Anasayfa / Ekonomi-Finans / Krizin Bir Nedeni Olarak Sanayileşme Olgusu

Krizin Bir Nedeni Olarak Sanayileşme Olgusu




DÖRT yılını doldurmak üzere olan ve özellikle gelişmiş ülkeleri etkileyen ekonomik krizin, kökü derinlerde olan çok sayıda nedeni var. Bu nedenlerden birinin de “sanayisizleşme” olduğunu söyleyebiliriz. Grafikte görüldüğü gibi gayrisafi milli hasılası ve istihdamı içinde sanayinin payı düşen ülkelerde, çift dip ve uzatmalı kriz tehlikeleri daha belirgin hali geliyor.

Son 30 yılda sanayi dalları erozyona uğrarken, inşaat, ticaret, ulaştırma, haberleşme finans ve bilişim gibi alanları kapsayan “hizmetler” sektörünün ekonomi içindeki ağırlığı arttıkça arttı. Ancak ekonominin tabanındaki tarım ve sanayi güç kaybedince, hizmetler sektörü ve ekonominin geneli daha kırılgan hale geldi. Fabrikalar kapatıldıkça, çevredeki ulaştırma şirketleri, perakendeciler, banka şubeleri, restoranlar ve diğer esnaf da iş yapamaz oldu.

İmalat sanayii, madencilik ve enerji üretimini kapsayan sanayi üretiminin ekonomi içindeki payının azalması ayrıca şu sonuçları da ortaya çıkardı, çıkarmaya da devam ediyor:

■    Ekonomi büyüse de istihdam artmıyor, işsizlik azaltılamıyor.

■    Hizmetler sektöründe verimlilik, sanayiye göre daha düşük olduğu için büyüme oranlan geriliyor.

■    Hizmetler sektöründe ücretler düşük ve iş güvencesi zayıf olduğu için kitlelerin yaşam kalitesinde iyileşme sağlanamıyor.

■    Modem hizmet sektörlerinde az sayıda kişi yüksek ücretlerle çalışırken, çoğunluğun geçiminin zorlaşması gelir dağılımını bozuyor.

■    Sanayi işçisinin sayısının azalması yan sanayinin istihdamını ve çevredeki hizmetler sektöründeki kazançları da olumsuz etkileyince orta sınıf erimeye başlıyor.



Yukarıdaki saydığım olay ve olguların etkisi, krizleri uzatıyor, siyasi ve sosyal huzursuzluklara yol açıyor. Bu erozyona açık zeminde merkez bankalarının piyasalara sürdükleri yüksek tutardaki paralar da dipsiz kuyulara akıyor, beklenen iyileşmeyi sağlayamıyor.

GSYH içinde sanayinin payının yüzde 20’nin altına düşmesi ekonomileri krize karşı daha kırılgan hale getiriyor. Oranın yüksekliği ise ayrışmayı sağlıyor ve büyüme hızlarını korumak veya büyük düşüşleri önlemek kolaylaşabiliyor.

Türkiye’de sanayinin istihdam içindeki payı yüzde 26, GSYH’deki oranı ise yüzde 21.6 düzeyinde bulunuyor. Yeni teşvik ve tasarruf paketleri ile sanayinin milli gelir içindeki payı artırılırsa, kriz tehlikesi azalabilecek ve sürdürülebilir yüksek büyüme hızlarına ulaşmak mümkün olacak.

TARİHTEN İKİ ÖRNEK

Aşağıdaki iki örnek imalat sanayii veya madencilik faaliyetinin durmasının bölgeye verdiği zararı net bir şekilde gösteriyor:

•    Geçen yüzyılın ilk çeyreğinde Balıkesir’in Balya ilçesinde Fransız-lara ait bir kurşun madeni faaliyet göstermişti. O yıllarda işçi sayısı 5 bini, ilçenin nüfusu ise 30 bini aşmıştı. İlçe merkezinde 15 gazino vardı ve elektrik akımı, Yıldız Sarayı’ndan sonra ilk kez Balya’da ortalığı aydınlatmıştı. Madenin 1935’te kapanmasından sonra Balya’nın nüfusu tekrar 3 bin dolayına dönmüştü.

•    General Motors, ABD’nin Ohio eyaletinin Montgomery kentindeki bir fabrikasını 2008’de kapattı. Michigan Üniversitesi’ne bağlı bir enstitünün Marian Krzyzowski ve Lawrence Molnar adlı yöneticileri, kapatma kararının sonuçlarını şöyle belirlediler:

Fabrika üretimine son verince 2 bin 170 işçi işsiz kaldı. Bunun ardından fabrika civarında çeşitli işler yapan 10 bin 850 iş sahibi de kepenkleri kapattı.

Kapanan fabrikaya parça veren yan sanayi şirketlerinin domino taşları gibi arka arkaya kapılarını kapatması ise 3 bin 334 işçinin işsiz kalmasına yol açtı. Yan sanayi şirketlerinin kapısına kilit vurulması ise bunların çevresindeki 16 bin 650 bağımsız iş sahibinin kazancını etkiledi.





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir