Anasayfa / Ekonomi-Finans / “Yüksek faiz-yüksek kur” dönemi

“Yüksek faiz-yüksek kur” dönemi



“Yüksek faiz-düşük kur” mu yoksa “düşük faiz-yüksek kur” mu diye tartıştığımız dünyadan “yüksek faiz-yüksek kur ” dünyasına hızlı bir geçiş yaptığımızı üzülerek gözlemliyoruz…

Merkez artırdı ama kur neden kalıcı bir şekilde düşmüyor?

Merkez Bankası geçen haftaki olağan toplantısında 1.25 puan daha faiz attırdı. Böylelikle son dönemdeki faiz artırımı 5 puana ulaştı. Türk Lirası’nın hali pür melalini ve ekonominin akıbetini haftalardır yazıp çizerken kendimizi Marko Paşa’ya dert anlatır gibi hissediyorduk. Neden mi? Çünkü geç tedbir, güç tedbir doğuracaktı. Çünkü “gecikmeli yapılan” 5 puan faiz artırımı “önden yüklemeli” 5 puan faiz artırımına kıyasla daha az etkili olacaktı. Çünkü piyasalarda zemberek boşaldıktan sonra alınacak önlemler çok daha maliyetli olacaktı. Çünkü geç verilen ilacın yan etkisi şifa etkisini gölgeleyecekti. Nitekim öyle de oldu. Artık elimizdeki tam da aşağıdaki gibi.

“Yüksek faiz-düşük kur” mu yoksa “düşük faiz-yüksek kur” mu diye tartıştığımız dünyadan “yüksek faiz-yüksek kur” dünyasına hızlı bir geçiş yaptığımızı üzülerek gözlemliyoruz (sol eksende Merkez’in fonlama faizi-kırmızı sağ eksende de döviz sepeti-mavi bulunuyor). Son artırım ile Merkez Bankası politika faizini (bileşik %19.42) az bir marjla da olsa piyasa faizinin (bileşik %18,65) üzerine çıkardı. Ne var ki, bu bile dolar kurunun kalıcı bir şekilde 4,50 bölgesinin altına yerleşmesine yetmedi. Gelişen ekonomilerden para çıkışı yaşanan bir döneme girdik. ABD Merkez Bankası FED parasal sıkılaştırmanm dozunu Ekim ayında belirgin bir şekilde artırmış olacak. Her yerde jeopolitik risk var. ÜFE enflasyonunun yüzde 20 olduğu bir ortamda TÜFE’nin daha da artacağı ortadayken yeteri kadar TL faizi vermezsek aktörler birikimleri için dövizi tercih etmeye devam ederler. Haliyle de bu dolarizasyon sarmalında kuru durduramayız. Şeytan, taşlamakla ölmez.




Büyüme rakamlarını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu hafta birinci çeyrek milli gelir verileri açıklandı. “Hocam şeamet tellalı gibisin, endişen boşuna, bak Türkiye ilk çeyrekte yüzde 7,4 büyüdü” dediğinizi duyar gibiyim. Cevabımı gene veriyle vereceğim. Birinci çeyrekte çok yüksek büyüme çıkacağını zaten sanayi üretiminden biliyorduk ki.

Sanayi üretimi büyümenin en iyi öncüsüdür. Sanayide ilk çeyrekte yıllık bazda yüzde 9,8’lik büyüme gerçekleşmişti. Yeni açıklanan GSYH sanayiden öğrendiğimizi teyit etti sadece. İş dünyası burnundan soluyor.

  Leasing firmaları, KOBİ'lere finansman sağlamaya hazır

Eli taşın altında olanlar da, sırtında yumurta küfesi taşıyanlar da onlar.

Geçmiş tecrübelerle öğrendik ki Türkiye’de kur yükselişinin maliyeti faiz yükselişinin maliyetinden çok daha fazla. Türkiye ekonomisinde GSYH büyümesinin en iyi öncü göstergesi sanayi üretimidir. Sanayi üretiminin en iyi öncü göstergesi de İstanbul Sanayi Odası Türkiye PMI imalat endeksidir. Endeksin 50,0 eşik değerinin üzerinde olması büyüme olduğu anlamına gelir. Altı ise küçülmeye işaret eder.

Endeks, Nisan ayında daralma bölgesine geçmişti. Mayıs ayında ise 46,4’e geriledi. Grafiği bitişikte bulunuyor. Bu değer 2008-2009 krizinden sonra gerçekleşmiş cn kötü değer.

O nedenle “gerçekleşen ekonomik büyüme” ve “beklenen ekonomik büyüme” olacak şekilde bakmamız lazım.

Ekonomideki sert inişi görmek için alim-i cihan olmak gerekmiyor, bankacılık sektörü kredi hacmi de teyit ediyor. Özel bankalardaki yıllık kredi büyüme hızı kritik eşik yüzde 15’in belirgin bir şekilde altına geriledi.

Özel bankaların ekonominin genişlemesini destekleyecek nicelikte (ve nitelikte) kredi vermekten imtina ettikleri gün gibi aşikar. Kaldı ki kredi açmak için yanıp tutuşsalar da yüzde 149’a çıkmış kredi/mevduat oranının (TL cenahta) buna ne kadar müsaade edeceği tartışılır.

Özdemir Asaf ne kadar doğru demiş: “bir adım aksadı mı, bin adım yuvarlanır”. Son kur şokuna zamanında müdahale edememek her şeyi bir anda tersyüz etti.

Kur çalkantısı ve yükselen faizler ekosistemde kusursuz fırtına yarattı adeta. Derecelendirme kuruluşları dışında kimsenin dillendirmeye niyeti yok ama bir kez daha yazımıza taşıyalım. Reel sektörün pasifi, mali sektörün aktifidir. Vadesi geçmiş alacaklardaki artış reel sektörde yaşanan problemlerin tezahürüdür. Yandaki grafikte vadesi geçmiş alacakların toplam kredilere oranı bulunuyor. Resmi rakamlara göre bu oran yüzde 3,1 düzeyinde. Ama derecelendirme kuruluşu S&P “yeniden yapılandırılmış” olanlarla “varlık yönetim şirketlerine satılmış” olanları da göz önüne alarak bu oranının yüksek tek hanede olduğunu hesaplıyor.

Önümüzdeki aylarda ekonomik aktivitede belirgin bir daralma yaşanması kuvvetle muhtemel.

ERKİN ŞAHİNÖZ




Yazımızı beğendiniz mi?

Size daha güzel hizmet sunabilmemiz için lütfen bize destek olun. Yazımızı aşağıdaki sosyal medya sitelerinde paylaşabilirsiniz.

Bunu da İnceledinizmi ?

Değer yatırımı stratejilerine dönüş

Bu hafta “Değer Yatırımı”yaklaşımının ünlü ismi joseph D.Piotroski’nin F-Skor kriterlerini kullanarak yaptığımız puanlamayı, BİST-TÜM’de işlem …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir