Anasayfa / Kariyer ve İş / En İyi Mimarlık Şirketleri ve Marka Olmuş Mimarlar

En İyi Mimarlık Şirketleri ve Marka Olmuş Mimarlar



Markalı Mimarlık

DEVASA konut projeleri, yüksek katlı rezidans ve ofis binaları, alışveriş merkezleri… Bu kavramlar son 10 yılda hayatımıza giderek daha çok girdi. Önce yükseklik ve büyüklükleriyle şaşırttılar bizi. Ardından bazılarına farklı mimari tasarımları nedeniyle hayran kaldık. Alkış ve övgülerimizi ise çoğu zaman projenin yatırımcısı olan müteahhide yönelttik. “Bu projenin mimarı kim?” diye sormak çok da aklımıza gelmedi. Aklımıza gelse bile onların kim olduğu konusunda pek de bilgimiz olmadı.

İnşaat sektöründeki gelişmeyle birlikte artık yurtiçi ve yurtdışmda markalı yapılar yapan onlarca müteahhidimiz var. Her birinin başarı hikayelerini defalarca yazdık. Peki bu sektör büyürken bu alanda kendini kanıtlayan markalı mimarlarımız yok mu? Türkiye’de ve yurtdışında çok özel yapılara imza atan, kendi alanında marka olmuş mimarlarımızı araştırdık. Aslında bunların çoğu tüzel kişilikleriyle faaliyet gösteriyorlar ama onları ‘mimarlık şirketleri’ ctarak değil de kendi jargonları ve çalışma şekilleri itibariyle ‘mimarlık ofisleri’ olarak nitelendiriyoruz, Türkiye’nin markalı mimarlık ofislerini ve kurucularının hikayelerini bu araştırmamızda okuyacaksınız.

SERBEST MİMARLAR

Türkiye’de mimar ve mühendis odalarına kayıtlı mimarların sayısı 43 bini buluyor. Bunlara kamuda çalışan ya da mimarlık okuyup da mesleğini yapmayan mimarlar dahil değil. Bunlar içinde kurumsal yapıya bürünmüş, marka olmuş ya da olma yolunda ilerleyen ofis sayısı 100’ü ancak buluyor. Her ofisin ortalama iki ortağı olduğu düşünüldüğünde Türkiye’de ‘yıldız’ olarak nitelendirilebilecek yaklaşık 200 mimarımızın olduğunu söylemek mümkün.

Mimarların en güçlü sivil toplum örgütlenmesi olan İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’ne üye mimar sayısı 85 civarında. 11 yıl önce kurulan dernek kendi ifadesiyle “nitelikli yapılar yapan ve serbest çalıdan” mimarları üyeliğe kabul ediyor. Referans ve portfolva (daha önceki yaptığı projelerle ilgili kısa tanıtımların yer aldığı tanıtım kiti) hazırlamaya önem veren dernek, üniversite hocalarım üyeliğe kabul etmiyor.

İstanbul Serbest Mimarlar Demeği Başkan Yardımcısı Kereni Erginoğlu, “Mimarlık serbest olarak yapılması gereken bir meslek. Sanatın özgür olması lazım. Bir patrona bağlı olarak çalışan mimar özgür olamaz. Bağımsız olarak üretim yapılması önemli. Bu nedenle derneğimiz yalnızca serbest çalışan mimarları seçerek üye alıyor” diyor.

KURUMSALLAŞMA YOLUNDA

Türkiye’de mimarlık bireysel bir meslek olarak icra ediliyor. Bu nedenle genelde serbest çalışan mimarlar bir ya da iki kişilik ofislerle çalışma hayatlarını sürdürüyor. Oysa dünyada 400-500 çalışanın olduğu adeta ‘mimarlık fabrikaları’ var. Türkiye’de ise markalı işler yapan mimarlar tam da bu ikisinin arasında yer alıyor. Genellikle 20-30 kişilik ekiplerle çalışan bu mimarlık ofisleri, kurumsallaşma yolunda ilerliyorlar. Ancak yine de bu ofislerde kurucu bir ya da iki mimarın ‘star’ olduğu ve onların dediğinin yapıldığı bir sistem söz konusu.

Türkiye’de 100’ün üzerinde çalışanı olan mimari ofis sayısı bir elin beş parmağını bile bulmuyor. Murat- Melkan Gürsel Tabanlıoğlu çiftinin yönettiği Tabanlıoğlu Mimarlık ile Emre Aralat ın başında olduğu EAA Mimarlık en geniş ekiple çalışan ofisler olarak biliniyor. Prof. Dr. Ertun Hı-zıroğlu ile kardeşi Ali Hızıroğlu nun kurduğu ERA Mimarlık ise mimarlığın yanı sıra mühendislik hizmeti de verdiği için bu alanda en geniş ekibi bulunan ofisler arasında yer alıyor.

cizim

HEDEF, PRITZKER ÖDÜLÜ

Mimarların deyimiyle, mimarlık takdirle değer kazanan bir alan. Bu takdir mekanizması da daha çok ödüllerle hayat buluyor. Bu nedenle bir mimarın tamnırlığmda yaptığı projelerin ve o projelerin de aldığı ödüllerin önemi büyük. Amerika’da Hyaat Foundation’un verdiği Pritzker Ödülü alanındaki dünyanın en saygın ödülü olarak kabul ediliyor, ‘Mimarlığın NobelT olarak kabul edilen ödül 1979 yılından beri her yıl yalnızca bir mimara veriliyor. Şu ana kadar hiçbir Türk mimarı bu ödülü kazanamadı.

Pritzker dışında da önemli mimarlık ödülleri var. Bunlar arasında Royal Institute of British Architects’in (Kraliyet Britan-yalı Mimarlar Enstitüsü) verdiği RIBA Ödülleri, Dünya Mimarlık Festivali kapsamında verilen Aga Khan Mimarlık Ödülleri ve American Institute of Architects (Amerikan Mimarlar Enstitüsü) verdiği ödüller ilk sıralarda geliyor. Ancak şunu belirtelim ki dünyanın en önemli gayrimenkul fuarı MIPIM gibi organizasyonlar kapsamında verilen ödüller mimarlar arasında çok itibar görmüyor. Türkiye’de Mimarlar Odası’nın iki senede bir verdiği Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri, meslek adamları tarafından muteber kabul edilen ödüllerden.

Bu arada mimarlık mesleğinin özünde ‘yarışma nın olduğunu da söylemeden geçmemek lazım. Yatırımcılar genellikle bir mimari proje yarışması açıyor. Yarışmalar kimi zaman davet usulü oluyor; girişimci bedeli karşılığı konsept proje (ön proje) yaptırıp, bunların içinden birini seçiyor.

ORTAKLIK ŞART

Türkiye’de mimarlık halen bireysel bir meslek ama büyüme yolunda olan ofislerin tümünde genelde iki mimarın ortaklığı görülüyor. Bu ortaklar parayı olduğu kadar işi de paylaşıyor. Zaten birçok şirketin adı da aynı zamanda ortak olan ‘star’ mimarların ad ve soyadlarını taşıyor. İşin her aşamasını kontrol eden, gerekirse müdahale eden ofis sahibi mimarlar öyle patron gibi oturup para saymakla yetinmiyor. Kurulan ekiplerin başında yer alıp gerekirse projenin bitirilmesi için sabahlıyorlar.

Erginoğlu Çalışlar Mimarlık’ın ortaklarından Kerem Erginoğlu, ortaklığın kendilerine kattıklarını şu cümlelerle anlatıyor: “Mimarlık meşakkatli bir iş. Destek olmak için ortaklık yapılmasında fayda var. Bizimkisi ticari kaygısı olmayan, mesleki anlamda gönül vermiş olma birlikteliği. İkimiz de işimizi iyi yapıyorduk. Sermayemiz mimarlığa olan sevgimi/di. Bizim önceliğimiz işimizi yapmak. Sonra parayı kazanıyorsunuz. Kazandıktan sonra parayı paylaşmak kolay.”

mimarlik

YABANCI İLGİSİ AZ

Peki, yerli mimarlık ofislerine yabancılar ortak olmak istiyor mu? Bu konuda çok fazla bir istek olduğunu söylemek mümkün değil. Genellikle projelerde ‘partnerlik yapılıyor ama fiili ortaklığa yabancılar pek sıcak bakmıyor. Bunun nedeni yabancıların Türkiye pazarına girmek için yerli bir ortağa gereksinim duymamaları. Ayrıca yerli bürolar hem karlılık hem de iş hacmi itibariyle yeterli büyüklüğe ulaşmamış olarak değerlendiriyorlar. Örneğin Amerikalı bir mimarlık grubu bir Türk mimarlık ofisine ortak olmaktansa Türkiye’ye gelip rahatlıkla ticari faaliyetini yürütebiliyor. Proje gelince de hemen ekip gurup, gerekirse yerlilerle ‘proje ortaklığı’ yapıyor. Ayrıca teknolojinin getirdiği olanaklarla yurtdışmdan rahatlıkla çizim desteği de alınabiliyor.

GENLERLE GEÇEN MESLEK

Mimarlığın genlerle geçen bir tarafı var mı bilinmez ama Türkiye’deki birçok marka mimarlık ofisinin birkaç nesildir bu işi devam ettiklerini söylemek mümkün. Mimarların çocukları da genelde mimar oluyor, Doğan Hasol’un kızı Ayşe Hasol Erktin, Behruz Çinici’nin oğlu Can Çinici, Hakan Dalokay’m oğlu Vedat Dalokay, Aydın Boysan’m oğlu Burak Boysan, Cafer Boz-kurt’un kızı Defne Bozkurt babalarının mesleklerini sürdürüyorlar. Türkiye’nin en tanınmış mimarlarından Emre Arolat’m annesi Şaziment ile babası Neşet Arolat da Türkiye’nin tanınmış mimarlarındandı.




14 yıl ailesiyle birlikte çalışan Arolat bir röportajda meslekteki ilk dersini şu sözlerle anlatıyordu: “Hem annem hem de babam mimar. Üstelik ben kendimi bildim bileli hayli faal bir ofisleri vardı. İlkokulda derslerimi o ofiste yapar, çalışan mimarlarla aynı masalarda oturur, zaman zaman onlara takılır ve elimden geldiğince yardım ederdim. Sanırım 9-10 yaşların-daydım ve İzmir Hükümet Konağı yarışması için hazırlanan balsa ağacı ile yapılmış bir maket görmüştüm okuldan geldiğimde. Tam anlamıyla büyülendiğimi hatırlıyorum, Saatlerce makete bakmış, yakında kimse olmadığı zamanlarda yumuşakça dokunmuştum birkaç kez. Sonra babam gelmiş ve sanırım benim anlayabileceğim bir dille projenin konseptini anlatmıştı. O gün mimarlığın bir form oluşturmanın çok ötesipde bağlamsallıklar içeren ciddi bir mesele olduğu hak-kındaki ilk dersimi almış olmalıyım.”

m-3

“HAK ETTİĞİMİZİ ALAMIYORUZ”

Türkiye’de inşaat sektörüftbu kadar hızla gelişirken mimarlar hak ettikleri payı alabiliyorlar mı? Görüştüğümüz mimarlar bu konuda ağız birliği etmişçesine ‘hayır’ diyorlar. Türkiye’de inşaat maliyetinin genellikle yüzde 2-3 u mimariye gidiyor. Mimarlar bu oram çok az buluyor. Türkiye’nin duayen mimarlarından olan Has Mimarlık Yönetim Kurulu Başkam Doğan Hasol, “Mimarlar hak ettikleri payı alamıyor; bu açık. Mimari büroların bir eli yağda bir eli balda değil. Bir müt eahhi t reklamda masanın üstündeki projeleri kalkıp eliyle süpürebiliyor. Dolayısıyla mimarlar eskisi kadar saygın değil artık” diyor.

Doğan Hasol’un 25 yıllık mimar olan kızı Ayşe Hasol Erktin ise, “Ben mesleğe başladığım yıllarda bir projenin bedeli inşaat tutarının yüzde 5’i olarak hesap edilirdi. Şimdi ise bilgiye verilen değer çok azaldı” tespitinde bulunuyor.

Mimar Kerem Erginoğlu ise, mimarlık bürolarını karsız işletmeler olarak görüyor. “İnşaat maliyetinin yüzde 2-3’ünii alıyoruz. Oysa yönettiğimiz ekonomi bunun 30 katı civarında” diyen Erginoğlu, bu durumun farkına müteahhitlerin ve devletin varması gerektiğine inanıyor. Erginoğlu değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor; “Ingiliz mimar Norrnen Poster, Kazakistan’da bir proje çizdiği zaman bir baraj ihalesi almış gibi ciddi paralar harcıyorlar. O binanın fiyatı tek başına milyar pound tutuyor. İngiliz cephe malzemesi ve kaplamasını getiriyor. Dolayısıyla bizim yönettiğimiz bir ekonomi var. Devletin bunun farkına varıp destek vermesi lazım. Müteahhitlerin de bu anlamda düşünüyor olması lazım. Mimarın her çizgisi bir para.

O parayı ne kadar doğru dizayn ederseniz, müteahhit de yaparken o kadar para kazanabilir. İyi bir aşçının yaptığı 10 TL’lik yemeğe 50 TL veriyoruz. Türk müteahhitler yurtdışmda çok iş yapıyor. Mümkün olduğunca Türk mimarlarla yurtdışma gitmeleri gerekir. Böyle-ce Türk inşaat sektörünün ürünlerini kullanırlar, ihracata katkı sunarlar.”

Suyabatmaz Demirci Mimarhk’m ortağı mimar Hakan Demirci ise, mimarların işin doğası gereği hak ettikleri payı alamayacaklarına inanıyor, Demirel konu ile ilgili görüşlerini, “Biz hayal satıyoruz. Babaanneden kalan bir broş var. 10 bin dolarlık bir şey ama 500 TL veriyorlar. Zaten mimarın beklentisi çok para kazanmak değil. Para kazanalım, ofisi döndürelim diye düşünüyorlar. Müteahhitler ise çok para koyuyorlar, çok para kazanıyorlar” diye durumu özetliyor.

“BÜYÜK DEĞİLİZ”

Mimarlar inşaat sektöründeki gelişmeden parasal olarak hak ettikleri payı alamıyorlar ama inşaat sektörünün gelişmesinin kurumsal mimarlık ofislerinin oluşmasına katkıda bulunduğu da bir gerçek, Ancak dünya ile karşılaştırıldığında halen çok gerideyiz. Mimar Haşan Çalışlar, iki sene önce Amerika’nın Minnesota Eyaleti’ne yaptığı bir iş gezisindeki gözlemlerini şöyle anlatıyor: “İnşaat patlamasından bahsediyoruz… İki yıl önce Minneapolis kentine gittik. Bize birkaç mimarlık bürosu gezdirdiler. ‘Krizden dolayı küçüldük.

Şu anda 600 kişiyiz” dediler. Üçüncü bürodan sonra nefesimiz tükendi. Burası, hastane projeleri, burası ofis projeleri katı dediler. Dünya piyasasına çıktığınızda tüm büyük projeleri uluslararası firmalar alıyor. Oysa bu büyük projeleri yapabilecek teknik bilgiye ve kabiliyete sahibiz. Biz henüz büyük bürolar haline gelme becerisini gösteremedik. Oysa İstanbul gibi bir şehirde 100 kişinin üzerinde çalışımı bulunan 30 organize mimarlık bürosu olması gerekirdi.”

TAKDİR VE MARKALAŞMA

Mimarlıkta markalaşmanın takdirle çok alakalı olduğuna değiniyor Hakan Demirel, “Çok iyi tasarımcı olabilirsiniz ama o coğrafya 1 sizin tasarım kabiliyetinize hiç yüz vermeyebilir. Çok kabiliyetsiz bir adamsmızdır, o ülke büyük proje yapmaktan etkileniyordur; çok önemli bir adam haline gelebilirsiniz” diyen Demirel, büyük ölçekli mimari ofislerin yaratıcılığı öldürdüğünü savunuyor ve şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Onlar mimarlık ofisi değil mimarlık fabrikası. 15-20 kişiyi geçince kontrolü sağlamak zor. Büyük ofislerde çoğu zaman ok yaydan çıkıyor ve kontrolsüz bir durum yaşanıyor. Biz daha çok kapının köşesindeki detaya kadar bakan bir mimarlık ofisi olmak istiyoruz. Bu işten keyif almak lazım, İşin patronu olarak ofiste hiç görmediğim bir projeye benim ya da bu ofisin projesi diyemem.”

Mimar Selçuk Avcı ise, Türkiye’de mimari ofislerin büyümesi için çalışanlara daha fazla değer verilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Avcı şu değerlendirmeyi yapıyor: “Müteahhitlerin gözünde mimar çizim yapan, kağıdın ötesinde değeri olmayan insan olarak görülüyor. İşveren değer verip para vermiyor, mimarlar da bunu kabullenip birbirleri ile ücret savaşma giriyorlar. Mimar yeterince para kazanamadığı için işini yüzeysel olarak yapıyor. Çalışan insanlara da az para veriliyor. Bugün patron mimarın altındaki 10 yıllık tecrübeli ve ofisi yönetebilen bir mimar 6 ile 8 bin TL arasında para alıyor. Bizdeki ofislerin büyüyememeleri-niıı nedenlerinden biri de bıj. Avrupa’da tasarımcıya değer veriliyor. Hiyerarşide tutarlı kazançlar elde ediliyor, Patronun altındakiler iyi para kazanıyor, o insan da işe hayatını veriyor. Türkiye’de asistan mimar bile kendi işini yapmaya çalışıyor; aksi takdirde kazanabileceği parayı kazanamıyor. Türkiye’deki piyasa değerinin altında çalışıyor. Bu nedenle de yurtdışmda yaratıcılık açısından rekabet göstermeleri imkansız oluyor. Patronun kendisi kadar yaratıcı tabaka başka yerlere gidiyor; dolayısıyla da ofisler hep küçük kalıyor. Dünyada rekabet yapamıyorlar. Burada büyümek çok mümkün değil.

YABANCI KONSEPTİ

Uluslararası büyük projelere imza atmış mimarlık ofislerimiz parmakla gösterilecek kadar az ama son yıllarda projeler pa-zarlanırken özellikle yabancı mimarların admı çok duyar hale geldik. Özellikle de konsept projelerde… Türk müteahhitler ön konsept projeleri yabancılara yaptırıp, uygulama ve detay çalışmalarda yerli firmalarla çalışma eğilimindeler. Konsept projelere verilen paralar 50 ila 250 bin dolar arasında değişiyor. Müteahhitler yabancı mimarlarla toplantı ayarlamak için aylarca uğraşırken, konsept projeyi de bir yılda ancak alabiliyorlar. Oysa yerli mimarlık ofisinden 40 günden daha az sürelerde konsept proje isteyenler bile var. İsminin açıklanmasını istemeyen bir mimar bu konudaki eğilimi şöyle anlatıyor:

“Türk müteahhitler 100 bin euro’ya konsept projeyi yabancıdan alıp uygulama projelerini en ucuz fiyat veren Türk mimarlık ofisine verme eğilimindeler. Böylece de işi 300-400 bin euro’ya bitiririz diye düşünüyorlar. Bir anlamda hayali dışarıdan alıp, işi ucuza bitirmeye çalışıyorlar.”

Sıkıntılar olsa da Türkiye’de kurumsal mimarlık şirketlerinin oluşmaya başladığı kesin. İşte kendi alanında marka olmuş mimarlar ve onların ofisleri…

İlk ofis yatırımı 10 bin dolar

pc mimarTürkiye’de kamu ve vakıf üniversitelerinde 85 mimarlık fakültesi var. Her yıl binlerce mezun mesleğe adım atıyor. Gençlerin kendi işini kurmadan önce bir markalı mimarlık ofisinde en az beş yıl çalışmaları öneriliyor. Mimar Sinan Üniversitesi, ODTÜ ve İTÜ’nün mimarlık fakültelerinden mezunlar işe alımda bir adım öne geçiyor. Vakıf üniversiteleri arasında ise Bilgi Üniversitesi’nin mimarlık fakültesi başarılı bulunuyor. İşe alımda çizilen projeler ve yarışmalarda alınan başarılar, oyuna önde başlamak için şart. Doğal olarak her mimar kendi ofisini açıp, isim yapmayı tercih edebilir. Emek, yetenek ve biraz da ilişkiler başarı yolunu rahatlıkla açabilir.

Genç mimarlar bundan 20-30 yıl önce bir cetvel, bir gönye ile kendi ofisinizi açıp küçük ama başarılı işler yapabiliyordu. Günümüzde işler eskisi kadar kolay değil. Çünkü hem binalar çok daha karmaşık bir hale geldi hem de ölçekler büyüdü. Tek başına star bir mimar olmak zor. En az 8-10 kişilik bir proje ekibi kurmak gerekiyor. Ortağı olsa bile yalnız bir mimarın büyük proje yapması teknik olarak mümkün görünmüyor. Eskiden T cetveli ile kalem çizim yapmak için yeterliyken artık özel bilgisayar programları kullanmak gerekiyor. Mimarların başlangıç sürümlerinin maliyeti 2 ile 5 bin dolar arasında değişen mimarlık uygulama yazılımları alması şart. Özetle, ofis yatırımıyla birlikte 10-15 bin dolarlık bir başlangıç sermayesiyle mimarlık ofisi açmak mümkün.

Ne tür hizmetler veriyorlar?

Bir müteahhit önemli bir yapı yaptırmak istediğinde öncelikle mimarlardan konsept proje için teklif alıyor. Müteahhitler mimarların daha önce yaptıkları işleri tanıtan portfolyo ve tanıtım kitapçıklarına bakarak mimari ofislerden teklif istiyorlar. Kimi zaman bunu bir yarışma şeklinde yapıyorlar. Seçilen konsept projeye bir bedel ödeniyor. Konsept projede üç boyutlu resimlerle projenin ana hatları ortaya konuyor. Konsept proje çalışmaları genelde 6 ila 12 hafta arasında tamamlanıyor. Konsept proje tamamlanıp seçildikten sonra ‘proje geliştirme’ sürecine giriliyor. ‘Design development’ denilen bu aşamada yönetmelikler ve mühendislikler de dikkate alınarak konsept proje uygulanabilir hale getiriliyor. Şantiyeye gönderilecek sayfalar dolusu teknik çizim hazırlanıyor. Son aşamada ise alt yükleniciler için ihale dosyası teknik şartnameleri hazırlanıyor. Bu şartnamelerde kullanılacak malzemenin hangi kalitede olacağına kadar her detay açıklanıyor ki inşaatı yapan firma projenin esasından uzaklaşmasın.




Bu Konularda İlginizi Çekebilir

Yazımızı beğendiniz mi?

Size daha güzel hizmet sunabilmemiz için lütfen bize destek olun. Yazımızı aşağıdaki sosyal medya sitelerinde paylaşabilirsiniz.

2 Yorumlar

  1. DİKKAT !! KOSGEB’in HİBE PARASI İÇİN, ARACISI YOKTUR!! HİBE PARA AYARLAYACAĞIZ DİYENLERE İNANMAYIN!! KOSGEB DİREK OLARAK SADECE SİZİNLE İLETİŞİM KURAR..

  2. Yeni Kurulan Mimarlık ve MÜHENDİSLİK OFİSLERİNE DAHA SAĞLAM İLERLEMELERİ KONUSUNDA DEVLET DESTEKLERİ İLE GÜÇ VERİYORUZ;
    ANKARADA ; GERAVLU İÇ MİMARLIK , KK MÜHENDİSLİK VE OTAĞ MÜHENDİSLİK İLE ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM ETMEKTE MARKA DEĞERİNİ YARATAN BU KURULUŞLARIMIZA KOSGEBDEN HİBELER ALINMAKTADIR. SİZDE BİREBİR GÜVENİLİR ORTAKLIKLAR İÇİN BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir