MakalelerSağlık Haberleri

Zoom bizi neden yordu? Ne yapmalı? Nasıl toparlanmalı?

Uzmanlar neden Zoom yorgunluğu diye bir kavram tanımladı?

RINGELMANN etkisi olarak da bilinen “sosyal aylaklık” gruplar halinde çalışırken daha az yorulmamızı ve daha az stres altına girmemizi sağlıyor. Ringelmann etkisine göre, bir gruba katılan sayısı arttıkça, bireysel performans giderek azalıyor. Çünkü grup ortamında hiç kimse sorumluluğu direkt olarak kendi omuzlarına yüklemiyor. Bu da tek başına çalışan veya büyük bir grupta olsa bile kendi yaptığı iş bakımından yalnız olan insanların, neden daha fazla sorumluluk ve inisiyatif aldığını, neden daha fazla stresle baş başa kaldıklarını ve yorulduklarını açıklıyor. Ofislerde, iş yerlerinde Ringelmann etkisiyle sosyal aylaklık yapmaya fırsat bulabiliyoruz. Fakat pandemiyle beraber çoğu kişi izole şartlar altında hiç insan görmeden çalışmaya mecbur kaldı. Bu da sorumluluk hissini artırıp iş performansını kısa vadede yükseltmiş gibi görünse de, orta ve uzun vadede insan doğasına uygun olmayan bu şartlar bizi tüketmeye başladı. Yani başta güzel gelen evden çalışma rahatlığı, bir yıl içerisinde çökkünlük ve bitkinliğe neden olmaya başladı. Videolu toplantıların da başta büyük kolaylık gibi gelmesine karşın, uzmanlar artık Zoom yorgunluğu gibi kavramlar ortaya atmaya başladı. Uzmanlara göre tükenmişlik sendromu da yükselişte. Peki tükenmiş olduğumuzu nasıl anlarız? Zoom bizi neden yordu? Ne yapmalı? Nasıl toparlanmalı? Uzmanlar yorumladı.

TÜKENDİĞİNİZİN FARKINA VARAMAYABİ LİRSİN İZ

Tükenmişliği, maruz kalınan stresli durumun kesintisiz devam edip artmasıyla beraber meydana gelen duygusal, fiziksel, zihinsel tükeniş ve yorgunluk hali olarak tanımlayan Klinik Psikolog Şehnaz Tuna, “Tükenen kişi kendini neşesiz, bunalmış ve bitkin hisseder, hiçbir şeyle baş edemez noktaya gelir. Depresyon, asabiyet, sosyal izolasyon, umutsuzluk ve mesleki tatminde azalma da tükenmişlik sendromunda sıkça görülen belirtilerdir” diyor. İçinde bulunduğumuz dönem itibariyle global bir psikolojik stresle karşı karşıya kaldığımıza işaret eden Tuna’ya göre tükenmişlik adeta yeni normalimiz oldu, işini kaybetme riski, çalışma şartlarındaki belirsizlik ve evde çalışmanın sonucu ortaya çıkan uzun mesai saatleri, velilerin eğitim öğretim sürecinde yaşadığı karmaşa, öğrencilerin uzun saatler ekran karşısında kalması, ev kadınlarının düzen ve rutini devam ettirme çabaları gibi birçok durum tükenmişliği artırdı. Odaklanma zorluğu, sorumlulukları yerine getirememe, halsizlik ya da iştahsızlık gibi semptomları yorgunluk ya da uykusuzluk gibi sıradan sebeplere bağlayarak, bu semptomlara yol açan tükenmişliğin göz ardı edilebildiğine dikkat çeken Tuna, “Tükenmişlik sendromu yaşadığınızın farkına yaramayabilirsiniz. Tükenmişlik müdahale edilmediği takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bir sendromdur. Tükenmişlikle baş etmek için hobi edinmek, 8 saat uyumak ve spor yapmak önemlidir” diyor.

TAM BİR MOTİVASYON KAYBI

Daha fazla iş ve sorumluluk üstenirken, daha uzun saatler çalışırken ve daha yüksek stres seviyeleriyle baş ederken, bedelini zihnimiz ve bedenimizin ödediğini belirten Psikolog G. Tansu Ocak, “Dünya Sağlık örgütü (WHO) tarafından Uluslararası Hastalık Sınıflandırılması listesine alınmış olan tükenmişlik sendromu, fiziksel bitkinlik, uzun süreli yorgunluk, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının yoğun hissedilmesi ile kendini gösteriyor. Fakat sadece yorgunluk ya da iş tatminsizliği değildir. Tükenmişlik, herhangi bir rahatlama belirtisi olmaksızın tam bir motivasyon ve enerji kaybıdır” diyor. Iş yaşamında zamanla yarışan, iş yetiştirme konusunda baskılara maruz kalan, iş dolayısıyla hayati kararlar almak zorunda olan ve fazla sorumluluk gerektiren işlerde çalışanların tükenmişlik sendromuna yakalanma oranlarının daha yüksek olduğuna vurgu yapan Ocak, tükenmişliğin yaygın nedenleri arasında sosyal destek eksikliği, birden fazla görev üstlenmek ve öz bakımı ihmal etmek olduğunu aktarıyor.

TÜKENMİŞLİK SENDROMUNU NASIL ANLARSINIZ?

Ocak’ın aktardıklarına göre, işinize odaklanmada güçlük çekiyor, erteleme davranışları sergiliyor veya iş dışında arkadaşlarınız ve ailenizle birlikteyken bile sürekli işten ve projelerden nasıl kaçılacağına dair düşünceler ile meşgul oluyorsanız, tükenmişlik belirtileri gösteriyorsunuz demektir. Yine bu tükenmişlik belirtisi, artan karamsarlık, iş arkadaşlarına ve aileye daha az güven duymanın yanı sıra diğer insanlardan ve çevrenizden izole ve kopuk hissetme gibi başka şekillerde de kendini gösterebiliyor. Tükenmişlikte ne yaptığınız önemli değilmiş ve hiçbir şey fark et-miyormuş gibi hissetmek, hayal kırıklığı ve öfkeye neden oluyor. Basit işleri bitirmekte zorlanma, odaklanmada güçlük, azalmış mesleki özgüven, umutsuzluk, karamsarlık, kendini değersiz hissetme, unutkanlık, dalgınlık, uyku problemlerinin yanı sıra, baş, sırt ve bacaklar başta olmak üzere vücudun belirli bölgelerinde ağrılar ile gastrointestinal (mide, bağırsak) rahatsızlıklar da tükenmişlik sendromu belirtileri arasında yer alıyor.

ÇEVRİMİÇİ OLMAK RİSKİ ARTIRIYOR

Pandemi döneminde tükenmişlik sendromunda görülen artışın, ev ve iş yaşamlarını ayıramamaktan kaynaklandığını ileri süren Ocak şu bilgileri aktarıyor: “îş gününün ne zaman biteceğini ve kendi hayatlarının ne zaman başladığını bilmek bu dönemde oldukça güçleşti. Birbirimize ulaşmanın çok kolay olduğu böy-lesine teknolojik bir dünyada yaşadığımız için, telefonumuza veya bilgisayarımıza bir e-posta bildirimi geldiğinde veya bir iş arkadaşınızdan bir mesaj aldığınızda bunu yanıtlama ihtiyacı hissediyor ve aslında işe yeniden dönmüş oluyorsunuz. Sürekli çevrimiçi veya bağlantıda olma hissi, kişileri fiziksel ve duygusal olarak yorgun hissettirebilir. Çoğunlukla çalışmaktan başka bir şey düşünemeyeceklerini hissederler. Bu yüzden zevk aldıkları şeyleri yapmayı bırakırlar. Ne yazık ki bu durum, normal yorgunluktan daha fazlasıdır ve tipik olarak daha akut veya daha kısa vadeli olarak görülen bir döngüye dönüşebilir. Tükenmişlik esasen kronik bir yorgunluk türüdür. Bu sendromla mücadele etmek için yapılabilecekler arasında, sadece belirlenen saatlerde çalışmak, çalışma saatleri dışında e-postalara cevap vermemek ve bildirimleri engellemek yer alabilir.”

EVDEN ÇALIŞMAK CAZİBESİNİ YİTİRDİ

Klinik Psikolog Burcu Yarapsanlı Zayim’in aktardıklarına göre birçok kişinin konfor alanı kendi evi. Bu yüzden evden çalışmak ilk başlarda çok cazip bir çalışma yöntemi olarak görüldü. Ancak pandemi döneminde evden çalışma yöntemi birçok insan için cazibesini çabuk yitirdi. Çünkü insanlar bu dönemde, kendilerine tükenmişlik sendromunu yaşatan durumun her gün işe gidip gelmek değil, işin ta kendisi olduğu ile yüzleşti.



Pandemi nedeniyle insanların mesai bittikten sonra rahatlamak için sosyal hayat aktiviteleri de kısıtlanınca ev hayatının bunalımlı ve sıkıcı bir yere dönüştüğüne işaret eden Zayim, “Tükenmişlik sendromu ile mücadele etmek için öncelikle her gün aynı yapılan günlük aktiviteleri farklı alternatiflerle değiştirmek gerek. Eğlenceli programlar izlemek ve kişisel bakım yapmak da işe yarar” diyor.

ZOOM KAYGIYI TETİKLİYOR

Zoom yorgunluğuna da değinen Zayim, bu yorgunluk türünün, uzun süre boyunca aynı yerde oturmanın, aynı yere bakmanın ve aynı ortama maruz kalmanın sonucunda ortaya çıkan fiziksel ve zihinsel bir yorgunluk olduğunu belirtiyor. “însan oturduğu yerde yorulur mu diye soracak olursanız gerçekten de yorulur. Çünkü bu durum insan doğasına aykırı bir durumdur” diyen Zayim’e göre insan oturduğu yerde bile sürekli hareket etmek ister ve belirli aralıklarla oturduğu yerden kalkıp yer değiştirerek kişide farklı şeyleri görme, duyma, tatma ve dokunma isteği oluşur. Buna rağmen Zoom üzerinden uzun saatler çalışmaya maruz kalan kişilerin sürekli aynı klavyeye dokunması, aynı parlak ışığa maruz kalması ve herkesi aynı ekran içerisinde görme hali bir süre sonra kişide kaygıyı tetikliyor. Ayrıca kalabalık Zoom toplantılarında diğer katılımcılar tarafından görüntü ve ses açılmadığında bu bireyler göremedikleri ve duyamadıkları kişileri de kontrol etme çabası gösteriyor. Bu durum ise bireylerin daha çok zihinsel güç harcamalarına neden oluyor. Zoom programının insanların toplantı yapmalarını kolaylaştırırken zihinlerini ve bedenlerini daha çok yormaya başladığına vurgu yapan Zayim, “Bu tür durumlarda mutlaka her 2 saatte bir yerinizden kalkarak 5 duyu organına farklı uyarıcılar vermek gerekir. Örneğin toplantı arasında hoş bir müzik dinlemek, evin koridorunda 5 kere git gel şeklinde kısa bir yürüyüş yapmak, evinizde çiçek bakıyorsanız çiçeğin toprağına, yaprağına dokunarak doğal bir dokuyu hissetmek, kahve yerine hoş kokulu aromalı bitki çayları içmek, mesai saatleri bittikten sonra telefon, tablet, bilgisayar ve televizyondan uzak kalmak gerekir” diyor.

İDEAL ÇALIŞAN OLMA BASKISI

Beykoz Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi, Klinik Psikolog Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu’na göre, koronavirüs pandemisi başlamadan önce insanların ideal çalışan olma baskısını hissettiği bir işyeri kültürünün gelişmesiyle birlikte dünya üzerinde tükenmişlik oranları gittikçe artış gösteriyordu. Çok sayıda çalışan yöneticileri ya da işverenleri için sürekli ulaşılabilir olma ve işe hayatlarına her şeyden fazla öncelik verme zorunluluğu hisseder haldeydi. Teknolojiyle birlikte akıllı telefonlar, tabletler, dizüstü bilgisayarlar aracılığıyla sürekli bağlantıda olabilmek bu zorunluluğu daha da güçlü hissedilir yaptı. Bu şekilde iş ve iş dışı hayat arasındaki sınırın bulanıklaşarak tükenmişlik sendromuna yol açtığını ifade eden Şalcıoğlu şunları aktarıyor:

“Pandemiyle birlikte çok sayıda çalışan evden çalışmaya başlayınca iş ve ev arasındaki sınırların iyice kaybolduğu bir düzene geçilmiş oldu. Evden çalışmanın en önemli etkisi işte daha fazla saat geçirmek, çünkü insanlar bir yandan kaybolan fiziksel sınırlar nedeniyle iş ve iş dışı zaman ayrışmasını etkili bir şekilde yapamıyorlar, bir yandan da ideal çalışan” imajlarını korumak için evden çalışırken gerçekten çalıştıklarını üstlerine kanıtlama gereği hissediyorlar. Bunun yanı sıra, evden çalışma insanları sosyal olarak izole ediyor ve yalnızlaştırıyor. Ofis ortamında iş arkadaşlarıyla molaya çıkmak, sohbet etmek, şakalaşmak gibi çalışana iyi gelen kişiler arası etkileşim ve sosyalleşme imkanı artık kalmadı. Üstelik evden çalışırken bir sorun çıktığında, bununla başa çıkmak ve bir çözüm bulmak için çalışan yalnız ve desteksiz kaldı, özetle, ev ve iş ayrımını yapmayarak işle bağlantıyı kesememe ve insanlarla sosyal etkileşimi kaybetme tükenmişliğe yol açan en önemli faktörler.”

Mindfulness’ın 5 faydası

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel, farkındalık terapisindeki öğelerin psikoterapide kullanımı ile ilgili bilgiler verdi. Farkındalık [mindfulness] terapisinin son yıllarda oldukça yaygınlaştığını belirten Prof. Ögel, yöntemin 5 faydasını sıraladı.

• Şimdiye odaklanmak: Odaklanmak aslında dikkati bir yere toplamaktan ziyade o ana toplamaktır. Yani dikkatim dağılsın anksiyetem azalsın deyip bulaşık yıkamak değil. Bulaşık yıkıyorsanız bulaşığa dikkati vermek veya çay içiyorsanız çaya dikkati vermek. Şimdiye odaklanmak aslında geleceğin ve geçmişin yükünü azaltır. Dolayısıyla ruhsal sorunlara iyi gelmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi bu.




• Yargısızlık: Acının kaynağı deneyimlerin kendileri değil, deneyimlerle kurulan, yargıların yönlendirdiği tutunma ilişkisidir. Örneğin depresyon kendine yönelik olumsuz düşünceler ve fonksiyonel olmayan tutumlardır. Tüm bunlar yargılı olmanın sonucudur. Kişi yargısızlığı öğrendiği zaman suçluluk duygulan, kendine güven azlığı, endişe ve kaygı da azalmaya başlar.

• Mesafe koyma: Mindfullness, düşüncenin içeriği ile değil, düşüncenin kendisi ile uğraşır. Yani düşünce düşüncedir. Bu düşüncenin nereden geldiği, nasıl ortaya çıktığı, çocukluktan mı geldiği yoksa duygu ve düşüncelerin bir sonucu olarak mı ortaya çıktı diye araştırmaz. Dolayısıyla düşüncenin içeriğiyle değil, daha çok düşüncenin veya duygunun kendisiyle uğraşırız. Bu da kendi duygu ve düşüncelerimizle olan mesafeyi de sağlar. Neden böyle düşünüyorum diye saatlerce düşünebilirsiniz, bunun doğru bir cevabı da yoktur. Ya da 100 tane cevap vardır, bu 100 cevap da doğrudur, hepsi de yanlış olabilir.

• Kabullenmek: Kabullenmenin dönüştürücü gücü yaşamı olduğu gibi deneyimlemekten, kabul etmekten ve görmekten geliyor. Yaşamı kabullendiğimiz zaman yaşamın bize verdiği ve değiştiremeyeceğimiz streslerle çok daha rahat başa çıkma şansına sahip oluyoruz.

• Deneyimlemek: Deneyimlemek diğer dört öge ile bağlantılı bir durum. Olumsuz deneyim itilip düşman haline getirilmez, o deneyimle yaşamayı öğrenmektir. Deneyimi bastırmak, kaçmak, itmek düşmanlıktır. Bir düşmanınız varsa bir savaş da vardır. Düşman yapmak yerine tanıyıp, olmalarına izin vererek ve doğrudan deneyimleyerek bu deneyimlerin bize getirdiği olumsuz tarafları yok edip törpüleyebiliriz.

ZOOM yorgunları ne yapmalı?

  • Sanal buluşmalar arasında kendinize zaman ayırın. 0 sırada yapmak istediğiniz şeyleri yapın.
  • Yoga ve meditasyon gibi farkındalık çalışmaları uygulayın.
  • Kendinize ve çevrenize karşı şefkatli olun. Zor bir dönemden geçtiğimizin ancak bunun sona ereceğinin farkına varın.
  • Günlük rutinler belirleyin ve bunlara sadık kalın.
  • Her zaman görüntülü görüşme yapmamız gerekmiyor. Görüntü paylaşımının gerekmediği durumlarda telefondan görüşmeyi teklif edebilirsiniz.
  • Toplantıdan önce toplantıyla ilgili notların paylaşılmasını rica edin. Bu şekilde toplantı sırasında daha az zihinsel yorgunluk yaşarsınız.

Tükenmişliğe karşı ne yapmalı?

  • Öncelikle hayatınızın kontrolünü tekrar elinize almalısınız. Buna olumsuz duygu ve düşüncelerinizi değerlendirerek başlayabilirsiniz. Size stres, kaygı, öfke ve çaresizlik duygusu yaşatan durumları tespit edip bunlara yönelik çözüm önerileri geliştirin.
  • İhtiyaçlarınızı, hedeflerinizi ve bunların önündeki engelleri belirleyin.
  • Sınırlarınızı ve fedakârlıklarınızı gözden geçirin. Daha fazla sorumluluk almayı bırakın ve “Hayır” demeyi öğrenin.
  • Sabah erken uyanın ve sanki işe gidiyor gibi hazırlanın.
  • Ferah, sessiz, güneşli ve masa olan bir yerde çalışın.
  • Günlük rutininize mutlaka yürüyüş, egzersiz veya gevşeme hareketleri dâhil edin..
  • Gün içerisinde molalar verin. Belirli bir hedefe ulaştıktan sonra da yeni bir hedef için kendinize zaman ayırın.
  • İş arkadaşlarınızla ve beraber yaşadığınız kişilerle samimi ve açık bir iletişim kurun. İş yükünüz ve duygularınızla ilgili paylaşıma açık olun.
  • Yöneticiler çalışanlarının gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamalı ve karşılıklı güven ilişkisi oluşturmalı. Çalışanlara ileriye yönelik hedef belirleme konusunda kariyer danışmanlığı verilmeli ve online psikoterapi hizmeti olanakları yaygınlaştırılmalı.

Dr. Merve ÇALDAŞ / Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı
“TMS ile tedavi mümkün”

TMS, uzun adıyla transkraniyal manyetik stimülasyon tedavisi son günlerde merak edilen tedavi yöntemlerinden biri haline geldi. Herhangi bir yan etkiye sahip olmayan ve başarılı klinik sonuçları olan TMS tedavisi, depresyon semptomlarını iyileştirmek adına beyindeki sinir hücrelerini uyarmak amaçlı, manyetik alanları kullanan bir tedavi yöntemidir. TMS’de temel olarak, helezonik iki manyetik alan oluşur ve bu manyetik alanlar arasında kalan bölgede küçük elektriksel aktiviteler meydana gelir. Uygulama sırasında manyetik akımı oluşturan bobin (coil) saçlı derinin üzerinden hedef beyin bölgesinin bulunduğu noktaya yerleştirilir. Vücuda herhangi bir girişim olmadan, saçlı derinin üzerinden uygulanır. Psikiyatrik hastalık tanısına göre, hedef bölge ve uygulanacak manyetik akımın şiddeti belirlenir. Depresyon, anksiyete bozuklukları, bipolar bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ve kulak çınlaması gibi durumlarda uygulanabiliyor. Bazı hastalarda idame tedavisine ihtiyaç duyulmazken, bazı hastalara haftada bir kez veya ayda bir kez gibi idame tedavileri planlanıyor.

Dr. Zekeriya YELBOGA / Psikiyatr, Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi
“Uzun vadeli çaba gerektiren işlerden kaynaklanır”

Tükenmişliğin ele alınması önemlidir çunku bireylerin zihinsel sağlığı için ciddi sonuçları vardır. Depresyon, alkol ve madde bağımlılığı ve hatta intihar için bir risk faktörüdür. Özünde . tükenmişlik, sürekli, uzun vadeli fiziksel, bilişsel veya duygusal çaba gerektiren işlerden kaynaklanır. ABD ve Avrupa’da yapılan bazı çalışmalarda 2019 yılına göre 2020 yılında, katılımcıların bir önceki seneye göre stresli, yorgun ve işlerine karşı ilgisiz hissetme oranlarının iki kattan fazla arttığı tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalarda, pandemı sırasında insanların daha uzun saatler, daha sonuç odaklı çalıştıkları gösterilmiş. Kontrol eksikliği de tükenmişliğe neden olan faktörlerden biridir. İşyerinde ödül veya takdirin olmaması, sosyal destek veya topluluk duygusunun olmaması ve adaletsizlik, zorbalık, ayrımcılığın varlığı tükenmişlik riskini artırır. Bu nedenle tükenmişlik sistematik bir sorundur ve kuruluşların bu sorunu ele almak için sistem çapında bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir.

Doç. Dr. Gülbeniz AKDUMAN / İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi Yüksek Lisans Programı Öğr. Üyesi
“Zoom yorgunluğunun 4 nedeni var”

Stanford araştırmacılarının ortaya çıkardığı bir kavram olan Zoom yorgunluğunun nedenleri dört başlık altında toplanabilir. Aşırı yüz yüze iletişim ve göz teması kurulması, kendini sürekli gerçek zamanlı görme, hareket alanının kısıtlanması ve bilişsel yük fazlalığı. Bu dört maddeyi açacak olursak, normalde yüz yüze görüşme ya da toplantıda sırasıyla herkes konuşurken, bir yandan not alınıyor ya da çevrede olan bitenlerle ilgileniliyor ama Zoom ortamında insanlar birbirleriyle hiç olmadıkları kadar yakın mesafeden ve kesintisiz yüz yüze iletişim kuruyorlar. Yüz yüze iletişimde bu kadar yakın ve direkt bakmak kişilerin aşırı yorulmasına sebep olan etkenlerden biri. Ayrıca insanın kendini sürekli ekranda gerçek zamanlı olarak görmesi ise alışık olmadığı bir durum. İnsan sürekli kendini gördüğünde kendinde daha fazla kusur buluyor, eleştiriyor ve strese giriyor. Zoom gibi görüntülü sohbetlerin kişilerin hareket etmelerine imkan vermemesi, Zoom görüşmesi boyunca aynı noktada sabit kalınması bilişsel performansı da olumsuz etkiliyor. İletişimde yüzde 60 beden dili, yüzde 30 ses tonu ve yüzde 10 kullanılan kelimeler etkilidir. Yüz yüze iletişimde sözsüz iletişim, mimik ve jestler oldukça doğalken Zoom ortamında sürekli kendini izleyen kişinin doğal ve rahat olması için çaba göstermesi gerekiyor.

Dr. Aylin Tutgun ÜNAL / Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik Öğretim Üyesi
“Zoom yorgunu olabilirsiniz”

Zoom gibi kullanım kolaylığı sunan bu programlar ekstra zihinsel çaba gerektirmesi nedeniyle zihinsel ve bilişsel yorgunluğa neden oluyor.

Bu yorgunlukla başa çıkmak için bireylerin mutlaka kendilerine vakit ayırmaları ve gerçek etkileşime girmeleri gerek. Zoom yorgunluğunun oluşumunda uzun süre aynı ortamda oturmak ve uzun süreli hareketsiz kalma kaynaklı fiziksel yorgunluk başlıca nedenler olarak görülebiliyor. Fiziksel yorgunluk boyun ve omuz sertliği, göz yorgunluğu, bacak ve baş ağrıları şeklinde kendini gösteriyor. Öte yandan canlı etkinliklerin sayısı ve süresine paralel olarak dinlemek, izlemek, not almak bunları zihinsel olarak işlemenin getirdiği bilişsel yük kaynaklı zihinsel yorgunluk da göz ardı edilmemelidir. Görüntülü etkileşimlerde yüz ifadeleri, sesin tonu ve perdesi ve vücut dili gibi sözlü olmayan ipuçlarını ve bunların beraberindeki duyguları doğal etkileşimde olduğu gibi ekrandan almak mümkün değil. Bu nedenle konuşulanları sözel olamayan ipuçları olmadan işlemek için daha çok çaba harcamak, bunlara daha fazla dikkat etmek çok fazla enerji gerektiriyor.

Aynur İLHAN / Evimdeki Psikolog Platformu Kurucusu
“Tedavi edilmezse şiddeti artar”

Evden çalışanların bir kısmı daha verimli çalıştığını söylerken diğer bir kısmı da artan mesai yükü karşısında bunalmış durumda. Peki ya neyi kaçırıyoruz? Salgın devam ederken bir şekilde evden çalışmaya alışsak da iş ve özel hayatımızdaki dengeyi sağlıklı bir şekilde sürdürme konusunda zorluklar yaşıyoruz. Bu süreçte gereğinden fazla sorumluluk alan ve mükemmeliyetçi kişiliğe sahip bireyler risk altındayken tükenmişlik sendromunun özellikle çalışan gençleri ve kadınları esir aldığını görmekteyiz. Şehirleşme, yalnızlaşma ve sanallaşma sonucu azalan psikolojik bir dayanıklılık söz konusu. Dört duvar içerisinde mesai saatleri uzadı ve iş yükü arttı. Bununla beraber mola süreleri kısaldı ve birçok firma eksik eleman çalıştırıyor. Kişi dolayısıyla kendine yeterince zaman ayıramıyor ve eski rutinlerini devam ettiremiyor. Yöneticiler ve çalışanlar arasında takdir ve ödüllendirme de yetersiz ise çalışan kendisinin ve yaptığı işin değerli olmadığını düşünmeye başlıyor. Tükenmişlik sendromu tedavi edilmedikçe şiddeti artabilir.

Feyza RAMAZANOGLU / Uluslararası Koçluk Federasyonu ICF Türkiye Genel Sekreteri
“İyilik halini koruyacak programlar oluşturulmalı”

Dünya Sağlık Örgütü tükenmişlik sendromunu başarılı bir şekilde yönetilemeyen kronik işyeri stresi olarak ifade ediyor. Bu sorun elbette pandemiyle başlamadı ama salgın bu vakaları hızla artırdı. Pandemi öncesi ABD ekonomisinde kronik depresyon, anksiyete ve tükenmişlik sendromu gibi mental sağlık problemlerinin kökünde yer alan stresin iş dünyasına maliyetinin yıllık 300 milyar dolar olduğu hesaplanıyordu. Özellikle pandemi ile birlikte ev ve ofis arasındaki fiziksel sınırların ortadan kalktığı, çalışma saatlerinin bulanıklaştığı, iş-özel hayat dengesinin bozulduğu, sınırlı iş dışı aktivitenin iyice sınırlandığı ve dengeleyici sosyal çevrenin eksildiği, iş dışı stres ile kişilerin başa çıkabileceği toplam stres yükünün hızla yükseldiği, ekonomik krizin tüm dünyayı sardığı, belirsizliğin hayatın her alanında yoğun bir şekilde hissedildiği bir ortamda, tükenmişlik sendromundaki artış hiç şaşırtıcı değil. Kurumlar çalışanlarının bütünsel iyilik hallerini koruyacak bir çalışma ortamı, gerçekçi beklentiler ve destekleyici programlar oluşturmalılar.

ÜRÜN DİRİER


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu