Teknoloji İnovasyon

1920’lerdeki gibi “Kükreyen 20’ler”in bir tekrarını görebilecek miyiz?

Resesyon, Robotlar ve Roketler

LONDRA merkezli İngiliz haber ajansı Reuters, 21’inci yüzyılın üçüncü on yıllık dönemine girdiğimiz şu günlerde, 2020’ler için bu tahmini yaptı: Resesyon, Robotlar ve Roketler.



Yatırımcılar bundan böyle iklim krizi, akıllı kentler, uzay ekonomisi, helikopter parası (merkez bankalarının, ekonomi faaliyetlerini artırmak için para transferleri yapması) derken bu üçlüyü de dikkate almak zorunda. Geçtiğimiz on yılarda; dünya stoklarına toplam 25 trilyon dolardan fazla .değer katıldı. İnternete dayalı olarak çalışan şirketler, çalışma, pazarlama ve satış biçimlerini değiştirdiler. Hiç olmadıkları kadar rahat hareket edebiliyorlar. Yüksek teknoloji yatırımcıları, gelecek on yılın yenilikleri için yatırım yapacak olmanın heyecanı içindeler. 1920’lerdeki gibi “Kükreyen 20’ler”in bir tekrarını görebilecek miyiz? O yıllar refah, teknolojik yenilikler ve kadınların sosyoekonomik platformda daha fazla söz sahibi olmaya başladığı yıllardı. Fakat bu coşku içinde bir rahatsızlık da yok değil, örneğin ABD Tarihinin en uzun ekonomi başarısının ardından üçüncü on yıllık dönemde bir resesyon olması kaçınılmaz gibi görünüyor (Bir ülkede, gayrisafi yurt içi hasıla, iki veya daha fazla çeyrekte negatif büyüme gösteriyorsa, bu durum resesyon veya ekonomik durgunluk olarak adlandırılır).

BÜYÜK BUHRAN’IN 100’ÜNCÜ YILDÖNÜMÜ

ABD, 1929’da yaşadığı Wall Street Çöküntüsü’nün 100’üncü yıldönümünü, bu üçüncü on yıllık dönemde hatırlayacak. Ve artık sorunlar için geleneksel çözümler de olmayacak. Belki de negatif faiz oranları gibi olağandışı politikalara ihtiyaç duyulacak.

Radikal tercihlerden biri de enflasyon düşük seviyelerdeyken hükümetlerin gerektiği kadar para harcayabilmeleri. Alman Deutsche Bank’ın uzmanlarına göre merkez bankaları, hükümetleri etkin bir şekilde geleneksel olmayan politikaları deneyimlemeye davet ediyor. Fakat bu politikalar, zaten rekor yükseklikte olan küresel borçlara yeni yığınlar ekleyebilir.

Peki, piyasalar bu durumda ne tepkiler verir? Giderek şiddetlenen eşitsizlik, küreselleşmeye zarar verebilir. New York merkezli, ABD yatırım bankası Morgan Stanley’e göre sonuç, küreselleşme hareketini tersine çeviren (de-globalizing) uygulamalar veya daha iyimser şekliyle küreselleşmeyi yavaşlatan (slow-balisation) politikalar görülebilir.

TEMİZ ENERJİ PİYASASI BÜYÜYECEK

Piyasaların biraz soğumaya başladığı dönemde, gezegenimiz ısınmaya devam ediyor. Karbon emisyonları, sıcaklıklar, deniz seviyelerinin yükselmesi, iklim krizi kaynaklı yoksulluk ve yine iklim nedeniyle göç hareketleri hızlanacak. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD ülkeleri (ki içinde biz de varız), Paris Anlaşması gereği 2030’da özellikle kömür kullanımını sona erdirecekler. Bu durumda yatırımcıların, çevreyi kirleten bu gibi enerji kaynaklarının yerini alacak alternatifler bulmaları için fazla zamanları olmayacak. Bank of Ameri caya göre başta elektrik olmak üzere temiz enerji üreten ve bunları verimli bir şekilde kullanan şirketler, bu yüzyılın üçüncü on yıllık döneminden zaferle çıkacak şirketler olacak. Temiz enerji piyasasının bugünkü değeri zaten 300 milyar dolar gibi muazzam bir rakam.

Yaşlanan nüfus da, dikkate alınması gereken bir kriter. Yatırımcılar, demografik yapıyı hesaplarına katmalı. Bir “Z kuşağı” geliyor. Bu kuşağın (1990’ların sonlarında ve 2000’lerin başlarında doğanlar) temsilcileri, 2030’a kadar 20’li yaşların ortalarında ya da 30’lu yaşların başlarında olacak. Bu dinamik kuşak, e-ticaretten kazandığı paralarla yüksek harcama gücüne sahip kişilerden meydana gelecek. Deutsche Bank, çalışma yaşından büyük fayda sağlayacak 22 ülke belirledi. Bunlar arasında, İrlanda, Ruanda, Gana, Botswana ve Laos gibi ülkeler de var.




Kişiye özel bankacılığı ile tanınan İsviçre yatırım bankası UBS’e göre ise 2020’ler, büyük bilgisayar verilerinin işlendiği, ro-botik sistemlerin üretimden, sağlıktan ve hatta yönetimden sorumlu olduğu akıllı kentler dönemi olabilir. Banka, 2025’te kentleri akıllı hale getirmek için hükümetlerin 2 trilyon dolardan fazla harcamasının sürpriz sayılmayacağına işaret ediyor. İnternet bağlantılı cihazların piyasası da dörde katlanarak 46 milyar doları bulacak.

TEKNOLOJİNİN BELİRLEYİCİ ETKİSİ

Teknolojiden bahsetmişken, ABD’nin Las Vegas kentinde her yılın ocak ayı başlarında düzenlenen Tüketici Elektroniği Fuarı (CES-Consumer Electronics Show), bu yıl hem sönük hem tartışmalı geçti. 250 bin profesyonelin katıldığı fuara, ABD Başkanı Donald Trump’ın kızı Ivanka’nm davet edilmesi sıkıntı yarattı. Fuarı boykot etmek isteyenler bile oldu. Organizasyonun müdürü Gary Shapiro, bu daveti savunurken İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin, isteğin Beyaz Saray’dan gelip gelmediğiyle ilgili sorusunu yanıtsız bıraktı. İş insanı, yazar, moda tasarımcısı ve televizyon karakteri Ivanka Trump’m resmi sıfatı, ABD baş-kanının baş danışmanı. Başkan Trump, geçen yıl Ivanka’yı Dünya Bankası’nın başına getirmeyi de planlamıştı.

Son olarak roket ve uydu teknolojilerindeki gelişmeler, insanoğlunun sınırları zorlayacağının bir göstergesi olacak. Artık uzay, ABD ve Rusya’nın tekelinde değil. Batılı ülkelerin yanı sıra Hindistan, Çin, Japonya ve hatta Etiyopya, kendi uzay programlarını yürütüyor. Dünyanın en yoksul, en az gelişmiş ülkelerinden Etiyopya, Çin’in yardımıyla da olsa, kendi uzay programını şekillendirdi ve geçen aralık ayında bir uydu fırlattı. Ülke bu olayı, yoksulluğu kırmanın en kestirme yolu olarak görüyor. Uzay ekonomisinin hacmi, halen 340 milyar dolar. Bu rakamın 2020’lerin ortalarında, 1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

Kükreyen 20’ler nedir?

Yüz yıl önce 1920’ler [Roaring Tvventies], dünya tarihinin unutulmaz yıllarıydı. Batılı toplumları ve Batılı kültürleri etkisi altına almıştı. ABD ve Avrupa, hatta Avustralya kentleri, bu akımdan nasibini aldı.

Özellikle Berlin, Chicago, Londra, Los Angeles, New York, Paris, Sydney… Sosyal, sanatsal, kültürel dinamizm, bu kentleri sardı. Fransızlar bu döneme, “Çılgın Yıllar” adını verdi. Dünya savaşından yenik çıkan ve İngiltere, Fransa ve diğer müttefiklere savaş tazminatı ödemek durumunda olan Almanya için bile “Altın Yıllar”dı. İngiliz ve Amerikalı kadınların giyim ve yaşam tarzı değişti. Binalar “Art Deco” [Sanatsal Dekorasyon] tarzıyla süslü olarak inşa edildi. Otomobil, telefon, sinema, radyo, elektrikli aletler, milyonlarca insanın hayatında büyük kolaylıklar sağladı. Medya, spor dünyasının, sinemanın kahramanlarını kamuoyuna tanıttı. İnsanlar, hayran oldukları karakterleri görebilmek için sinemalara, tiyatrolara, stadyumlara doluştu. Kadınlara oy hakkı tanındı. Bu, demokratikleşme adına çok büyük bir adımdı. 1920’lerdeki gelişmeler, Birinci Dünya Savaşı’nın [1914-1918] yıkımı ve moral bozukluğu üzerine ilaç gibi gelmişti. Ne yazık ki dokuz yıllık balayı, 1929’daki Wall Street Çöküşü ile sona erdi. Borsa çökmüştü ve insanlar, ellerinde hiç bir değeri olmayan kağıtlarla kendilerini binaların üst katlarından aşağı atıyordu. Arkasından gelen Büyük Bunalım, bütün dünyayı perişan etti. Sanayileşmiş kentlerde işsizler ve evsizler ordusu ortaya çıktı. Tarım ürünlerindeki yüzde 60’lık düşüş, kırsal kesimi de sefalete itti. Bütün dünyada 50 milyon insan işsiz kaldı. Yine küresel olarak üretim yüzde 45, dünya ticareti yüzde 65 azaldı. Zor yıllar da dokuz yıl sürecekti.

Alev Rigel



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu