahası içinde tenis topu gibidir” ifademi yadırgamış olduklarını ifade ettiler. Şimdi düşünüyorum da çeşitli virüslerin görece büyüklüğünü böylesi bir oranlama anlayışı dışında acaba başka nasıl anlatabilirdim? Çeşit sayısı hızla artan, adeta sjonu olmayan kendine özgü bir evrende bambaşka virüslerin bulunduğunu da kabul etmemiz gerekiyor bu arada.



Bu türden saptamalar fiziksel ya da biyolojik realiteyle birlikte insanoğlunun düş zenginliğine katkı sunmak için geliştirilmiş metaforik egzersizlerden ibaret. Oysa gerçek olan şu: Başta virüsler olmak üzere, hastalık etkeni mikroplar ve diğer enfeksiyon olguları bugün bambaşka yerlere eviriliyor. insan nüfusu arttıkça bakteriler ya da mantarlar değil, gizil evrim geçirmiş henüz bilinmeyen virüs türleri de ortaya çıkacak, bunlar insan sağlığı üzerinde çok daha zararlı olabilecektir.

Bilindiği gibi ‘NASA’ ve ‘ESA’ (Avrupa Uzay Ajansı) öte gezegenleri keşfetme çalışmalarına hız vermiş durumda. Ana konulardan biri öte gezegenlerde yalnız şuurlu varlıkların değil, önce görülemeyecek boyutlardaki yaşam varlığının ispatlanması gerekiyor. Sıradışı koşullarda var olabilen virüs çeşitlerinin başka gezegenlerde ve uzay ortamında yaşayabileceği artık bilimkurgu filmlerinin konusu olmaktan çıkmış, varsayılan bir olasılık haline gelmiştir.

İKLİMSEL DEĞİŞİME DİKKAT

İddialar hayli ‘absürt’ olarak değerlendirilebilir. Bu noktada şunu düşünmemiz gerekiyor: Uzayın derinliklerinde yaşayan mikro varlıklar, zamanın bilinmeyen bir evresinde dünyamızda bir yerlere saklanmış olabilirler. Ya da zaten başka zamanlarda dünyamızda var olmuş, buzul katmanlarının ya da toprak oluşumlarının arasında hapsolmuş henüz bilinmeyen mikroorganizmalar sanıldığından da çok olabilir. Bugünkü İklim koşullarının dramatik değişimi ve insan eliyle hızlanan çevresel sorunlar kutuplardaki dev buzulları hızla eritirken, buzul katmanlarının arasına binlerce yıl önce sıkışıp kalan virüs türlerini açığa çıkarmış da olabilir. Dolayısıyla günümüz fauna ve florası belki de bu tür mikro unsurları yeniden var etmektedir.

Özellikle virüslerin insan organizmasına ne kadar çabuk direnç sağlayıp mutasyona uğradığım artık çoğumuz biliyoruz. Mikroskobik alemin ötesindeki canlıların akıl almaz biçimde hızla çeşitlenip günümüz ortamına adapte olacağını saygın bilim insanları şimdi daha sık dile getiriyor; öyle ki, yaşam döngüsü bile tartışma konusu olan virüslerden çok daha değişik türler ortaya çıkabilir. Önemli olan, insanlığın bunlarla nasıl başa çıkması gerektiğidir. Her şeyden önce kritik sorumuz şu olmalıdır: “Acaba gelecek dönemlerde insanlık bu realiteye yeterince hazır mı?”

Çoğu bilim insanına göre yaşanan bu süreç henüz bir başlangıç; asıl gerçeklik bundan sonra görülecek. Bu gibi durumlarda akla gelen ilk çare elbette aşı bulmaktır. Ancak, normal koşullarda aşı geliştirmek uzunca bir süreyi kapsarken, bu yeni virüs pandemisinde dünya tarihinde ilk kez yapay zekâ kullanılarak aşı geliştirme çalışmalarını hızlandırma süreci devreye girmiş durumda. Bu gelişme beklentilerimizi bir ölçüde karşılasa da umut edilen kesin sonuçların alınması uzunca bir süre alabilir. Kaldı ki, bulunacak aşıların sık sık mutasyona uğrayıp yeni koşullara hızla adapte olan değişik virüs tiplerine ne kadar etkili olacağı da henüz kestirilebilmiş değil. Umuyoruz ki, geliştirilen yeni nesil aşılar tüm insanlığı kurtarsın.

EN ÖNEMLİ GÜVENCEMİZ

İnsanlığın hızla daha önce denenmemiş metotlara yönelmesi gerekiyor. Örneğin, bilim insanları immün sistemini güçlendirmek için bundan böyle yapay zekadan daha çok yararlanmayı hedefliyor. Hatta ileride daha da gelişmiş ‘nano teknoloji’ sayesinde moleküler boyutta ‘robotlar’ın devreye girmesi çok muhtemel; insan vücudunu etkileyen tüm unsurlar böyle kontrol altına alınabilecektir. Elbette bu iddialar olaylara tam hâkim olamayan hayal gücünün ürünü olarak görünebilir. Ancak şu an için tüm bu olasılıklar gündemde; yakında devrim niteliğinde bazı yenilikler de gerçekleşebilir.




İnsan genomunu güçlendirmek adına yapılan çalışmaları da unutmayalım: Bazı sıradışı hastalıklara yol açan dirençsiz genleri güçlendiren araştırmalar bugün de başarıyla sürdürülüyor. Bunların viral hastalıklarla:mücadelede ne şekilde kullanılabileceği ise araştırma konusu.

Şu bir gerçek ki, içinde bulunduğumuz zaman dilimi ciddi bir sorun çıktıktan sonra çare geliştirmekten çok, oluşabilecek sorunları önceden tahmin edip bir adım öne geçmeyi gerektiriyor.

Çünkü alışılagelmiş klasik yöntemler sık sık başarısızlığa uğruyor ya da geç kaimmiş bir sürece neden olabiliyor. Bu süreç yalnızca sağlık konusu için değil, depremler, doğal afetler, ekolojik yıkımlar, çevre kirliliği ve iklim koşulları için de geçerli.

HIZLA YENİ BİR DÖNEME DOĞRU

Yeni döneme adapte olabilmemiz için toplumsal alışkanlıklarımızı epey zorlamamız gerekecek. Hatta çoğunluk olarak potansiyel beyin kapasitemizin ancak yüzde 10’unu kullanmak yerine, bundan böyle daha yüksek ve ideal oranlara doğru ilerlememiz gerekiyor. İnsanlık olarak yaratıcılığı ve bilimsel disiplini bir arada ne kadar çok harmanlarsak o kadar hızlı gelişme sağlayabileceğimizi artık biliyoruz. Bu arada bilimsel odaklı hayal gücümüzü de asla küçümsemeyelim; hatta onu olabildiğince özgür bırakalım. Unutmayalım ki, bilimsel tabana oturan her teori daima özgür bırakılmış düşüncelerden doğmuştur.

Bizim bu yeni döneme hazır olduğumuzu tüm dünyaya göstermemiz gerekiyor. Aşı çalışmalarında adımızı tıp literatürüne yazdırabilirsek her şeyden önce ekonomik faaliyetler hızlanacak, markalarımız dünya çapında olağanüstü prestij kazanacaktır. Unutmayalım; bir ulusun ekonomik gücü bilimsel araştırma ve buluşlarla pekiştirilir. Adımızı tarihe altın harflerle yazdırmanın yolu bilimsel araştırmalarda ön almaktan geçiyor.

Ülkemizde yılların birikimiyle özellikle tıp alanında saygın bilim insanları yetiştirdiğimize inanıyorum. Yeni nesil tıp uzmanları ise bugün onların övünç duyulan öğrencileridir. Şimdi bir düşünün; aşı çalışmalarında ayrıcalıklı bir ülke haline geldiğimizde ekonomimizde neler olur? Kazanılacak olağanüstü prestij bir tarafa; bilim alemindeki yerimiz sarsılamayacak bir konuma ulaşır, adımız dünya bilim edebiyatında geniş yer bulur. Bu açıdan bakınca ‘ülkemizde aşı çalışmaları hız kazandı’ söylemi yerine bunu kısa zamanda tüm dünyaya ispat etmemiz gerekir.

NUR DEMİROK



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu