Anasayfa / Makaleler / Buluşçu KOBİ’lerin Gücü

Buluşçu KOBİ’lerin Gücü




Yeni dünyada KOBİ’ler buluş kavramıyla özdeşleşmiş durumda. Bugün Amerika’da faaliyet gösteren şirketlerin yiizde 93.6’sı bu kapsama giriyor…

Buluşçu KOBİ’lere doğru…

GÜNDEMİMİZDE kemikleşmiş siyasal konular tartışılırken, bilimsel girişimlere yer kalmıyor. Acayip taraftarlık, çapsız magazin konuları, düzeysiz tartışmalar…

Oysa bir ülkenin gerçek büyüklüğü bilime verdiği değer ve insanlık adına yaptığı buluşların hacmi kadardır.

Sağlıklı bir gelişme için geçmişle övünmek yerine geleceği şekillendirecek projelere yer vermek gerekir.

Yeniliklere yönelmek toplum psikolojisini tazeler, bir ulusun bireyleri arasındaki yapay farkları yok eder.

Unutulmamalı ki geçmişte yenilikçi şirketler bu anlayıştan yola çıkıp dünya markası haline geldiler.

BULUŞÇU KOBİ’LERİN GÜCÜ

İstediğimiz kadar tenkit edelim, bu iddianın somut örneğini zamanında ABD verdi. Endüstri devriminin hemen ertesinde 1800’lerden itibaren büyük buluşlara imza atıldı. Girişimcilerin kökeni kültürü farklıydı: Samuel Morse, Wright Kardeşler, George Eastman ve daha yüzlerce girişimcilik dehası!

Avrupa’yla temel fark şuydu: Avrupalı buluşçular genellikle akademisyen kimliğe sahiptiler. Amerikalılar ise çoğunlukla işadamıydı.

Örneğin bir Thomas Edison, KOBİ tarzı ilk araştırma atölyesini kurmuş sıra dışı bir girişimciydi.

Süreç, Birinci Dünya Savaşı’nın etkisiyle 1920’lere gelindiğinde duraksamaya uğradı. Akabinde 1929 krizi başladı. ABD halkının büyük bölümü aniden fakirleşip muhtaç hale geldi.

Görüldü ki geleneksel buluşçuluğun (dolaysıyla kapitalizmin) rotasını düzene koyacak güçlü bir reform gerekiyor. Ve arkasından devletin geniş çaplı yatırımları başladı.

Önce sosyal güvenlik programlan uygulandı. Ekonomi tarihine ‘new deal’ olarak geçen süreçle birlikte karayolları, köprü, baraj, havaalanları gibi dev projelere imza atıldı. Binlerce insana iş imkânı kazandırılıp girişimcilik ruhu yeniden canlandırıldı.

Arkasından ekonomi tarihine pek yansımayan bir şey daha oldu: Ülkenin geleneksel toplum davranışı olan ‘buluşçuluk kültürü’ baştan dizayn edildi. Farklılık temelinde yenilikçi karaktere sahip Amerikan KOBİ’leri ileride dev şirketlere dönüşmek üzere hızla çoğaldılar. Tüketim arttı, insanların fırsatlar ülkesindeki hayalleri yeniden filizlendi.

Öyle ki devasa arazilerde ‘kovboy kültürü’yle yetişmiş sıradan bireyler bile buluşçuluk adına ilginç yeniliklere imza atacak hale geldiler.

KOBİ’LERDEN DEV ŞİRKETLERE

İnsanların siyasal eğilimlerine, kökenlerine bakmadan bu taze kanın verilmesini sağlayan kişi ise zamanın ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt oldu.

Aynı tarihlerde Sovyetler Birliği devletçi katı sosyalizmle sanayileşme çabasındaydı. Sovyet Rusya diktatör Stalin’in demir yumruğu altında sanayileşmeye çalışıyordu.

Aradaki belirgin fark şuydu: Sovyetler ‘bilimsel sosyalizm’ adına bireysel buluşçuluğu (dolaysıyla da bireysel girişimciliği) kendi ideolojisine aykırı bulmaktaydı. Zaman ilerledi çabalar sonuçsuz kaldı! Tabandaki ‘kolhoz’ anlayışı eninde sonunda buluşçu Amerikan kültürüne yenildi.



Büyük savaş sonrası Amerika eski düşmanlan Almanya ve Japonya’nın arkasında durdu. Avrupa girişimcilik dalgasıyla kaybettiklerini yeniden kazanırken 90’lara gelindiğinde katı sosyalizm tümden iflas etmişti.

Sözün özü şu ki Amerikan KOBİ’leri daima buluş kavramıyla özdeşleşmiştir. Bugün ABD’de faaliyet gösteren şirketlerin yüzde 93.6’sı bu kapsamın içinde yer almaktadır. Çoğunda temel vizyon değişim, yenilikçilik ve buluşçuluktur.

Amerikan İş Hukuku’na göre 500 kişinin altında işçi çalıştıran şirketler unvanı ne olursa olsun bugün KOBİ sayılıyor. Birkaç sektör dışında çoğunun ofis açma zorunluluğu yok. Tek ölçüt Ar-Ge faaliyetine verilen önem ve patent sayısının oluşturduğu değerler.

ÖDÜLLENDİRMENİN ÖNEMİ…

Nitekim savaş sonrası 1940-1950 arasında ‘new deal’ ruhuyla başlayan buluşçuluk kutsanır oldu. Yenilik düşüncesi modern çağa damgasını vurdu. On yıllık sürede ‘Penisilin’, ‘Streptomisin’ ve ‘çocuk felci aşısı’nın keşfinde bile buluşçu KOBİ’lerin büyük payı görüldü. Renkli televizyon, bilgisayar, mikrodalga teknolojisi, nükleer reaktörler, transistor devreleri de aynı kültürün ürünüydü.

1940-1950 arası buluşçulukla koşullanmış KOBİ’lere bu kez üniversitelerden büyük destek geldi: DNA’nın molekül yapısının keşfinden lazer aygıtlarının günlük hayata girmesine kadar yüzlerce buluş gerçekleşti!

10 yılda yaşanan süreç, yenilik ve buluşçuluk sayesinde sonuçta ABD dolarını uluslararası para birimi haline getirdi. (Büyük yatırımlardan buluşçu KOBt’lere geçişin ilginç öyküsünü zamanın ‘new deal’ konulu orijinal

eserlerinden okumanızı öneririm.) Kıssadan hisse çıkarmak gerekirse, benzer heyecan 2001 krizinden sonra Türkiye’de de yaşanıyor. Bu girişimci iklim şimdi özellikle KOBl’ler düzeyinde giderek olgunlaşıyor.

Fakat yine de ciddi bir eksik var: Maalesef bizde buluşçuluk heyecanı pek yok!

Oysa birbirini kopyalayan KOBÎ’lerin devri kapanmak üzere. Günümüzde KOBİ demek ‘küçük ve orta ölçekli buluşçu işletmeler’ demek. Tıpkı zamanında ‘new deal’ sonrası Amerika’sında olduğu gibi.

Tek eksiğimiz buluşçu KOBİ’leri koruyan, onlara güç veren tavizsiz bir siyasal irade! KOBt’lere değişik anlayışla yaklaşıp her türden buluşa verilecek olağanüstü desteklerle yarının uluslararası kurumlarını şimdiden yaratmak mümkün.

Buluşçulukla ilgili KOBİ mantığına ufak bir örnek: Türkiye’de klima ve iklimlendirme cihazı pazarının büyüklüğü 3 milyar dolara yaklaşıyor. Bunun yüzde 60’a yakın bölümü ihracat. Küresel büyüklük ise 120 milyar dolar civarında. İklimlendirme cihazları artık modern hayatın bir parçası. En büyük sorun virüs ve mantarlar dâhil patojen mikroorganizmaların cihaz filtrelerinde birikmesi. Son teknolojik gelişmeler soruna çare olamıyor. Sınırlı önlemler sadece mekanik ve kimyasal. Tamamı patentli olsa da mikroplar kısa zamanda bu önlemlere direnç kazanıyor. Başta solunum yollan bakterileri ve virüsler olmak üzere, çoğu ölümcül olan mikropların tamamen saf dışı edilmesi mümkün değil. Son araştırmalar bazı bitkilerden izole edilen kompleks doğal bileşiklerin bu işte kullanılabileceğini gösteriyor. Önemli bir bölümü Anadolu florasında bulunan bitkilerin elyafıyla yapılacak filtreler dünya çapında patent alabilir!

Nur Demirok






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir