Anasayfa / Makaleler / ‘Ucube’ değil ‘iş’ istiyorlar!

‘Ucube’ değil ‘iş’ istiyorlar!




Her hafta bir üniversiteyi ağırlıyoruz…
Bu hafta sayfamızı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileriyle hazırladık

Bu hafta gazetemizde Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerini konuk ettik. Yazıişleri toplantı salonunda Semra Dursun, Gülşen Şahin, Deniz Toprak, Sena Diren ve Aykut İlhan ile Genç Türkiye’yi tasarladık. Arkadaşlarımız çok sayıda haber dosyası hazırladı. Ancak yerimiz bunlardan sadece birini anlatmaya yetti. Doğu Ekspresiyle çıktıkları Kars gezisini anlattılar bize… Çalışmamızı, baskı tesislerimizi, İHA ve TGRT Haber TV’yi gezerek tamamladık. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, ülkemizin gazeteci yetiştiren en eski ikinci okulu. 1993 yılında kurulan Marmara İletişim Haber Ajansı (MİHA), öğrencilere, okurken bir yandan da pratik imkanı sunuyor. Ajansın başında bulunan Kayıhan Güven, her fırsatta öğrencileri Anadolu turuna çıkarıyor. MİHA muhabirlerinin bu gezileri anlattıkları “Sevgimiz Özgürlüğümüzdür”, “Kes Korkak Alıştırma Elini”, “Çıplak Kralın Terzileri” isimli kitapları bulunuyor. Okullu muhabirler, şimdilerde son kitapları “Gide Gide”nin hazırlığı içinde. Arkadaşlarımız Kars turunu kitaptan önce, sıcağı sıcağına Genç Türkiye’ye anlattılar.

Doğu Ekspresi’yle 5 gün 2 gece
GÜNEŞİN ÜŞÜDÜĞÜ ŞEHİR: KARS

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Ajansı (MİHA) muhabirleri olarak İstanbul’u arkamızda bırakıp Anadolu yollarına düştük. “Ucube”?tartışmalarıyla gündeme gelen Kars’a farklı bir gözle baktık

Yazı: Semra Dursun- Fotoğraflar: Semra Dursun- Burhan Kaya

Finallerin sona ermesiyle birlikte Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi binasının zemin katını tatlı bir telaş aldı. Uzun süredir planladığımız Kars gezisi için geri sayım başlamıştı. Gazeteciliğin okul sıralarında öğrenilemeyeceğini önceden koymuştuk kafamıza. Anadolu’yu tanımalı, insanımızın sorunlarını yerinde görmeliydik. Haydarpaşa’dan hareket eden Doğu Ekspresi’yle yollara düştük.
Tren, düşündüğümüzün aksine temiz ve konforlu. Üstelik çok da ucuz. Yavaşlığına gelince, bindikten sonra kimse gideceği yere ne kadar kaldığını hesaplamıyor bile. İstanbul’u arkamızda bırakarak Anadolu’ya doğru ilerliyoruz. Dışarıda nefesleri kesen bir soğuk, gittikçe beyazlaşan doğa karşılıyor bizi. Her yer karla kaplı. Ankara’dan sonra saatteki hızımız 40-50 kilometreye kadar düşüyor, çünkü raylar 1930’lu yıllarda döşenmiş. Bu durum işimize geliyor, fotoğraf için ideal bir ortam sunuyor bize.

İKİ GÜN SONRA ŞEHİRDEYİZ
Kars’a gitmek, iki günümüzü alıyor. Yaklaşık 40 saat süren yolculuğumuzun ardından, bir gece yarısı ulaşıyoruz şehre. 1933 kilometreyi bırakarak… Acı bir soğuk iliklerimize kadar işliyor. Denizden bin 700 metre yüksekteyiz. Bizi görenler, bu mevsimde burada olmamıza şaşırıp “Keşke yazın gelseydiniz, şimdi buranın en soğuk zamanı” diyor. “Biz zaten Doğu Anadolu’nun soğuğu ile tanışmaya gelmiştik” diye cevap veriyoruz.
Kars’ta konaklamak için seçtiğimiz Karayolları Misafirhanesi’nden sabahın erken saatlerinde ayrılıyor, güne güzel bir kah-valtıyla başlıyoruz. Eski kaşar, tereyağı, kaymak ve bal servisi yapılıyor ama közde çayın lezzeti bir başka.
Kars’ın kaşarı ünlü; şehrin birçok yerinde peynircilere rastlıyoruz. Dükkânların vitrinlerini süsleyen envai çeşit peynir hem göze hem damağa hitap ediyor.
Kars denilince akla kaşar peyniri ve kaz gelir. Fakat “Ucube” diye nitelendirilen “İnsanlık Anıtı”yla adını duyar olduk.



“HEYKEL DEĞİL EKMEK LAZIM”
Doğrusunu söylemek gerekirse “Ucube” fırtınası kopmadan önce planlamıştık bu geziyi. Hararetli tartışmaların etkisinden midir, Kars’a ulaşır ulaşmaz kendimizi anıtın altında buluyoruz. Anıt, etrafı karlarla sarılmış, akıbetini beklerken karşılıyor bizi.
Anıtla ilgili Karslılara ne düşündüklerini soruyoruz. Çeşitli görüşler ortaya atılıyor. Kimi “yıkılmasın”, kimi “yapmışlar madem, tamamlasınlar” diyor, kimi hiç karışmıyor tartışmalara. Bazıları da “Bize heykel değil, ekmek lazımdı!” diye isyan ediyor.

ANADOLU’DAKİ KAFKASYA

Kars sokaklarında bu mevsimde yürümek güç. Çünkü her taraf buz! Yöre insanı alışmış bu duruma. Yazlık ayakkabılarla rahatlıkla yürüyorlar. Bunu nasıl yaptıklarını sorduklarımız “Topuklarınla basarsan düşmezsin” diye anlatıyor işin sırrını. Kentte yollar bembeyaz ama araçlar zincirsiz! Zincir kullananlarla dalga geçiliyor; bu şoförlere “ya acemi ya da yabancı” gözüyle bakılıyor. Nedendir bilmiyoruz, burada trafik ışıkları da hiç yanmıyor.

KIR ZİNCİRLERİNİ
Kars sokaklarında yürürken caddelerin genişliği,düzeni ve eski binaların çokluğu dikkatimizi çekiyor. Caddeler cetvelle çizilmiş gibi nizami. Asla çıkmaz sokak göremiyorsunuz. Öğrendiğimize göre, 1878 yılında Kars’ı işgal eden Ruslar, 40 yılda şehri yeniden imar etmişler. Kars, Cumhuriyetin devraldığı tek planlı kent olma özelliğini taşıyor. Şehir onların yaptığı taş binalarla dolu. Kafkasya kentlerine kimlik katan “Baltık mimarisi” burada da kendini gösteriyor. Bakü, Tiflis, Erivan ve hatta St. Petersburg’un fotoğrafını gören Karslılar bile “Burası Kars” diyormuş…
Kars, tarihi boyunca Kafkas kültürlerinin bir özeti olmuş. Kentte; Türkler, Azeriler, Terekemeler ve Kürtler barış içinde yaşıyor.

ÖĞRENCİSİZ BURASI HAYALET ŞEHİR
Sokakta kime sorarsanız işsizlikten yakınıyor. Bölgenin temel geçim kaynağı hayvancılık ve tarım. Fakat son yıllarda et fiyatlarının artması ve bölgeye verilen tarım kredilerinin iyi değerlendirilememesi işsizliğin artmasına yol açmış. Esnaf, Kars’ı “öğrenci ve memur kenti” olarak nitelendiriyor “Üniversiteliler tatile çıktığında, burası hayalet bir şehir gibi kalıyor” diyor.
Çıktığımız her yolculuktan sonra farklı insanlar olarak dönüyoruz. Hayata bakışımız değişiyor, önyargılarımız kırılıyor. Kars yolculuğuna 17 kişi katılıyoruz. Toplam 9 gün sürüyor yolculuğumuz. Kars’tan bir öğleden sonra yine Doğu Ekspresi’yle ayrılıyoruz. Bir yolculuktan yine yolculuğun başındaki insanlar olarak dönmüyoruz.

DÜNYA BİR ANİ ETMEZ
Kars’a gelip Ani’yi görmemek olmaz. Soluğu bu antik kentte alıyoruz. Kaf Dağı Masalları’nın dünyaya yayıldığı Ani, beyazlar içinde sessiz, soğuk ve hüzünlü. İpek Yolu ticaret merkezi üzerinde kurulmuş, 24 uygarlığa ev sahipliği yapmış kızıl kent, bu mevsimde kimsesiz… Ayaklarımız yaklaşık 20 santimi bulan kara saplanıyor ama Ani’yi bata çıka keşfediyoruz. İki kara parçası arasında Arpaçay akıyor. Bir tarafı Türkiye diğer tarafı Ermenistan.

AÇIK HAVA MÜZESİ GİBİ
Kars, yüzlerce tarihî eseriyle bir açık hava müzesi gibi… Kars Kalesi bütün ihtişamıyla şehri gözlüyor. Gezip görülecek yerlerin hemen hepsinin kent merkezinde yer alması turistleri zorlamıyor.

ARABAYI BIRAK, ‘AT’LA GEL
Kars’ta yağışlar yoğunlukla kar şeklinde. Senede 50 güne yakın kar yağıyor. Karın toprakta kaldığı süre ise 100 günden fazla. Hal böyle olunca kızakla ulaşım kaçınılmaz oluyor…

GENÇ TÜRKİYE
HAZIRLAYAN: Fatih SELEK






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir