Anasayfa / Makaleler / “Genç”liğin “küre”sel sorunları ve “evren”sel değerler

“Genç”liğin “küre”sel sorunları ve “evren”sel değerler




İnsanlığın yeryüzündeki serüveninin başlangıcından itibaren çeşitli coğrafyalarda farklı dil, din, ırk ve kültür üzerinde inşa edilmiş toplulukların varlığına şahit oluyoruz.

Bu topluluklar kuşkusuz her dem belli endişelerle hayatiyetlerini sürdürmüş, insanî, toplumsal ve moral bazı alanlardaki yozlaşmaların neticesi de tarihten silinip unutulmuşlardır. Arkeoloji ve antropolojinin önemli konusu olan bu alan, geçmişin “ibret” vesikalarını, üzerine serpilmiş ölü toprağını atarak gün yüzüne çıkarmaktadır. Yazılı metinlere sinmiş dönem kaygıları, topluluğun ortak sözleşmelerinden uzağa düştüğü zamanları işaret etmektedir. Sağlıklı bir toplumda, gelenek devam ederken yeni arayışlar ve güncel olanlar da varlığını ve hayatını sürdürür. İkisi arasındaki çatışma, “sentez”in doğumuna vesile olur. Ancak, “gelenek” mefhumu zaman içinde inkıtaa uğrayan ve bir sonraki nesle aktarılamayan toplumlar, güncel olanın hatalı yanlarına da açık hale gelir. Bir bayrak yarışı olarak düşünürsek toplumların bu koşusunu, her dem bir sonraki bayrağı teslim alan, en genç olandır. Yani nereye ve hangi hızla koşmasını bilen… Yani kendisine bayrağı teslim edenin hangi zorluklarla yol aldığından haberdar olan…

Küreselleşmenin bir çok toplumda olumsuz etkilerini görmek mümkündür. Ancak özellikle “popüler” kültür yansımaları ile önemli bir “modüler” etki yaptığını ve bir toplumun en büyük rezervi olan gençlik ile geleneğin arasını açtığını söylemek gerekir. Bu şu demektir ki, bayrak yarışında bayrağı devredenin yönü, ülküsü ve değerleri bir sonrakine aynı heyecanla geçmemekte, yön kavramı ciddi bir kaosun içerisinde kaybolmaktadır. Bireyler kadar toplumlar üzerinde de ciddi buhranlar oluşturan bu “küresel” etki, oluşturduğu illüzyon ile kendine özgü “sanal” bir aura oluştururken “kadim” alanın ya da “değer”ler sisteminin merkezkaç bir güçle sistemin dışına savrulmasına neden olmaktadır.

Bir bayram olarak kutlayıp önem atfettiğimiz gençlik; kurumlarda, toplumlarda, devletlerde enerjinin de sinerjinin de omurgasını oluşturan vazgeçilmez bir nimettir. Yöreden yöreye, ülkeden ülkeye “genç” tanımı değişiklik arzettiğinden UNESCO’nun gençlik, ’15- 25 yaş grubudur demesini, Birleşmiş Milletler Örgütü 12-25 arasındaki bireyleri genç, bu yaşlardaki süreç ise gençlik dönemidir” şeklindeki ifadesini, Türkiye’mizde ise gençlik yaşı genel olarak 12-24 yaşlarının sınır olarak kabul edileceği görüşü temel kabul ederek gençliği ele almaya çalışacağız.

Gencin kendisini aradığı, kişiliğinin şekillendiği, önemli kararların verilip, dev adımların atıldığı, geleceğini kurguladığı bir dönemdir bu vetire. Bu evrede gençler, sorumluluklarla yüzleşmekten, sorunlarla karşılaşmaktan kaynaklanan halet-i ruhiyeyle endişeli, ürkek yaşar ve sosyal baskı altında bir taraftan ezilirken diğer taraftan gün be gün olgunlaşırlar. Bütün bunların yanında gençlik bir toplumun imarını üstlenecek, gelecek ufuklarının tasarımında vazgeçilmez roller üstlenir.

Bu nazik ve önemli darboğazdan geçen gençliğin bilimsel, ruhsal ve sosyokültürel olarak ele alınması kaçınılmazdır. Küreselleşmeyle sıradanlaşan ve ruhen örselen yeryüzündeki genel gençlik durumu, kadim değerlerin önemsizleştirilerek reel hayatın dışına itilmesine ve yeteneklerin tek yönlü gelişmesine sebep olmuştur. Beden ve ruhun dengesinde “iyi insan” olmak ülküsüne yönelmeyen bu topluluğun yani gençliğin, Dünyamız ve ülkemiz adına da gelecekte önemli sorunların vasatı olacağı aşikardır. Popüler kültür deryasının medya destekli dev dalgalarıyla boğuşan insanlık, eskiye ait ne varsa aslından uzaklaşarak dönüşmesine sebep olmakta, kuşaklar arasında uçurumların oluşmasına ve aile içi onulmaz yaralar açan çatışma ve tartışmalara sebep olmaktadır.

Küreselleşmenin oluşturduğu “kalın” katman gençliği biraz daha özgürleştirmiş görülse de aslında her gün gençlerin önce beden ve ruhu arasında, akabinde ise kuşaklar ve katmanlar arasında gittikçe derinleşen uçurumlar oluşturmaktadır. Bir taraftan teknik ve teknolojik imkânlar bireyi çepeçevre sararken diğer taraftan, kozmopolitleşme, kentleşme ve çağdaşlaşma yalnızlaşan gencin ruhsal sorunlarla bir yumak şeklinde sarmalanmasına neden olmaktadır. Her geçen gün daha da artan çıkar odaklı bağlılık ve bağımlılık, aslında insanlığın karşıkarşıya kaldığı inkâr edilemez bir gerçeğini gözler önüne sermektedir. Küreselleşme, günümüzün gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarında insanların kullandıkları iletişim teknolojilerinde (cep telefonları, bilgisayarlar, e-postalar, internet), ikamet ettikleri mekânlarda, yedikleri yemek türlerinde, yaşamlarını kazanma biçimlerinde, kendilerini eğlendirme şekillerinde köklü bir değişim vaat etmektedir. Bu vaat ortamının büyüsü kuşkusuz küresel algının sunduğu imkanlar kadar vaat ettiği sanal “cennet” çağrısı ile de ilintilidir. Ancak toprakla halleşmemiş ve gelenekten tevarüs etmemiş her mutluluk çağrısı “truman Show” efekti ile yüzleşecektir.

Küreselden evrensele “farklar”?

Peki nedir, küreselin bittiği ve evrenselin başladığı nokta… Ya da hangi “turnusol” kağıdıyla ayırabiliriz bu iki tezatı… Aslında çokça karıştırılan bu iki kavramdan bir tanesi “değer”i öteki de “ürünü yani metaı” çağrıştırmaktadır. Küresel kültürün engellenemez yükselişi ve dünyayı sarmasının karşısına çıkacak akım insanın yüceltecek olan evrensel kültür olacaktır. Dolayısıyla bu iki kültür arasındaki farka göz atmakta fayda olacaktır;



Küresel kültür’de markalar vardır, gençler marka giyinmek ve marka kurumlarda zaman geçirmekle değer kazandıklarını zanneder, evrensel kültürde ise markadan ziyade bir insan olarak kendisine uyum sağlayacak mekân ve libasları tercih edilir. Küresel kültürün yayılmasının taşıyıcıları global kitle iletişim araçlarıdır, bilgilendirme iletim şeklindedir. Evrensel kültürde ise dilden dile gönülden gönüle yansıyan pozitif enerji ruhsal bağ kurar, bilgilendirme karşılıklı iletişim şeklindedir, “kalplerin te’lif edilmesidir”

Küresel kültürde benzer kültürleri aynı görme, aynılaştırma, farklı kültürleri ise merkezi kültüre benzetme dayatması ve çabası vardır. Evrensel kültürde ise “vahdet içindeki kesret” önem arzeder. Bütün kültürler saygıdeğerdir ve geliştirilerek yaşatılması gerekir.

Küresel kültürde katmanlar ve sınıflar arasında ayrışma vardır. Bu ayrışma kin, nefret, dışlama ve yok etme eylemlerini de beraberinde getirir. Evrensel kültürde ise “büyükten küçüğe şefkat, Altan tabakadan üst katmana karşı ise hürmet” anlayışı vardır. Karşılıklı empati ve sempati ile kaynaşma ve dayanışmaya önem verilir.

Küreselleşme de tek dil, tek kültür, tek duygu esastır. Evreselleşme ise herkesin kendi dilinde kendisini, kültürünü ve duygularını en iyi ve etkin şekilde ifade etmesi üzerinde durur. Küreselleşme süpergücün dünyayı kendi rengiyle boyamasıdır. Evrenselleşmede ise yerelleşmenin renklerinden bir gökkuşağı oluşturmak esastır.

Küreselleşme dünyayı makro düzeyde ele alırken evrenselleşme dünyanın sosyokültürel yapısını mikro seviyede ele alarak anlamlı kılar. Küreselleşme ekonomi, diplomasi, siyaset, iletişim, flora, fauna mekân ve kültürde modernliği, evrenselleşme postmodernliği ve yalın gerçekliği savunur.

Küresel kültürde çıkar, “ene”, “hodfuruşluk”, “hodendişlik”, “hodbinlik”, yani nefis, isim, cisim, resim ön plandadır, evrensel kültürde, ruh, toplum faydası, “nahnu”, ahlak, fazilet, “diğergamlık”, “tefani”, fedakârlık hayatın herkesimine rengini verir.

Gelecek, gençlere emanet!.. Gençler?..

Ülkenin sosyoekonomik ve kültürel olarak kuvvet kazanması gençlerin de özbenliğinin gelişmesi ve iradelerinin güçlenmesiyle doğru orantılı olarak gelişir. Öncelikle küresel kültürün dayattığı “popüler kültürün” bütün değerlerinden soyundurularak “üryan” hale getirilmiş bireyin toplumsal bir varlık olduğunun hatırlatılması gerekiyor. İkinci adımda; çekirdek hale getirilip küçültüldükçe ufaltılan ailenin sosyal yönüyle yeniden hak ettiği noktaya taşınması gerekiyor. Üçüncü adımda; ezbercilik ve ders geçme üzerine kurgulanmış eğitim sisteminin öğrendiklerini uygulama alanı bulacağı, ders geçme yerine bilgiyi seçerek severek öğrenmek için can atacakları üretim, endüstri ve sosyal hayat ile iç içe bir eğitim sisteminin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Dördüncü adımda; yerleşim yerlerinin sokakları dâhil, eğlenme ve dinlenme mekânlarına varıncaya kadar insan-mekân birlikteliği ve bütünlüğü sağlanmalıdır.

Hâsılı güçlü medeniyetler tarihin her diliminde bu yaşlı küre üzerinde yaşayan topluluklara yön vermeye çalışmış, onların yer altı ve yerüstü zenginlikleriyle güçlerine güç katmışlardır. Daha ileri safhalarda küresel aktörler kendi dışındakilerin sadece imkânlarını değil yaşam haklarını da ellerinden alacak kadar işi çığırından çıkarmış, oluşturdukları “düzen”lerle değerleri dümdüz etmeye çalışmışlardır. Bunun önüne geçmek ise “evrensel değerleri” üst şemsiye yaparak, görünüşte küresel, uygulamada ulusal ve bölgesel davranılarak, “el uzatılmadık mahzun bir gönül bırakmadan”, “Yaradan’dan ötürü” severek insanlığı hiçbir mefkûreye alet etmeden insan olduğu için sevmek ve insanca yaşaması için ortamı müsait hale getirmektir.

Küremize sağlıklı ve sağduyulu baktığımızda, gençlerin enerjisinin olumlu ve pozitif bir düzleme yansıdığında nasıl gelişmenin ve mutluluğun yelkenlerimizi nasıl şişirdiğini aksi durumlarda anarşinin, mutsuzluğun her ocakta ne hazin yangınlar çıkardığını biliyoruz. Toplumun akil adamları, gençlerin enerjisine ülkü vermek ve toplumsal perspektifleri bireysel başarı ile buluşturarak yol aldırmak mecburiyetindedir.

Değilse Dünya’nın farklı yerlerinde görüldüğü gibi küreselleşme ile sıradanlaştırılıp popüler kültürün robotu haline getirilen birey, öğretileri ve ananeleri düşüncelerine vurulan birer kement olarak gördüğünden ruhî beslenme kaynakları ile uyumsuz bir davranış biçimi sergilemektedir. Çünkü insanların malvarlığı ve refah seviyesinin artmasına paralel olarak içinde boşluğu makam, karşı cins ve daha fazla kazanç ile doldurmaya çalışmaktadır. Her dönemde olduğu gibi zararlı alışkanlıklar, gençliğin enerjisini sömüren kurtlar gibidir… Bu bataktan uzak tutmak ve kültürün, sanatın bilimin ışığında yararlı bireyler yetiştirmek, kuşkusuz ortak paydada ortak aklımızın buluştuğu bir noktadır. Aksi durumda aradığını toplumsal düzen içerisinde yolunda bulamayan gençler de “makyavelist” bir anlayışla illegal yollarda herhangi bir ayırım gözetmeden gençliğin verdiği cesaret ve enerjiyle dalmakta ve düştüğü bataklıkta hareket ettikçe daha da batmaktadır.

Sanırım bir 19 Mayıs’ın daha “genç”liği tedai ettirdiği şu günlerde, stadyumlarda yaptığımız “gösteri”lerin “özne”si olan gençlerin gerçeklikleri üzerinden düşünmek ve geleceğimizin üzerinde yükseleceği bu en önemli insan kaynağımızın devraldığı bayrağı dikeceği surları hedef olarak göstermek mecburiyetindeyiz…
Nevzat Bayhan





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir