Ekonomi Haberleri

Finansal okuryazarlık deyince ne anlayacağız? Nedir bu finansal okuryazarlık?

Finansal okuryazarlık nedir?

İNSANLIK tarihinde ihtiyaçların giderilmesi talebi önce takas yöntemiyle daha sonra madeni paralarla devam etti. Paranın kullanımı hem ticareti artırdı hem de toplumların gelişmesine katkı sağladı. Ürünler dağlar, denizler aşarak, İpek Yolu’nu, Baharat Yolu’nu oluşturdu. Ürün çeşitliliği de giderek arttı. Bugün geldiğimiz noktada dünyanın herhangi bir yerinde üretilen bir ürün internet üzerinden sipariş edilerek, dünyanın herhangi bir başka noktasına gönderilebiliyor. İnternet üzerinden satışların payı giderek artıyor.

PARANIN KISA TARİHİ

Lidyalılar, parayı ilk bulan toplum olarak bilinir. Lidyalıların para adına yaptığı en önemli şey paranın standart hale getirilmesidir. Para ilk kullanılmaya başladığında nakit işlemler söz konusuydu. Yani kıymetli madenden üretilen parayı verip mal veya hizmet satın alınıyordu. Ancak ticaret geliştikçe daha uzak noktalara yayılan mal ve para hareketi, kıymetli madenlerin taşınmasını riskli hale getirdiği için kağıt paralar kullanılmaya başlandı. Kıymetli madenden oluşan paralar o dönemin yedieminleri olan din adamlarına emanet edilip, karşılığında alman makbuzlar alışverişte kullanılıyordu.



Kağıt paralar çok uzun süre altına bağlı olarak ihraç edildi. Amerikan Doları 1971 yılına kadar altına bağlı olarak işlem görüyordu. Yani ABD Doları karşılığında isteyene kağıt paranın değeri kadar altın veriliyordu. Fakat bu sistem çöktü. Şu anda dünyada kullanılan hiçbir paranın altın ile bir bağı yok.

Bankaların yaygınlaşması kağıt paranın giderek kaydi parayla yer değiştirmesine neden olurken, global ekonomik sistemde fiili kağıt ve madeni paraların çok çok üstünde kaydi para bulunuyor.

Paranın son aşaması ise kripto paralardan, yani coin’lerden oluşuyor. Bankaların kaydi parası, hem karşılığında kağıt para olarak ödeme yapılması, hem de sisteme ait dokümanlar ile (makbuzlar, banka defterleri, dekontlar, ekstreler vb.) yine de elle tutulabilen, gözle görülebilen bir yapıda iken, kripto paralarda ise paranın sadece bilgisayar ekranlarındaki gözle görülen kısmı kaldı. Diyeceksiniz ki, ben de ekrandaki görüntüyü kağıda yazdırırım. Kayıt altına alırım. Ancak, bilgisayar ekranındaki dökümü gösteren belgenin ibraz edileceği, parayı tanıyacak ve kabul edecek hiçbir kurum ya da kişi yok. Kripto dünyasında bütün işlemler internet üzerinden yürüyor. Kripto paraların cüzdanları da dijital ortamda, alım satımı da, harcaması da…

PARANIN FONKSİYONLARI

Peki, insanlık önce kıymetli madenleri sonra da kağıt ve kaydi paraları nasıl ‘para’ olarak kabul etti. Bir şeyin ‘para’ olması için ne gerekiyor?

1 – Para’nın değişim aracı olması gerekiyor. Yani toplumdaki tüm taraflarca bütün mal ve hizmetlerin ticaretinde kullanılabilmeli. Taraflar mal ve hizmetlerin karşılığında ödedikleri veya kabul ettikleri ‘para’nın daha sonra tekrar başka mal veya hizmet alım-satımında kullanılacağını bilmeli.

2 – Ölçü birimi olması gerekiyor. Mal ve hizmet satanlar para olarak ibraz edilen varlığı ‘bedel’ olarak kabul etmeli. Bu bedel üzerinden kayıtlar, borç alacak ilişkileri, takip edilebilmeli.

3 – Değer saklama aracı olması gerekiyor. Para, tasarruf ve birikim yapmak için kullanılabilmeli. Bankada mevduat, borsada hisse senedi vb. alınabilmeli.

FİNANSAL OKURYAZARLIK

Paranın olduğu her yerde aslında finansal bir karar söz konusu. Çok farkında olunmasa da, ulaşımda, iletişimde, üretimde, tüketimde vb. her zaman bir finansal karar verip, uygulanıyor. Geniş bir mal ve hizmet yelpazesinin içerisinden herkes kendi gelirine, kültürüne, değerlerine, karakterine uygun seçimler yapıyor. Herkes bir taraftan üreticiyken, bir taraftan da tüketici. Pazardan domates alırken de finansal bir işlem yapılıyor, bankada mevduat hesabı açıldığında da, eve doğalgaz bağlatırken de, arabayla dolaşırken de. Bazı finansal işlemlerin sonuçları hiç düşünülmüyor: Örneğin makinada bulaşık yıkanırken, hem su, hem elektrik, hem makinanın amortismanı, hem deterjan harcanıyor. Bu harcamaların bedeli farklı zamanlarda farklı ku-rumlara ödendiği için finansal bir işlem olarak değerlendirilmiyor.

Peki, öyleyse finansal okuryazarlık deyince ne anlayacağız? Nedir bu finansal okuryazarlık? Finansal okuryazarlık TBB (Türkiye Bankalar Birliği) internet sitesinde, “Bireylerin bütçe yapma, tasarruf, borç alma ve yatırım gibi finansal kavramlar hakkında bilgi sahibi olmaları ve bu bilgileri kararlarında kullanabilme becerisidir” diye tarif ediliyor.

ÜLKEMİZİN TASARRUF SEVİYESİ

Ülkemizin tasarruf oranı dünya ortalamasına yakın olmakla birlikte gelişmekte olan ülkeler ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin tasarruf oranlarının gerisinde. Gelir seviyelerine göre sınıflandırılan ülke grubu ve OECD ortalamasına göre tasarruf oranları incelendiğinde ise Türkiye’nin tasarruf oranının OECD ortalamasından yüksek, ancak içinde yer aldığı Orta-Yüksek Gelir grubundan daha düşük olduğu dikkat çekiyor. Ülkemizde tasarruf deyince konut ilk sırada yer alıyor. Arkasından araba diye devam ediyor. Altın ise takı ve yatırım aracı olarak değerlendiriliyor ve çoğu zaman evlerde, kasalarda yani yaygın deyişle yastık altında tutuluyor. Bankalarda altın mevduat hesaplarının açılmasıyla, yastık altı altın yatırımının bir kısmı bankalara kaydı denilebilir.

Para ve sermaye piyasalarında yatırım kısmına geldiğinde ilk sırayı mevduat ve katılma hesapları alıyor. Hali hazırda döviz tevdiat hesapları toplam mevduatın yarısından çoğunu oluşturuyor. Son dönemde halka arzlar başta olmak üzere hisse senedi piyasalarına bir ilgi olduğu gözleniyor.

BÜTÇE YAPMAK

Finansal okuryazarlığın ilk adımı, gelir ve giderlerin farkında olup, bütçe yapmaktır. Bütçe, belirli bir hedef dönemde gelir ve giderleri gösteren tablo, olarak ifade edilebilir. Devletler yasal olarak her yıl, gelecek mali dönem için bütçe hazırlayarak, gelirler nereden karşılanacak, giderler nerelere harcanacak göstermek zorundadır. Şirketler, dernekler, kooperatifler vb. kurumlar da yıllık bazda bütçe yaparak hedeflediği gelir-gider dengesini tutturmaya çalışır.

Bireyler için bütçe yapma zorunluluğu yok. O yüzden çoğu kişi kendisini gelecekteki gelir ve giderlerini not etmek veya kaydetmek zorunda hissetmez. Ancak bütçe yapılmadığında giderleri kontrol olanağı da kalmıyor. Ay sonunda ‘maaş nereye gitti’ diye düşünüyor pek çok kişi.

Peki, bütçe ne zaman yapılmalı? Kaç yaşında yapılmaya başlanmalı? Aylık mı, yıllık mı olmalı? Uzmanlar çocuklara 5-6 yaşlarından itibaren harçlık verilmesi gerektiğini savunuyor. Böyle-ce çocukların parayı, onun satın alma gücünü tanıyabilecekleri, bunun da çocukların karar verme mekanizmalarını geliştireceğini, birikim, tasarruf ve yatırım kavramlarına aşina olacakları söyleniyor.

Bütçe gelir zamanlamasına göre yapılmalı. Aylık geliri olanlar, aylık bütçe; yıllık geliri olanlar yıllık bütçe yapmalı. İsteyen daha küçük zaman dilimleri için de yapabilir. Bir engel yok yani.

Bütçeye neler kaydedilmeli kısmına gelindiğinde ise, hedeflenen bütün gelirler ve bütün giderlerin kaydedilmesi öneriliyor. Korkmayın, bu bütçe nedeniyle kimse size hesap sormayacak, vergi istemeyecek. Kendinizle baş haşasınız. Tabii ki, bütçede hedeflenen gelir ve giderler yer alıyor. Bir de bunun ‘gerçekleşmeler’ kısmı var. Yani dönem sonunda elde etmeyi düşündüğünüz gelir ile gerçekleşen gelir karşılaştırılmalı, sapmaların nedeni tespit edilmeli. Yine gerçekleşen giderler hedeflenenden ne kadar ayrışıyor, negatif veya pozitif ayrışmaların nedeni bir yere not edilmeli. Gelecek aylarda tekrarlayacak harcamalar ve bir defalık giderler ayrıştırılmalı ki, sonraki bütçelerde hedeflenen seviyelere ulaşılsın.

TASARRUF NASIL YAPILIR?

Bütçede gelir ve giderin birbirine denk olması, beklenmeyen giderler için kasanın boş olacağı anlamına geliyor. Sağlık problemleri, eğitim harcamaları, olası kaza-bela, ev-araba gibi büyük montanlı ihtiyaçlar ve en önemlisi yaşlılık için tasarruf, birikim yapmak gerekiyor. Birikim yapmanın yolu da, bütçede gelirlerin giderlerden fazla olmasından geçiyor. Pek çok kişi için gelirleri artırmanın yolları çok kısıtlı. Ek bir gelir yaratmak için ikinci bir işte veya yarı zamanlı çalışmak, bütçede fazla yaratmak çoğu zaman mümkün olmayabilir. Bu kez bütçenin gider tarafına odaklanıp, giderleri kısmak gerekebilir. Haklısınız, giderleri kısmak da çok güç, sınırlı gelirlerle ihtiyaçların karşılanması ve üstüne da tasarruf etmek, hele bu salgın ortamında çok zor.

Gelirin ne kadarını tasarruf etmeli, sorusunun cevabı herkese göre değişmekle birlikte, yüzde 10 ile yüzde 25 aralığı uzmanlar tarafından çoklukla dile getiriliyor. Yüzde 10 biriktirilemiyor-sa, birikim yapılmasın mı? Ne kadar birikim yapılabiliyorsa, en iyi tasarruf odur. Yüzde beş, hatta yüzde bir. Önemli olan bi-riktirebiliyor, olmaktır.

Tasarruf etmek pek çok insan için zor. işin içine davranışsal finans giriyor, finansal okuryazarlık giriyor. Kişilik özellikleri, psikoloji, gelir, tüketim alışkanlıkları, sosyal çevre, devlet destekleri, vergi uygulamaları vb. etmenler kişinin tasarruf eğilimini etkiliyor. Tasarruf etmek isteyip de bunu başaramayanlara yardımcı olacak pek çok dijital uygulama devreye alınıyor. Bunlardan bazıları gelir ve giderleri kaydetmeye yarıyor. Ayın sonunda durum muhasebesini kolaylaştırıyor.

Uzmanlar alışverişlerde, ‘istek mi, ihtiyaç mı’ sorusunun cevaplanmasını istiyorlar. Reklamlar ve moda yoluyla yönlendirilen tüketiciler’, ‘ucuz’ algısıyla belki de hiç kullanmayacağı ürünleri satın alıyor. Buna karşı durmak her ne kadar zor olsa da, bireyin kendisine yönelteceği ‘istek mi, ihtiyaç mı’ sorusu, ihtiyaçların hiyerarşik bir sıralamada giderilmesini sağlayabilir. Gereksiz alışverişleri önleyebilir, gereksiz borçlanmalardan kaçınılmasını sağlayabilir.

Diğer yandan insanları tasarrufa yönlendirmek için çok farklı arayışlar var. Bazı dijital uygulamalar alışverişin belli bir kısmını tasarrufa yönlendiriyor. Böylece hem alışveriş yapılıyor, hem de biriktiriliyor. ‘Tüketim yoluyla tasarruf uygulamaları harcamanın belirli bir kısmını birikim hesaplarına aktarıyor. Bu tür uygulamalar yurtdışında devreye girmeye başladı.

BORÇLANMA AMA NASIL?

Bütçede hedeflenen gelirlere ulaşılamıyor ya da giderler hedeflenenin çok üstünde gerçekleşiyor ise dışarıdan ek kaynaklara başvurulabilir. Ek kaynaklar borç almak veya bağış, yardım vb. yollarla sağlanabilir. Bu dönemde dışarıdan alınabilecek bağış ve yardımların miktarı ve süresi çok sınırlı olacağından, ihtiyaçların giderilmesi için en kestirme yol borçlanma gibi görünüyor.

Borçlanma, çok eski dönemlerden beri bilinen ve uygulanan bir yöntem. Tarım toplumunda ürünler yılın belirli dönemlerinde hasat edilebildiği için hasada kadar olan ihtiyaçlar ancak borç ile giderilebiliyordu. Günümüzde hem borçlanmanın kolaylaşması hem de sürekli tüketim yapması için uyarılan bireyler, artık neredeyse borçlanmadan bütçelerini denkleştiremiyorlar.

Geçmişte borçlanma ihtiyacı eş-dost, aile, arkadaşlar aracılığıyla karşılarken son 40 yılda bankalar öne çıktı. Özellikle kredi kartlarının yaygınlaşmasıyla neredeyse borcu olmayan kimse kalmadı. Kredi kartları kaydi paranın dolaşıma girmesini sağlayan yenilikçi bir buluş. Üstelik banka hesabında para olmasa bile alışveriş yapılabiliyor ve daha sonra belirlenen bir tarihte ekstre tutarı ödenebiliyor. Hatta taksitle alışveriş olanağı sağlıyor. Ama kredi kartının getirdiği kolaylık, bazen insanların kendilerini kontrol edememesine ve gelirinin çok üstünde harcama yapmasına neden oluyor, özellikle taksitli alışverişler bir süre sonra birbirinin üzerine yığılarak, ödenmesi imkansız noktalara ulaşabiliyor.

Peki, öyleyse hangi amaçla borçlanmalı veya neden borç almalı? En basit cevap, alman borç katma değer sağlamalı, artı değer yaratmalı, örneğin, kira ödemektense ev almak için borçlanıla-bilir. Fakat alman evin değeri ile kira getirisini karşılaştırmak ve kira çarpanın düşük olmasına dikkat etmek gerekir. Diğer yandan alınan borç, ödeme kapasitesini aşmamalı, geriye sağlık, eğitim, beslenme ve barınma gibi yaşam giderlerini karşılayacak gelir kalmalı.

TASARRUF, BİRİKİM, YATIRIM

Tüketime o kadar alıştık ki, neredeyse tüketmeden mutlu olamıyoruz, sevinemiyoruz, eğlenemiyoruz. Sorun şu ki, bu kadar tüketimi karşılayacak gelir sağlamak her geçen gün zorlaşıyor. Eskiden ‘ekmek aslanın ağzında’ denirdi. Şimdi ‘ekmek aslanın midesinde’ deniyor. İçinden geçtiğimiz şu salgın günlerinde, tasarruf yapmanın ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşıldı. Ancak sadece tasarruf yapmak yetmiyor. Tasarrufları birikime ve doğru yatırımlara dönüştürmek de önemli. ‘Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır.’ Herkesin tasarruf ve birikim kabiliyeti, yatırım anlayışı da farklıdır. Tasarrufların birikime, birikimin de yatırıma dönüşmesi bir süreçtir. Bu süreç, çoğu zaman deneme-yanılma yöntemleriyle ilerliyor.

İşte finansal okuryazarlık becerisi, deneme-yanılmada uğranılacak zararları azaltarak, bireyi koruyor. Gelir-gider kavramlarının içselleştirilmesinden itibaren, bütçesini yapan, harcamalarını kontrol eden, biriktiren birey, yatırımlarını da akılcı, bilgili, risk ve getiri farkındalığı ile yapıyor.

YATIRIM YAPMADAN OLMAZ

Gelirin giderlerden fazla olan kısmına tasarruf deniyor. Ancak bu tasarruflar gelir sağlayıcı bir yatırıma yönlendirilmez ise, enflasyon tasarrufları kemiriyor, eritiyor. Aslında her yatırım en başta enflasyon ile yarış içerisinde. Enflasyonun altında kalan getiri, bir önceki döneme göre satın alma gücünü kaybetmiş, demektir. Yani önce enflasyonu yenmek, sonra da bunun üstüne ekstra bir getiri sağlayabilmek gerekir ki, yatırımın bir gelir sağladığından söz edilebilsin. Peki, hem enflasyonu yenip hem de getiri nasıl sağlanacak? Hangi yatırım araçları buna uygun?

Para ve sermaye piyasalarına yatırım denildiğinde risk ve getiri bir terazinin iki kefesi gibidir, ikisi dengede olmalıdır. Riski çok düşük olan yatırım araçlarının getirisi de çok düşüktür. Riski yüksek olanların getirisi de yüksektir. Ancak yatırım yaparken hiçbir zaman tek bir yatırım aracına yatırım yapılmamalı. Portföy çeşitlendirilmeli. Bireyin yaşına, gelirine, risk algısına uygun bir portföy oluşturulmalı. Şimdi gelin yatırım yapılabilecek araçlar neler, bu yatırım araçlarının riskleri nelerdir, yatırım araçlarını almak için ne yapmalı, nereye müracaat etmeli, sorularına cevap arayalım.

SABİT GETİRİLİ YATIRIMLAR

Sabit getirili yatırım denildiğinde belli bir vade sonunda elde edilecek olan getirinin önceden belirli olduğu yatırımlar anlaşılır. Yani, sabit getirili yatırım araçlarında iki unsur başlangıçta biliniyor. Ne kadar getiri elde edileceği ve yatırımın ne zaman sona ereceği, yani vadesi. Sabit getirili yatırım kavramı aslında vadesi ve getirisi belli olan bütün yatırımlar üzerinde bir çatı oluşturuyor. Dolayısıyla sabit getirili yatırım araçlarından faiz getirisi sağlayanlar var, katılma hesapları gibi kar payı sağlayanlar var.

Sabit getirili yatırım araçları bir borç-alacak durumunu ifade ediyor. Bunlardan bazılarının karşılığında bir menkul kıymet vardır: Tahvil-bono, kira sertifikaları, gelir ortaklığı senetleri, varlığa dayalı menkul kıymetler, ipoteğe dayalı menkul kıymetler vb. Bu menkul kıymetlere yatırım yapanlar, karşılığında bu borcu temsil eden bir menkul kıymet alıyorlar.

Sabit getirili yatırım araçlarının diğer kısmı vadeli mevduat, katılma hesapları, döviz tevdiat hesapları, altın hesapları gibi karşılığında bir menkul kıymet olmasa da, vadesi ve getirisi önceden belli olan yatırımlardan oluşuyor. Bir menkul kıymet karşılığında ihraç edilen sabit getirili yatırım araçları Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasasında işlem görüyor. Bir banka veya aracı kurumda açılacak yatırım hesaplarından bu yatırım araçlarına alım-satım emri verilebilir.

GETİRİSİ BELLİ YATIRIM ARAÇLARI

Gelin, belli bir vade sonunda ne kadar getiri sağlayacağı belli olan yatırım araçlarına bir göz atalım:

• Tahvil: Kamu ya da özel sektör şirketleri tarafından ihraç edilen vadesi bir yıldan uzun olan borçlanma araçlarıdır. Kamu tarafından ihraç edilen TL cinsinden tahvillere Devlet îç Borçlanma Senedi (DÎBS) denirken, yurtdışında yabancı para (dolar, euro) cinsinden ihraç edilenler eurobond adını alıyor.

• Bono: Kamu ya da özel sektör şirketleri tarafından bir yıldan daha kısa vade için ihraç edilirler. Bankalar tarafından ihraç edilen bonolara finansman bonosu adı veriliyor.

• Kira Sertifikaları: Kamu veya varlık kiralama şirketleri tarafından ihraç edilen kira sertifikaları, bir hakkın, bir varlığın finansmanını sağlıyor. Bu hak veya varlıktan elde edilen gelir, payları oranında hak sahiplerine dağıtılıyor. Kira getirisi sağlayan bir borçlanma aracıdır.

• Gelir Ortaklığı Senetleri: Kamuya ait köprü, baraj, elektrik santrali, hava-deniz-kara-yolu ulaşımı ya da telekomünikasyon sistemleri gibi büyük harcama gerektiren altyapı yatırımlarının gelecekteki gelirine ortak olmak üzere çıkarılan borçlanma araçlarıdır. Gelir ortaklığı senetleri mülkiyet hakkı vermiyor, sadece belli bir dönemin gelirine ortak olmayı sağlıyor.




• Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler: Banka ve benzer finans kumullarının, verdikleri krediler karşılığındaki alacaklarını dayanak göstererek, ihraç ettikleri borçlanma aracıdır.

• Varlık Teminatlı Menkul Kıymetler: Bankalar, finansal kiralama, faktöring, finansman şirketleri ve gayrimenkul yatırım ortaklıkları tarafından ihraç edilen ve karşılığında bu kurum-ların alacaklarının teminata alındığı borçlanma araçlarıdır.

• Mevduat/Katılma Hesabı: Vadeli mevduat, katılma hesabı ve döviz tevdiat hesapları en çok kullanılan yatırım yöntemi. Aslında bankaya borç vermek demektir. Bankalarda açılan mevduat, katılım ve kıymetli maden cinsinden hesapların 150 bin TL’ye kadar olan kısmı TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) tarafından koruma altındadır.

• Repo/ters Repo: Repo, bankalarca bono, tahvil gibi bir menkul kıymeti, belli bir faiz oranı üzerinden belli bir vade sonunda geri almak üzere yapılan, satış işlemidir. Bu işlemde menkul kıymeti belli bir vade sonunda geri almak üzere satan banka, repo; bu menkul kıymeti alan kişi ya da kurum, ters repo yapmış olur.

Sabit Getirili yatırım araçlarının kamu tarafından ihraç edilen tahvil, bono, eurobond, gelir ortaklığı senedi, kira sertifikası vb. borçlanma araçlarına topluca kamu borçlanma araçları deniyor. Yatırım dünyasında kamu borçlanma araçlarının düşük riskli olduğu kabul edilir. Dolayısıyla getirileri de düşüktür. Özel sektör tahvilleri kamu borçlanma araçlarına göre bir nebze daha yüksek risk ve yüksek getiri içerir.

Sabit getirili menkul kıymetlerin en büyük riski, faizlerin yukarı yönlü hareket etmesidir. Satın alındığı dönemdeki faiz oranının üstünde oluşan her faiz seviyesi, bu tür menkul kıymetlerin değerinin düşmesine neden olur. Sabit getirili menkul kıymetlerin satın alındığı dönemde vadesi ve getirisinin belli, burası tamam. Bu menkul kıymetlere yatırım yapanlar vadesine kadar beklediği sürece başlangıçta belli olan getiriyi elde ederler. Burada bir sorun yok. Ancak düşük faiz seviyelerinden alıp, yüksek faiz seviyelerinden satış yapmak gerekir ise, bu durumda sadece getirinin azalması değil, anaparada da kayıplar oluşabilir.

DEĞİŞKEN GETİRİLİ YATIRIMLAR

Sabit getirili yatırım araçlarına yatırım yapıldığı anda ne kadar getiri sağlayacağı ve hangi vadede yatırımın geri döneceği bellidir demiştik. Halbuki değişken getiri sağlayan yatırım araçlarında ne kadar süreyle yatırımın devam edeceği veya ne kadar getiri sağlayacağı tamamıyla yatırımcının beklentileri ve davranışlarına bağlıdır. Bu tür yatırım araçlarında bir getiri vaadi yoktur. Vadeyi yatırımcı kendisi belirler. İsterse ve ürünün işlem gördüğü piyasa da buna uygun ise anlık işlemler yapabilir, isterse yıllarca yatırımını bekletebilir, örneğin kripto paralarda 7/24 işlem yapabilmek mümkün iken, isteyen yatırımlarını soğuk cüzdana çekerek yıllarca bekleyebilir. Değişken getiri sağlayan yatırım araçlarının en bilineni hisse senetleri iken, kıymetli madenler, vadeli işlemler, varantlar, opsiyonlar, yatırım fonları ve bireysel emeklilik fonları diye bir sıralama yapılabilir.

Kripto paralar da henüz çok yeni olmalarına karşın bilinirlilikleri oldukça yüksek. Değişken getirisi olan yatırım araçları yüksek risk içerdiği için, bunlara doğrudan yatırım yapmak isteyenlerin küçük miktarlarla deneme yaparak, piyasayı, risklerini, işlem aşamalarını öğrenmesi yerinde olacaktır. Gelin, şimdi sırasıyla getirileri değişken yatırım araçlarının neler olduğuna bakalım…

HİSSE SENETLERİ

Bir şirketin sermayesine katılımı, ortaklığı temsil eden kıymetli evraktır, hisse senedi. Bu yatırımların belli bir vadesi ve belli bir getiri taahhüdü yoktur. Belirli bir vadesinin bulunmaması yatırımcılarının anlık vadelerden sonsuz vadeye kadar işlem yapabilmesini sağlar. Borsalarda işlem gören hisse senetleri fiyatları, sürekli bir dengelenme arayışıyla dalgalanır. Hisse senetleri yatırımcılarına temettü hakkı, rüçhan hakkı ve oy hakkı verir.

• Temettü hakkı: Hisse senetlerini ihraç eden (piyasada halka arz eden) şirketin, faaliyetleri nedeniyle oluşan kardan, ortaklarının hissesi olanında faydalanmasıdır.

• Rüçhan hakkı: Bedelli sermaye artışı durumunda mevcut ortaklara hisseleri oranında yeni sermayeye katılma hakkı verir. Ortaklar sermaye artışına katılmayacak ise haklarını satabilirler.

• Oy hakkı: Bir şirketin sermayesine katılan ortaklar, hissesi oranında şirketin yönetimine girme ve genel kurulda oy kullanma hakkına sahip olur.

Peki, hisse senedi yatırımı yapanlar nasıl gelir elde ederler? Hisse senedi yatırımı üç farklı şekilde gelir elde edilmesini sağlar. Birincisi temettü geliri elde etmek, İkincisi alım-satım yaparak sermaye kazancı elde etmek, üçüncüsü ise hisse senedini elinde tutarak değer artışından faydalanmak.

Neden bazı şirketlerin hisse senetleri borsada işlem görüyor da, bazıları görmüyor?

Şirketlerin borsada işlem görmesinin yöntemi nedir? Son dönemde halka arz terimini duymayan kalmamıştır. Halk arz edilmek demek, bir şirketin borsa ve SPK’dan gerekli onayları alarak borsa kotunda işlem görmeye başlamasıdır. Halka arz edilen şirketler ya talep toplama yoluyla, ya da borsada satış yöntemini kullanarak, piyasaya çıkar. Şirketlerin ilk defa piyasaya çıkması, yani halka arzdan hisse senedi almak ‘birincil piyasa’ olarak adlandırılıyor. Daha sonra hisse senetlerinin borsada sürekli müzayede sistemiyle işlem görmesi ‘ikincil piyasa’ işlemleridir.

Hisse senetleri borsalarda işlem görüyor ama hisse senedine yatırım yapmak isteyenler doğrudan borsaya emir veremiyor. Önce banka ve aracı kurumlarda yatırım hesabı açılması gerekiyor. Yatırım için alınması gereken hissenin bir adedinin fiyatı alt limit olarak değerlendirilebilir. Herkes dilediği kadar yatırımını hisse senedi yatırımına yönlendirebilir.

Hisse senedi yatırımları riskli yatırımlardır. Bu nedenle riski dağıtmak için tek bir hisse senedine yatırım yapmamak, hisse senedi portföyünü çeşitlendirmek gerekiyor.

Hatta sadece hisse senetlerinden oluşan bir portföy riski yüksekli bir portföydür. Bu riski dağıtmak için portföye sabit getirili yatırım araçları, kıymetli madenler ve döviz cinsinden varlıklar dahil edilebilir.

KIYMETLİ MADENLER

Kıymetli madenlerin en bilineni olan altın, sadece bir yatırım değil, aynı zamanda bir gelenek olup, öncelikle geçmişe dayanan ve toplumun kültürel kodlarında geleneğe dönüşmüş ritüellerin bir parçasıdır. Doğum, nişan, evlilik gibi önemli olaylarda altın bir kutlama hediyesi olarak gelenekselleşmiş bir araç iken, aynı zamanda toplumsal itibarı da temsil eder. Altının takı olarak taşınması, toplumda bir zenginlik ve refah göstergesi olarak yüzyıllardır rol oynar. Tüm bu özellikleri ile altın, toplumumuzda bir yatırım aracından çok daha fazlası olarak kabul görüyor. Altının toplumsal pratiklerin bir parçası olması, geleneklerle olan bağlantısı ve toplum gözünde bir ‘zenginlik’ algısı olması, yatırım aracı olarak tercih edilmesini de sağlıyor. Altının yatırım olarak saklanması ya da biriktirilmesinde kadının rolü daha çok ön plana çıkıyor. Takı olarak kullanılması, yatırımın direkt olarak kişinin üstünde taşınmasını da mümkün kılıyor.

Birikimlerin somut bir materyale dönüşmüş olması, her an ulaşılabilir ve taşınabilir olması, kontrolün kişide olduğunu hissettiriyor. Bu noktada altının geleneksel bir yöntem olarak, yastık altında, evde saklanması, kuyumcuda bozdurulabilmesi, ihtiyaç durumunda istendiği kadarının istendiği anda nakde çevirebilmesi güvenli hissedilmesini sağlıyor. Özellikle son 20 yıldır hem yukarı yönde hareket eden ons altın fiyatı, hem de dolar/TL’deki 1 yukarı yönlü hareket, altının her zaman kazandıracağı gibi bir inancı sağlamlaştırdı.

4 Toplumumuzda altın yatırımı için ana müracaat merci kuyumcular olmakla birlikte, bankalarda da altına endeksli mevduat hesapları açmak da mümkün. Diğer yandan kamu tarafından ihraç edilen altına dayalı kira sertifikaları, altın bazında getiri sağlıyor. Aracı kurumlar ve bankalar aracılığı ile Borsa İstanbul’daki Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasasında işlem yapmak mümkün iken, vadeli işlemler piyasasında da altın kontratları alınıp satılabiliyor.

TÜREV ARAÇLAR

Türev işlemler en kaba anlatımla, ilerideki bir tarihte teslimatı yapılmak üzere herhangi bir malın veya finansal aracın bugünden alım satımının yapılması işlemidir. Bu işlemler forvvard, futures, options ve swap adı verilen türev piyasalarda yapılan işlemlere verilen genel isimdir. Yani spot piyasa denilen, takasın aynı gün ya da çok kısa sürede yapıldığı piyasadan farkı, işlemin içine zaman unsurunun girmesidir. Spot piyasayı, iki boyutlu yani alan ile malı satanın parasının takasının, hemen ya da çok kısa sürede yapıldığı bir piyasa olarak tanımlarsak, türev piyasalarda bu takas işlemi, ilgili işlemin vade sonunda gerçekleşir. İşin içine vade girdiği için de bu vadeye üçüncü boyut yani derinlik denilebilir.

Derinliğin hesaplanması da bu piyasaların en önemli özelliğidir. Bu nedenle vade sonunda yapılacak teslimat için bugünden o mal ve finansal aracın fiyatının doğru hesaplanabilmesi elzemdir.

Türev piyasalarda kaldıraçlı işlemler yapılır. Ne demek kaldıraçlı işlem? Üzerine kontrat yapılan senedin, endeksin, paritenin, kıymetli madenin, petrol vb.nin spot piyasadaki fiyatının belli bir oranı, yüzde 10, yüzde 5, bazı piyasalarda yüzde 1 teminat yatırılarak, türev piyasalarda işlem yapılabilir. Teminat oranını borsa belirler. Teminat oranı ne kadar düşük ise doğru yöndeki pozisyonlar o kadar kazanç; ters yöndeki pozisyonlar o kadar zarar oluşturur. Bu nedenle türev piyasalardaki yatırımlar çok kazandırabileceği gibi çok can yakıcı da olabilir. Bu piyasalarda üç tür işlem yapılır:

• Riskten korunma: Türev Piyasaların oluşma sebebi riskten korunma (hedging) isteğidir. Spot piyasada alınan riskin uzun dönemde fiyat oynaklık riskinden korunma amacıyla bu piyasaya gelenler, bu sınıfta yer alırlar. Yani dolar/TL’nin yükselmesinden endişe eden bir ithalatçı türev piyasalarda olası yükselişlere karşı aldığı pozisyon ile fiyat oynaklığı riskinden korunmuş olur.

• Spekülasyon: Bu yatırımcılar ise işlem için gerekli teminatın alınan pozisyon büyüklüğünün çok altına olması nedeniyle piyasayı cazip görerek kısa süreli işlemler yapar, işte pozisyon büyüklüğünün bu işlemi yapabilmek için gerekli teminatın üzerinde olması “kaldıraç” dediğimiz kavramı oluşturur. Teminat pozisyon büyüklüğünün ne kadar altındaysa kaldıraç o kadar yüksek demektir. Şöyle ki VÎOP bir türev piyasadır. Bu piyasada 1 dolar/ TL kontratı 1.000 doları ifade eder. Dolar/TL kurunun 8.00 TL olduğunu varsayarsak pozisyon büyüklüğü 1.000×8= 8.000 TL olur. Bu işlem için hesapta olması gereken minimum teminat ise (Takasbank tarafından sürekli düzenlendiğinden) şu an için 850 TL’dir. 8.000 TL’lik pozisyon almak için bu büyüklüğün yaklaşık 10’da biri kadar bir teminat ile işlem yapmak, riski büyüttüğü gibi olası kazancı da yükselttiğinden spekülatif işlem yapan yatırımcılar için caziptir. Spekülatif işlemler türev piyasalarda asıl likiditeyi ve yüksek işlem hacimlerinin oluşmasını sağlar. Böylece riskten korunmak isteyen ilk gruptakiler (hedge edenler) daha likit bir piyasaya kavuşurlar

• Arbitraj: Arbitraj bilindiği gibi iki farklı piyasada işlem gören aynı menkul kıymetin, paranın veya kıymetli madenin vb. fiyatları arasındaki marjın açılmasından faydalanmak üzere yapılır. Arbitraj yapan yatırımcılar, türev piyasaların oynaklığını düzenler. Zira bu piyasalardaki fiyatlama ile spot fiyatta işlem gören ilgili kontratın dayanak fiyatı arasında fiyat açılması bu türden yatırımcıların piyasaya girerek bu aradaki marjdan risksiz getiri sağlamalarına neden olur. Bu durum da spot ile ilgili türev ürün arasındaki farkın daha makul bir düzeyde tutulmasına yardımcı olur. Kaba bir örnekle anlatmak gerekirse, dolar/TL kurunun 8.00 olduğu varsayımı ile spot piyasada 100 bin doları olan yatırımcı bu parayı bozdurup bankaya yüzde 19 faiz ile yatırdığında 850 bin TL alması demek; ilgili vadeli kontratın 8.50’den işlem görmesi gerektiği (teorik fiyat) anlamını taşır.

Türev piyasalarda işlem yapmanın yolu, banka ve aracı kurumlarda yatırım hesabı açtırmak ve işlem yapılacak olan ürünün gerektirdiği teminat tutarını hesapta bulundurmaktan geçiyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, ters pozisyonda kalındığında, ek teminat yatırabilecek kaynakların da yedekte bekletilmesi gerekir. Zararın büyüdüğü ve ek teminat yatırılmadığı durumda aracı kurum ya da banka resen işlem yaparak pozisyonu kapatabilir.

YATIRIM FONU KATILMA PAYLARI

Yatırım fonları, para ve sermaye piyasalarına ‘imece’ usulüyle yatırım yapmak için kuruluyor, denilebilir. Çünkü birbirini tanımayan ve fona farklı miktarlarda yatırım yapan pek çok kişi, fon çatısı altında buluşarak, fonun portföyündeki varlıklara, katılma payları oranında yatırım yapmış olur. Fonun portföyünde hisse senedi, tahvil, bono da olabilir, türev araçlar, kıymetli maden veya başka yatırım fonlarının katılma payları ve hatta gayrimenkul yatırım fonlarının payları da olabilir.

Bizim piyasalarımızda yatırım fonu kurma yetkisi portföy yönetim şirketleri ve bireysel emeklilik şirketlerine veriliyor. Bunlara fon kurucusu deniyor. Fon kurucusu SPK’dan (Sermaye Piyasası Kurulu) izin alarak ve kendisi fona avans vererek, fonun içtüzüğüne uygun yatırım araçlarını fonun portföyüne alıyor. Daha sonra fona katılmayı temsil eden katılma paylarını halka satarak, yani halka arz ederek, başlangıçta portföyü oluşturmak için fona verdiği avansı geri alıyor. Katılımcılar fonun katılma paylarını alarak, kendilerinin yokluğunda Fon kurucusu, portföy yöneticisi ve Takasbank arasında yapılan fon ana sözleşmesini kabul etmiş oluyorlar. Fon kurucusu, portföyü içtüzük ve izahnamedeki kurallara uygun olarak yönettirmek üzere portföy yöneticisiyle sözleşme imzalıyor. Fonun portföyünde bulunan yatırım araçlarının kurucunun malvarlığından ayrı olarak saklanması için de Takasbank ile sözleşme yapıyor. Fon yatırımcılarının fona yatırımını temsil eden katılma payları Takasbank nezdinde-ki açılacak kişiye özel saklama hesaplarında saklanıyor.

Yatırım fonları portföydeki varlıkların ağırlıklarına göre sınıflandırılmaya tabi tutuluyor. Portföyünde en az yüzde 80 oranında hisse senedi olanlar, hisse senedi fonu; en az yüzde 80 oranında sabit getirili menkul kıymet tutanlar, borçlanma araçları fonu (bunlar vadelerine göre veya kamu özel olarak ayrıca sınıflanabilir); en az yüzde 80 oranında altın tutanlar kıymetli madenler fonu gibi kategorilere ayrılıyorlar.

Yatırım fonlarına iki türlü yatırım yapma yolu var. Birincisi banka ve aracı kurumlarda yatırım hesabı açarak TEFAS (Türkiye Elektronik Fona Alım Satım Platformu) Platformunda işlem gören fon katılma payları alınabilir. TEFAS platformunda neredeyse 650 civarında farklı yatırım kategorisinde ve risk derecesinde yatırım fonu işlem görüyor, ikinci yöntem ise bireysel emeklilik sistemine dahil olarak bireysel emeklilik şirketlerinin sunduğu fonlara yatırım yapılabilir. Bu yöntemi ‘Bireysel Emeklilik ve Otomatik Katılım Sistemi’ başlığı altında daha detaylı anlatacağız.

BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMLERİ

Son 20-30 yıldır devletler yoğun bir şekilde vatandaşlarını tasarrufa yöneltmeye uğraşıyor. Bunun için tasarruf etmeyi cazip hale getirecek yeni yeni uygulamalar devreye alınıyor. Bunlardan bireysel emeklilik sistemleri dünyada en yaygın olan tasarruf ve yatırım uygulamaları. Pek çok ülkede farklı versiyonları söz konusu olsa da, ana yapıda katılımcılar kendi adlarına açılmış özel emeklilik hesaplarına katkı payı ödüyor, devletler de bu katkı payları karşılığında vergi indirimi veya ek teşviklerle sistemi destekliyor.

Bireysel emeklilik sistemleri bir anlamda bütün piyasalara yatırım yapmanın mümkün olduğu uygulamalar. Dünyada yatırım aracı olarak kabul edilen kıymetli madenler, hisse senetleri, borçlanma araçları, petrol piyasaları, döviz piyasaları, hatta hatta gayrimenkul yatırımları, bireysel emeklilik katılımcılarına seçenek olarak sunuluyor. (Henüz kripto paralar bireysel emeklilik sistemlerinin yatırım alanı içinde bulunmuyor.) Katılımcılar sisteme yaptıkları periyodik küçük ödemelerle bu piyasalara yatırım olanağı buluyor. Fakat katılımcıların finansal okuryazarlık seviyeleri bu piyasalardan da, getirilerinden de faydalanmayı sınırlıyor. Örneğin hisse senedinin ne olduğunu bilmeyen katılımcılar, hisse fonlara talep göstermiyor. Dolayısıyla hisse senedi piyasalarının uzun dönemli getirilerinden faydalanamıyorlar. Bu da bireysel emeklilik sistemlerinin büyümesini ve gelişmesini engellerken, katılımcıların da sistemden memnun olmamasına neden oluyor?

TÜRKİYE’DEKİ SİSTEM

Peki, ülkemizde bireysel emeklilik sistemine nasıl giriliyor? Bu sistemde nasıl yatırım yapılıyor? Ülkemizde bireysel emeklilik sisteminde faaliyet gösteren 15 bireysel emeklilik şirketi mevcut. Bireysel emeklilik şirketleri kendileri müşterileriyle çoğu kez yüz yüze gelmiyor. Acentaları aracılığı ile katılımcılara hizmet sunuyorlar. Bankaların pek çoğu, sigorta şirketlerinin acentaları ve brokerlik şirketleri aynı zamanda bireysel emeklilik şirketlerinin de acentası olarak faaliyet gösteriyor. Bireysel emeklilik şirketlerinin internet sitelerinden veya çağrı merkezlerinden de başvuru yapılabiliyor. İsteyenler gönüllü olarak bu kurumlar ve yöntemler aracılığı ile bireysel emeklilik sistemine dahil olabiliyor. Sisteme giren katılımcılara devlet de yüzde 25 devlet katkısı vererek sistemde birikim yapmayı teşvik ediyor.

Otomatik katılım sistemi (OKS) ise, çalışanların kendi talepleri dışında otomatik olarak sisteme dahil edildiği bir bireysel emeklilik uygulaması. Ülkemizdeki uygulamada da çalışanlar işverenleri tarafından bireysel emeklilik sistemine otomatik olarak dahil ediliyor (İsteyen daha sonra sistemden çıkabiliyor). Devlet çalışanlar için gönüllü bireysel emeklilik tarafında uygulanan yüzde 25 devlet katkısının üzerine 1.000 TL başlangıç devlet katkısı ve emekli olurken birikimini en az 10 yıllık ‘Yıllık Gelir Sigortası’na aktaranlara ekstradan bir yüzde 5 daha katkı veriyor.

Bireysel emeklilik sisteminde ve otomatik katılım sisteminde yatırım nasıl yapılıyor? Bireysel emeklilik şirketleri katılımcılarına değişik piyasalara yatırım yapan pek çok fon seçeneği sunuyorlar. Katılımcı kendisine sunulan fonlardan bir veya birkaç fon tercih ederek bir portföy oluşturuyor. Katılımcının bireysel emeklilik şirketine gönderdiği katkı payları da bu fonlar aracılığıyla yatırıma yönlendiriliyor. Bireysel emeklilik fonları da aynen yatırım fonları gibi portföy yönetim şirketleri tarafından yönetiliyor. Bu fonlara ait yatırım araçları Takasbank’ta fon adına saklanıyor. Bireysel emeklilik şirketinin borçları veya iflası nedeniyle fon varlıklarına haciz konulamıyor. Ayrıca katılımcıların ve çalışanların sahip oldukları fonların katılma belgeleri de katılımcılar ve çalışanlar adına Takasbank’ta saklanıyor.

KRİPTO PARALAR

Her ne kadar adında ‘para’ sözcüğü olsa da kripto paralar henüz paranın özelliklerinin tamamını taşımıyor. Bu nedenle daha çok bir tasarruf aracı olarak değerlendiriliyor. Sadece bilgisayar ortamında kullanılabiliyor, saklanabiliyor. Her ne kadar Tesla ve E-Bay gibi bazı firmalar kripto paraların bazılarını alışveriş için kabul edeceğini açıklasa da, fiyatları o kadar volatil ki, kripto paralar ile alışveriş yapmak halihazırda hiç de cazip görünmüyor.

Peki, nereden çıktı bu kripto paralar, neden böyle bir varlığa ihtiyaç duyuldu? Kripto paralar son 10-15 yılda mevcut finansal sistemdeki parasal büyümenin yaratacağı enflasyon ortamından kaçınmayı hedefliyor. Çünkü sınırlı miktarda üretiliyor. Bunun yanında vergiden kaçınmak, varlıkları merkezi idarelerin kontrolü dışına çıkarmak, sistemde takip edilememek amaçlananlar arasında.

Kripto para, blokchain denilen bir yazılım üzerine inşa ediliyor. Ancak sadece kripto paralar değil, projeler, eserler de blokchain üzerinde kayıt altına alınabiliyor. Kripto para borsalarmda yaklaşık 9 bin civarında varlığın işlem gördüğü ifade ediliyor. Bunların bazıları sınırlı üretilirken, bazıları altına veya dolara bağlı. Bu nedenle yatırım yapılmadan önce, bu varlıkların hangisinin amacının ne olduğu, sisteminin nasıl işlediği gibi konuların iyi incelenmesi gerekiyor.

Diğer yandan kripto paralar ile ilgili hukuki düzenlemeler konusunda sıkıntılar henüz aşılmış değil. Kripto paraların merke-ziyetsiz olması, yani herhangi bir kuruma, devlete, şirkete bağlı olmayışı gelirlerinden vergi ahnamayışı artı bir değer olarak gösterilirken, diğer yandan alım-satımına aracılık eden kuruluşların denetim dışı kalması dolandırıcılıklara neden oluyor, borsaların yazılımlarına müdahale edilerek bu borsalarda işlem yapanların varlıkları çalınarak, başka yerlere aktarılabiliyor.


1 2Sonraki sayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu