Ekonomi Haberleri

İMF’ye göre orta vadeli riskler sona ermiş değil

IMF, Nisan ve Ekim aylarında olmak üzere küresel ekonomik görünüme ilişkin tahminlerini yılda iki defa paylaşmakta. Küresel salgının damgasını vurduğu bu yılın ilk raporu, “Büyük Tecrit (the Great Lockdovvn)” başlığıyla paylaşıldı. Bir anlamda salgının tetiklediği küresel krizin adı da IMF tarafından konmuş oldu. Zira, atılan-başlık aslında 1929 yılında ABD’de başlayan Büyük Buhran’a “(the Great Depression) ve 2008 yılı sonlarında ABD’de ortaya çıkan Büyük Resesyon’a (the Great Recession – Büyük Resesyon) bir nazire niteliğindeydi. IMF’nin küresel ekonomiye dair sene başında +yüzde 3.3 seviyesindeki 2020 büyüme tahmini Nisan ayında yayınlanan raporla birlikte -yüzde 3.0’a revize edilmişti. Geçen hafta yayınlanan Haziran tahmin güncelleme notuyla birlikte IMF küresel ekonomi için 2020 büyüme tahminini -yüzde 4,9’a revize etti. Nisan ayında 2021 için +yüzde 5.8 olan küresel büyüme talimini de son güncellemeyle birlikte yüzde 5.4’e çekildi. Söz konusu revizenin, ilk yarıdaki küresel ekonomik görünümün beklenenden daha zayıf olması ve ikinci yarıda sosyal mesafe tedbirlerinin uzunca bir süre daha ön planda kalacağı beklentisini yansıttığı ifade edildi. IMF’nin Türkiye için Nisan raporunda paylaştığı 2020 yılın yüzde 5 daralma, 2021’de yüzde 5 toparlanma tahminlerini ise korudu.

BÜYÜK TECRİT

IMF’nin 2020 yılındaki küresel ekonomik daralmaya ilişkin yaptığı tahminin, aslında rakam bazında ilk okunduğu/duyulduğu anda oluşturduğu algıdan çok daha derin bir daralma beklentisini yansıttığını not etmekte fayda var. Bunu daha anlaşılır hâle getirmek için iki farklı rakam daha verip, bunlarla birlikte kıyaslamak yeterli olacaktır. Öncelikle, IMF küresel ekonomik büyüme tahmini için +yüzde 2.5 seviyesini aslında resesyon sınırı olarak görmekte. Yani +yüzde 2.5 altında olan bir tahmin, IMF’nin o yıl küresel ekonomide resesyon görülebileceğini tahmin ettiğini göstermekte. Diğer bir referans teşkil edecek olan rakam ise 2008 sonlarında başlayan Büyük Resesyon sürecinde küresel ekonominin yıllık bazda kaydedilen en sert daralma, yani 2009 yılındaki -yüzde 0.1 seviyesindeki daralma. Dolayısıyla, küresel ekonomide IMF’nin 2020 yılın için beklediği yüzde 4.9’luk daralmanın salt rakam olarak ifade ettiğinden çok daha derin bir düşüşü yansıttığını vurgulamakta fayda var. IMF, bu durumu “Büyük Tecrit’ten Yeniden Açılışa: Düzensiz ve Belirsiz Toparlanma” başlığıyla yayınladığı Haziran tahmin güncelleme notunda, salgın hastalığın ekonomileri Büyük Tecrit’e itmesinin, virüsün yayılmasını baskılayarak birçok hayat kurtardığını ancak Büyük Buhran’dan bu yana görülen sert resesyonu da tetiklediğini ifade ederek açıklıyor.

Yine rakamla destekleyecek olursak; IMF, sene başındaki, yani salgın öncesindeki, küresel büyüme tahmini ile Haziran itibariyle yaptığı revizenin, 2020-2021 yıllarında küresel ekonomide toplam 12 trilyon dolar düzeyinde kayba işaret ettiğini ifade ediyor. IMF’nin yayınladığı güncelleme notunda yer verdiği dikkat çekici ifadelerden bir tanesi de; çoğu gelişen ekonomilerden olmak üzere ülkelerin yüzde 75’inin aynı anda yeniden açılmaya yönelik normalleşme adımları attığı ve birçok ülkede toparlanmanın görülmeye başladığı; ancak tıbbi bir çözüm bulunmadıkça söz konusu toparlanmanın gücünün son derece belirsiz olarak kalacağı ve bu durumun ülkeler/sektörler üzerinde istikrarsızlığa yol açacağı. Güncelleme notunda, ayrıca devam eden yüksek belirsizliğe atıfta bulunarak özellikle aşı/tedaviye dair gelişme kaydedilmesi durumunda tahminler üzerinde yukarı yönlü risklerin; olası bir ikinci dalga senaryosunda ise aşağı yönlü risklerin ağır basacağı da ifade edilmiş. IMF veritabam ile güncel tahminlerinden derlediğimiz verilerle Dünya, Gelişmiş Ülkeler ve Gelişmekte olan ülkelerin 1980’den itibaren sergilediği yıllık büyüme performansı aşağıdaki grafikten incelenebilir.



IMF’nin Haziran güncelleme notuna yer alan çeyreklik büyüme beklenti grafiği de aşağıda yer almakta. Bu grafikte siyah renkli çizgi Dünya, mavi renkli çizgi Gelişmiş Ekonomiler, kırmızı renkli çizgi Çin hariç Gelişmekte Olan Ekonomiler ve sarı renkli çizgi Çin’e ilişkin 1Ç19-4Ç21 döneminde öngörülen ekonomik büyüme performansını göstermekte. Grafikten de görüleceği üzere IMFnin baz senaryosu salgının daha önce görüldüğü Çin’de 1Ç20, dünyanın geri kalanında 2Ç20’den itibaren başlayacak olan kademeli bir toparlanma üzerine kurulu.

IMF küresel büyüme tahminlerini güncellediği notunda Ek olarak maliye politikası ve borçluluk görünümüne ilişkin güncelleme bölümü de yer almakta. Para politikasında gelinen durumu göstermek adına Reuters ve Bloomberg’den derlediğimiz iki ayrı grafiği aşağıda gösterdik. Bunlardan ilki küresel çapta etkiye sahip beş merkez bankasının (SNB-Swiss National Bank: İsviçre Merkez Bankası, BoE-Bank of England: Ingiltere Merkez Bankası, Fed-Federal Reserve: ABD Merkez Bankası, ECB-European Central Bank: Avrupa Merkez Bankası, BoJ-Bank of Japan: Japonya Merkez Bankası) toplam bilanço büyüklüğünün izlediği seyir. 2008’deki kriz öncesi beş merkez bankasının toplam bilanço büyüklüğü 5 trilyon doların altındayken; son küresel krizden bu yana yapılan varlık alım programları gibi genişleyici politikalarla Mayıs 2020 sonu itibariyle toplam büyüklük 20 .trilyon dolara sınırına ulaşmış durumda.

Para politikasında gelinen noktayı ortaya koyan bir diğer önemli grafik de G-10 ülke merkez bankalarının (bir önceki grafikteki merkez bankalarına ek olarak Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, İsveç, Norveç, Danimarka Merkez Bankaları) politika faizi ortalaması izlediği seyir. 2008 finansal krizi önce toplam 11 merkez bankasının politika faizleri ortalaması yüzde 4-5 bandındayken, son durum itibariyle yüzde 0.05’e gerilemiş.




Para politikasındaki bu görüntüyü IMF’nin güncelleme notu içinde ek olarak paylaştığı maliye politikası ile tamamlayalım. IMF, Nisan ayındaki rapor döneminde 8 trilyon dolar civarında olan küresel mali teşviklerin son durum itibariyle 11 trilyon dolara ulaştığım hesaplıyor.

Bunun yarısının (yaklaşık 5.4 trilyon dolar) ek harcama ve vazgeçilen gelirler gibi hükümet bütçelerini doğrudan etkileyen teşviklerden, diğer yarısının ise (yaklaşık 5.4 trilyon dolar) nakit akışları ve olası iflasları sınırlamakla birlikte kamu borcu ve açıklarını artırma potansiyeli taşıyan likidite desteklerinden (kredi, sermaye enjeksiyonu, alım garantileri vb.) oluşmakta. Aşağıdaki grafikte G-20 ülkelerinin pandeminin etkilerini sınırlamak amacıyla uyguladığı mali teşviklerin kınlımı yer almakta. Bu grafikte kırmızı barlar ek harcama ve vazgeçilen gelirleri, mavi barlar ise kredi, sermaye enjeksiyonu ve garantileri göstermekte. Görüleceği üzere Türkiye’de G-20 içinde önemli mali teşvik (birçok gelişmekte olan ekonomi gibi kredi, sermaye desteği, garantiler ağırlıklı olarak) uygulayan ülkeler arasında yer almakta. Grafiğin sağ bölümünde bazı ülke grupları bazında rakamlar yer almakta (AEs: Advanced Economies – Gelişmiş Ülkeler, G-20, EMs: Emcrging Markets – Gelişmekte Olan Ülkeler ve LIDCs: Low Income Developing Countries – Düşük Gelirli Az Gelişmiş Ülkeler).

IMF oluşan bu görüntünün kamu borçlarını artırıcı ve mali dengeleri aşındırıcı sonuçları olabileceği riskini vurgulamakta. Hem küresel kamu borcu (government debt) hem de küresel genel mali denge (overall fiscal balance) rakamlarına ilişkin IMF tahminlerinin son küresel kriz dönemiyle yapılan karşılaştırması aşağıda yer alıyor.

Tüm bu görünüm altında, her ne kadar yakın dönemde küresel çapta gözlenen normalleşme adımlarıyla birlikte küresel bazda ekonomilerde toparlanma sinyalleri alınmakta olsa da; IMF’ye göre orta vadeli riskler henüz sona ermiş değil. Zira, IMF, salgın hastalığa karşı alınan genişleyici politika adımlarıyla birlikte küresel borç / GSYH oranının 2. Dünya Savaşı dönemindeki zirvesini aşmasını beklemekte. Belki yakın dönemde gündeme gelme olasılığı görece zayıf görünse de, hem para politikasında hem de maliye politikası borçluluk görünümünde gelinen tarihi seviyeleri dikkate alıp salgının getirdiği zorluk/belirsizliklerle birlikte küresel ticaret tarafında uzun süredir devam eden sıkıntılar dikkate alındığında orta vadede küresel finansal sisteme ilişkin bazı ciddi reform çalışmalarının gündeme gelmesi sürpriz olmayacak denilebilir.

EROL GÜRCAN



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu