Kozmetikte Yeni Dönem: Bilim, Güven ve Marka Değeri
Artık kozmetik denince akla yalnızca aynadaki görüntüyü değiştiren ürünler gelmiyor. Bilimin, teknolojinin ve sürdürülebilirlik anlayışının biçimlendirdiği bu sektör, tüketici beklentilerindeki değişimle birlikte kökten bir yenilenme sürecinden geçiyor. Bugünün alıcısı, bir ürünün yalnızca iddialarına değil; içeriğine, üretim koşullarına, bilimsel temeline ve güvenilirliğine de bakıyor. Dergimizin önceki sayılarında ele aldığımız taklit kozmetik sorunu, bu güven olgusunun sektörün geleceği açısından ne kadar hayati olduğunu açıkça gösteriyor. Sahte ürünler yalnızca sektöre zarar vermekle kalmıyor; tüketicilerin hem maddi kayıp yaşamasına hem de sağlıklarını riske atmasına neden oluyor. Büyüyen bu dev pazarda rekabetin ölçüsü artık fiyat değil; kalite, şeffaflık, inovasyon ve marka değeri.
Türkiye, bu dönüşümün öne çıkan aktörlerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor. Güçlenen yerli üretim altyapısı, artan Ar-Ge yatırımları, yüksek katma değerli ürün geliştirme becerisi ve ihracatta yakalanan yükseliş, Türk kozmetik sektörünü küresel ölçekte daha görünür kılıyor. Yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş bakım çözümlerinden biyoteknolojiyle geliştirilen yeni nesil aktif içeriklere, cilt uzun ömürlülüğünü merkeze alan formüllerden sürdürülebilir üretim anlayışına kadar uzanan yeni trendler, sektörün yönünü yeniden tanımlıyor.
Bu dönüşüm rakamlara da yansımış durumda. Çift haneli büyümesini sürdüren Türkiye kozmetik pazarı bugün yaklaşık 3,3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşmış vaziyette. Yaklaşık 200 ülkeye ihracat gerçekleştirerek dünya üzerinde neredeyse girilmedik pazar bırakmayan Türk kozmetik sektörünün güçlü üretim altyapısı, markalaşma hamleleri ve inovasyon odaklı yatırımlarla 2033 yılına kadar yaklaşık 8 milyar dolarlık hacme ulaşması bekleniyor. Sektör temsilcilerine göre bu hedefe giden yolda en büyük avantaj ise Türkiye’nin üretim gücünü, bilimsel yaklaşımını ve güven veren markalarını küresel pazarlarda daha görünür kılabilmesi olacak.

İçeriğe Ait Başlıklar
Cilt Bakımı Sektörün İtici Gücü Olmaya Devam Ediyor
Sinoz Kozmetik Genel Müdürü Taner Anlatıcı, KÜAD verilerine dayanarak Türkiye kozmetik pazarının 4 milyar dolara yaklaştığını, ithalat hacminin ise yaklaşık 2 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu ifade ediyor. Anlatıcı, son yıllarda Ar-Ge yatırımlarını artıran, üretim kapasitesini güçlendiren, yerelde ve ihracatta daha görünür hale gelen yerli üreticilerin sektörün büyümesindeki itici güç olduğunu söylüyor. Ayrıca üretim kalitesi, hızlı inovasyon ve fiyat-performans avantajı sayesinde Türk markalarının uluslararası pazarlarda daha güçlü konumlandığını da ekliyor. Kozmetik sektörünün Türkiye için stratejik bir ihracat alanına dönüşebileceğini ifade eden Anlatıcı, güçlü üretim altyapısı, yüksek katma değerli ürün geliştirme kabiliyeti ve küresel ölçekte rekabet edebilen markaların bu süreci desteklediğini aktarıyor.
Sektörde büyümenin lokomotifinin cilt bakımı kategorisi olduğunu vurgulayan Anlatıcı, güneş koruyucuların yanı sıra aktif içerikli, çok fonksiyonlu ve belirli cilt ihtiyaçlarına çözüm sunan ürünlere talebin hızla arttığını ekliyor. Tüketicinin artık vaatlerden çok ürünün sağladığı gerçek faydaya odaklandığını belirten Anlatıcı, “güzellik” kavramının da estetikten çok, sağlıklı ve iyi görünen cilde evrildiğini söylüyor. Kozmetik sektöründe artık yeni bir aktif geliştirmenin yeterli olmadığına değinen Anlatıcı, “Önümüzdeki dönemde yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş bakım, cilt bariyeri ve skin longevity (cilt uzun ömürlülüğü) odaklı formüller, biyoteknolojiyle geliştirilen yeni nesil aktifler ve çok fonksiyonlu ürünler sektöre yön verecek” diyor. Anlatıcı’ya göre asıl rekabet, bu trendleri ilk uygulayan olmakta değil; onları güvenilir, erişilebilir ve bilimsel olarak doğrulanmış ürünlere dönüştürebilmekte yaşanacak.
Yıllık Büyüme Yüzde 10 Bandında Seyrediyor
Hoito Kurucu Ortağı Kübra Korkmaz ise Türkiye kozmetik pazarının yaklaşık 2 milyar dolarlık bölümünün iç pazardan, 1,6–1,7 milyar dolarlık kısmının ise ithal ürünlerden oluştuğunu ifade ediyor. Korkmaz, sektörün son yıllarda yıllık ortalama yüzde 8-10 bandında büyümesini sürdürdüğünü de kaydediyor. Türk kozmetik markalarının son 10 yılda küresel rekabette önemli bir ivme yakaladığını belirten Korkmaz, buna rağmen sektörün bazı segmentlerinde ithalata bağımlılığın sürdüğünü de ifade ediyor.
Güzellik ekonomisinin temelinde yer alan kişisel bakım ihtiyacının insan doğasının bir parçası olduğunu belirten Korkmaz, modern güzellik ekonomisinin pazarlama, sosyal normlar ve yaşam tarzı beklentileriyle bu ihtiyacın ötesinde daha geniş bir tüketim alanı oluşturduğunu aktarıyor. Kozmetik endüstrisinin artık yalnızca “güzellik ürünleri” üreten bir alan olmaktan çıktığını vurgulayan Korkmaz, biyoteknoloji, yapay zekâ, veri analitiği ve sağlık teknolojileriyle iç içe geçmiş bir endüstriye dönüştüğünü söylüyor.
Tiran’da Mağaza Müjdesi
Ashley Joy Kurucusu ve CEO’su Aslı Gümüşel de Türkiye kozmetik sektörünün coğrafi konumu, esnek üretim kabiliyeti ve zengin ham madde kaynaklarıyla küresel pazarda güçlü bir üs olma potansiyeli taşıdığını vurguluyor. Gümüşel, sektör üretiminin yarıdan fazlasının ihraç edilmesinin bu potansiyelin en somut kanıtı olduğunu ekliyor. Ashley Joy’u kurduğu ilk günden beri vizyonunun, markasını sadece yerelde değil, küresel arenada da söz sahibi bir oyuncu haline getirmek olduğunu anlatan Gümüşel, “Bugün 15 ülkeye ihracat yaparak bu stratejik hedefimizi gerçeğe dönüştürüyoruz” diyor.
Her pazarın dinamiklerine, tüketici alışkanlıklarına ve kültürel kodlarına göre özel ürün ve iletişim stratejileri geliştirdiklerini anlatan Gümüşel, Avrupa, Dubai, Kıbrıs ve Umman gibi pazarlarda offline (fiziksel) ve online (çevrim içi) raflarda güçlü bir varlık gösterdiklerini belirtiyor. Gümüşel, yakında Tiran’da da mağaza açacaklarını belirterek fiziksel globalleşme adımlarını hızlandırdıklarını aktarıyor.
Türkiye kozmetik pazarının, tüketicilerin artık bütünsel bakım bilincinde olmasıyla ciddi bir ivme yakaladığının altını çizen Gümüşel, hacimsel olarak en yüksek payı saç bakımı ve kişisel bakım kategorilerinin aldığını; ciro bazında büyüme hızı şampiyonun ise yüzde 41’lik oranla parfüm olduğunu ifade ediyor. Gümüşel, NielsenIQ verilerine göre; parfümü yüzde 37 ile saç bakımı, yüzde 35’le makyaj ve yüzde 32 ile cilt bakımının takip ettiğini söylüyor.
Vegan ve Cruelty-Free Segmenti Pazar Ortalamasının İki Katı Büyüyor
Ashley Joy olarak, saç bakımında dünyada yükselen “Skinification of Hair” (saçın ciltleşmesi) yaklaşımını merkeze aldıklarını aktaran Gümüşel, cilt bakımında kullanılan Niacinamide ve Glikolik Asit gibi aktif içerikleri saç bakım ürünlerine taşıyarak yeni nesil çözümler geliştirdiklerini belirtiyor. Gümüşel, bu yaklaşımlarında; Banana, Propolis ve Matcha serilerinin en sevilen örnekleri olduğunu aktarıyor. Günümüz tüketicisinin ürün içeriklerini daha bilinçli şekilde değerlendirdiğini ifade eden Gümüşel, temiz, şeffaf ve çözüm odaklı formüllerin pazarda belirleyici hâle geldiğini dile getiriyor. Euromonitor ve Statista verilerine göre tüketicilerin sürdürülebilir ve temiz içerikli ürünlere daha fazla bütçe ayırmaya istekli olduklarını ifade eden Gümüşel, bu doğrultuda vegan (hayvansal madde içermeyen) ve cruelty-free (hayvanlar üzerinde test edilmeyen) segmentinin pazar ortalamasının iki katı hızında büyüdüğünü vurguluyor.
Türkiye Küresel Üretim ve İhracat Merkezi Olabilir
Talya Bitkisel Kurucusu M. Halis Ertaş ise Türkiye’nin kozmetik sektöründe küresel ölçekte güçlü bir üretim ve ihracat merkezi olabilecek doğal ve endüstriyel avantajlara sahip olduğunu vurguluyor. Ertaş, tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin, üretim kabiliyetinin ve gelişen AR-GE altyapısının önemli bir rekabet avantajı sunduğunu belirtiyor. Ancak Ertaş, bu potansiyeli yalnızca ham bitki olarak değerlendirmenin yeterli olmadığını; asıl değerin bitkilerin etken maddelerini ayrıştırıp standardize ederek kozmetik sanayisine yönelik yüksek katma değerli hammaddelere dönüştürmekten geçtiğini aktarıyor. Talya Bitkisel olarak, yaklaşık 3,5 yıllık AR-GE sürecinin ardından geliştirdikleri üretim modeli ve 6 milyon dolarlık yatırımla bu alana odaklandıklarını kaydeden Ertaş, Türkiye’nin yalnızca kozmetik ürünü değil, hammadde, teknoloji ve bilgi birikimi ihraç eden küresel bir merkez olabileceğine dikkat çekiyor.
Hammaddede İzlenebilirlik ve Standardizasyon Öne Çıkıyor
Kozmetik sektöründe izlenebilirlik, standardizasyon ve ham madde kalitesinin belirleyici unsurlar hâline geldiğini kaydeden Ertaş, doğal içeriklerin tek başına yeterli görülmediğini vurguluyor. Bitkinin yetiştiği coğrafya, hasat zamanı, üretim süreci ve etken madde oranının giderek daha fazla önem kazandığını belirten Ertaş, rekabetin artık nihai üründen önce kullanılan aktif hammaddenin niteliğinde başlayacağını ifade ediyor. Ertaş, Türkiye’nin bitkisel zenginliğini bilimsel ve teknolojik altyapıyla işleyerek yüksek katma değerli hammaddeler sunmasının küresel rekabet gücünü artıracak önemli bir fırsat sunduğunu dile getiriyor.
Markalaşma Yatırımları Öncelik Kazanmalı
Kozmetik Üreticileri ve Araştırmacıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Arslan, Türkiye kozmetik pazarının yaklaşık 3,3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştığını ve çift haneli büyümesini sürdürdüğünü belirtiyor. Yaklaşık 200 ülkeye kozmetik ihracatı yapan güçlü bir üretici konumundaki Türkiye’nin, özellikle kişisel bakım, cilt bakımı ve hijyen ürünlerinde sağlam bir üretim altyapısına sahip olduğunu vurguluyor. Ancak küresel rekabette artık fiyatın değil; güven, inovasyon ve marka değerinin belirleyici olduğunu ifade ediyor. Bu nedenle bundan sonraki dönemde hedefin yalnızca üretim miktarını artırmak değil, katma değerli ve markalı üretimin payını büyütmek olması gerektiğini söylüyor.
Önümüzdeki beş yılda hedeflerinin, Türk kozmetiğini daha yüksek katma değer üreten ve küresel ölçekte tercih edilen bir konuma taşımak olduğunu belirten Arslan, bunun için Ar-Ge, sürdürülebilir üretim, dijital dönüşüm ve güçlü markalaşma yatırımlarını artırmaları gerektiğini vurguluyor. Çünkü Türkiye kozmetik sektörünün önünde hâlâ önemli bir büyüme potansiyeli bulunuyor ve bu potansiyelin hayata geçirilmesi, fiyat odaklı rekabetten çıkarak inovasyon, bilim, sürdürülebilirlik ve markalaşma eksenine geçebilmelerine bağlı.
Türkiye kozmetik pazarında dermokozmetik, cilt bakımı, renkli kozmetik, parfüm, doğal içerikli ürünler ve bilim temelli kişisel bakım çözümleri en hızlı büyüyen segmentler arasında yer alıyor. Tüketiciler ise artık yalnızca kaliteli ürün değil; şeffaf, sürdürülebilir ve güven veren markalar arıyor. Bu değişim geçici bir trend olmanın ötesinde, sektörün yeni rekabet anlayışını şekillendiriyor. Ülkemizde artık yalnızca üretim yapan değil, dünyada güven ve kaliteyle anılan markalar çıkarabilecek olgunluğa ulaşıldı. Bu noktada “Türk kırmızısı” gibi tarihsel ve kültürel değerlerin yeniden yorumlanarak sektöre kazandırılması, markalaşma yolculuğunda önemli bir fırsat sunuyor.
İstanbul, L’Oréal’in Küresel İnovasyon Üslerinden Biri
L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova, 2025 yılında 217 milyar TL’ye ulaşan Türkiye güzellik endüstrisinin büyüklüğünün, güçlü bir ivmeyle 2033 yılında 384 milyar TL’ye ulaşmasını öngördüklerini belirtiyor. Türkiye’nin genç ve yetkin iş gücü, coğrafi ve stratejik konumu, kozmetik sektöründe önemli avantajlar sunuyor. Bu sektörde Ar-Ge yatırımlarını artırmanın, yüksek katma değerli üretim gerçekleştirmenin ve inovasyon kapasitesini güçlendirmenin büyük önem taşıdığını vurgulayan Panayotova, L’Oréal olarak Türkiye’nin bu potansiyeline yürekten inandıklarını; grubun dünya genelindeki yedi açık inovasyon merkezinden birinin İstanbul’da olduğunu söylüyor.
Türkiye’de 40 yıldır faaliyet gösteren bir şirket olarak, bilimden ve teknolojiden aldıkları güç ve inovasyona olan inançlarıyla lider oyuncu konumunda olduklarını belirten Panayotova, Türkiye pazarında ekonomiye 40 milyar TL’lik değer kattıklarını ve L’Oréal bünyesindeki bir istihdamla 12 ek istihdam yarattıklarını ifade ediyor. Ülkemizde 27 milyon tüketicinin hayatına dokunurken, güzelliği bireysel güç aracı olarak konumlandırdıklarını ekliyor.
Ultra-Kişiselleştirme ve Sürdürülebilirlik Geleceği Şekillendiriyor
Güzellik sektöründe cilt bakımının son yıllarda en hızlı gelişen segmentlerden biri olduğunu, sırasıyla saç bakımı ve makyaj kategorilerinin takip ettiğini belirten Panayotova, gelecekte ise yapay zekâ destekli ultra-kişiselleştirilmiş dijital deneyimler ve gezegene saygılı sürdürülebilir modellerin beklediğini söylüyor. Güzellik algısı tek tipleşmeden çeşitliliğe doğru evrilirken, kendilerinin de ultra-kişiselleştirmeyi odağa aldıklarını ifade ediyor. Yapay zekâ destekli 22 dijital servisleriyle her tüketicinin kendi benzersiz ihtiyaçlarına özel çözümler sunduklarını belirten Panayotova, geleceğin güzelliğinin, herkesin kendi özgünlüğünü merkeze alan bu kişiselleştirilmiş teknolojiyle şekilleneceğine inandıklarını söylüyor.
K-Beauty Türkiye’de Ana Akıma Taşındı
K-Land Pazarlama Direktörü Hande Akbaş Bilici, son yıllarda Türkiye’de Kore kozmetiğine olan ilginin belirgin şekilde arttığını belirtiyor. Başlangıçta daha çok niş bir tüketici kitlesine hitap eden K-Beauty’nin, bugün zincir mağazalardan e-ticaret platformlarına kadar çok daha geniş bir erişime sahip olduğunu ifade ediyor. Sosyal medyanın etkisiyle tüketicilerin artık yalnızca marka değil, içerik odaklı seçim yaptığını; bunun da Kore kozmetiğinin yenilikçi formüllerini ve bilimsel yaklaşımını daha görünür hale getirdiğini söylüyor.
Kore kozmetiğini diğerlerinden farklı kılan en önemli unsurun ise cilt bakımını yalnızca estetik değil, uzun vadeli cilt sağlığının bir parçası olarak ele alması olduğunu vurguluyor. Bariyer onarımını destekleyen formüller, ileri biyoteknolojik içerikler ve tüketici ihtiyaçlarına çok hızlı cevap verebilen Ar-Ge yapısı sektörün en güçlü yönleri arasında yer alıyor. Bunun yanında Kore markaları, yüksek teknolojiyle geliştirilen içerikleri ulaşılabilir fiyatlarla sunarak inovasyonu daha geniş kitlelerle buluşturmayı başarıyor.
Türkiye’de tüketicilerden gelen en yüksek talebin hâlâ cilt bakımında yoğunlaştığını belirten Bilici, özellikle güneş koruyucular, serumlar, tonikler, temizleyiciler ve kağıt maskelerin öne çıktığını; Centella Asiatica, PDRN, niasinamid, peptitler ve seramid gibi içeriklere sahip ürünlerin yoğun ilgi gördüğünü söylüyor. Son dönemde saç ve saç derisi bakımı ürünlerinin de hızla yükselen kategoriler arasında olduğunu gözlemliyor.
2026’nın Odağı: Skin Longevity
2026’da K-Beauty’nin odağında “skin longevity” (cilt uzun ömürlülüğü), yani cildin uzun vadeli sağlığını korumaya yönelik bakım anlayışının olacağını belirten Bilici, NMN, PDRN, eksozomlar, peptitler gibi içeriklerin daha fazla ürün grubunda karşılarına çıkarken; cilt bariyerini güçlendiren, çok amaçlı ve sade rutinler sunan formüllerin önemini artıracağını ifade ediyor. Bunun yanında saç derisi bakımı, gece bakım maskeleri ve klinik ilhamlı ev tipi bakım çözümlerinin de önümüzdeki dönemin en güçlü yükselen kategorileri arasında yer almasını bekliyor.
Türkiye Kozmetikte Net İhracatçı Konumunda
Pastel Kozmetik Yönetim Kurulu Eş Başkanı Jenia Pinto, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve uluslararası kalite standartlarıyla kozmetikte önemli bir ihracat oyuncusu olduğunu belirtiyor. Lojistik kolaylık ve kültürel yakınlığıyla özellikle Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Avrupa gibi yakın pazarlarda güçlü bir varlık gösterirken, hammadde ve doğal içerikler alanındaki yetkinliğinin de rekabet avantajı sağladığını ifade ediyor. İKMİB’e göre Türkiye’nin 2024 yılında kozmetik ürünlerinde yaklaşık 3 milyar dolarlık ihracata ulaştığını ve net ihracatçı konumunda olduğunu belirten Pinto, katma değerli üretim ve güçlü markalaşma yatırımlarıyla kozmetik sektörünün Türkiye ekonomisinin stratejik ihracat alanlarından biri olacağına inandıklarını söylüyor. Pastel olarak, 38 yıllık yerli üretim deneyimleriyle bugün yaklaşık 48 ülkede tüketiciyle buluştuklarını; ihracattan ise cirolarının yaklaşık yüzde 15’ini elde ettiklerini ekliyor.
Tüketicinin Yüzde 76’sı İçerik Bilgisine Önem Veriyor
Türkiye kozmetik pazarının bugün esas olarak cilt bakımı, saç bakımı, makyaj ve parfüm kategorilerinde büyüdüğünü belirten Pinto, özellikle pandeminin ardından cilt ve saç bakımı kategorilerinin tüketici için önem kazandığını; tüketicinin daha bilinçli, içerik odaklı ve fayda arayan bir noktaya geldiğini ifade ediyor. NielsenIQ verilerine dayanan 2026 Türkiye araştırmasında tüketicilerin yüzde 76’sının kişisel bakım alışverişinde içerik bilgisine önem verdiğini söylediğini belirten Pinto, dermatolojik olarak test edilmiş formüller, vegan içerikler, hayvanlar üzerinde test edilmeyen ürünler ve şeffaf içerik iletişiminin tüketici için önemli başlıklar arasında yer aldığını aktarıyor. Pazara çok sayıda ürünün girdiği bu dönemde kategoriden bağımsız olarak en belirleyici unsurun tüketicinin güvenini kazanmak olduğunu düşündüklerini söylüyor.
Sosyal medyanın da ürün keşfini hızlandıran çok güçlü bir kanal olduğunu belirten Pinto, 2026’da 142 binden fazla güzellik tüketicisinin katıldığı bir ankette müşteri yorumlarının satın alma üzerindeki etkisinin yüzde 42, influencer ve ünlü içeriklerinin etkisinin yüzde 41 olarak ölçüldüğünü ifade ediyor. Bu anlamda sosyal medya ve influencer pazarlamasının ilk satın almayı yaratabildiğini; ancak kötü ürünü uzun süre yaşatamadığını vurguluyor.
Dermokozmetik Yükselişini Sürdürüyor
Cosmed Cosmeceutials Kurucu ve CEO’su Deren Öztürk Mataracı, global kozmetik pazarına bakıldığında son yıllardaki en dikkat çekici değişimlerden birinin dermokozmetik kategorisinin yükselişi olduğunu belirtiyor. Bu yükselişin aslında tüketicinin güzellik ve cilt bakımına bakışındaki çok daha büyük bir dönüşümün sonucu olduğunu ifade ediyor. Artık tüketicinin yalnızca daha güzel görünen bir cilt değil, daha sağlıklı bir cilt istediğini; kullandığı ürünün içeriğini, hangi aktifleri barındırdığını, ne işe yaradığını ve etkinliğini sorguladığını söylüyor. Bu değişimin Cosmed açısından kendilerini özellikle heyecanlandırdığını belirten Mataracı, çünkü cilt sağlığını merkeze alan, bilimsel temelli ve sonuç odaklı ürünler geliştirmenin kendileri için yeni bir trend değil; markalarının en başından beri DNA’sında olan bir yaklaşım olduğunu vurguluyor.
Dermokozmetiğin geleceğinin yalnızca “klinik” olmakta değil, bilimin gücünü iyi bir kozmetik deneyimle birleştirmekte olduğuna inandığını belirten Mataracı, bu nedenle global pazardaki dönüşümü Cosmed açısından büyük bir fırsat olarak gördüklerini ifade ediyor. Çünkü bugün dünyanın, kendilerinin uzun zamandır konuştuğu yere doğru geldiğini söylüyor: Daha bilinçli tüketim, daha fazla şeffaflık, bilimsel olarak güçlü formülasyonlar ve her şeyden önce sağlıklı cilt. Global büyüme yolculuklarında da Cosmed’i bu yeni nesil dermokozmetik anlayışının güçlü oyuncularından biri haline getirmenin en önemli hedeflerinden biri olduğunu ekliyor.
Türk Kozmetiğinin Küresel Payı Artacak
Beauty&More Kurucu ve CEO’su Nilüfer Şener, kozmetik sektörünün artık yalnızca güzellik odaklı bir sektör olmadığını; sağlık, bilim, sürdürülebilirlik ve teknolojiyle iç içe geçmiş stratejik bir tüketim alanına dönüştüğünü belirtiyor. Beauty & More markalarında bu değişimi çok net gözlemlediklerini ifade ediyor. Diğer taraftan, fmcgstore.com üzerinden 80’in üzerinde ülkeye ihracat yapan bir şirket olarak küresel pazarda çok farklı bir dönüşüme de tanıklık ettiklerini söylüyor. Artık tek tip ürün üretip tüm dünyaya sunmanın mümkün olmadığını belirten Şener, her pazarın farklı regülasyonları, tüketim alışkanlıkları ve beklentileri bulunduğunu ifade ediyor.
Avrupa’da sürdürülebilirlik ve çevresel etkiler öne çıkarken, Afrika ve Orta Asya’da ise fiyat-performans dengesinin belirleyici olduğunu aktarıyor. Başarılı olabilmek için ürün geliştirmeden pazarlamaya kadar tüm süreçlerin lokal ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bunun yanında dijitalleşmenin sektörün dinamiklerini tamamen değiştirdiğini belirten Şener, sosyal medya, içerik üreticileri ve e-ticaretin artık yalnızca satış kanalları değil; tüketicinin ürünü keşfettiği, değerlendirdiği ve satın alma kararını verdiği ekosistemin merkezinde yer aldığını söylüyor.
Global ölçekte e-ticaretin, fiziksel mağazalara göre çok daha hızlı büyümeye devam ettiğini ve kozmetik sektörünün büyümesini önemli ölçüde desteklediğini ekliyor. Önümüzdeki dönemde rekabetin; marka hikâyesi, tüketici deneyimi, sürdürülebilir üretim, dijital görünürlük ve uluslararası erişim üzerinden şekilleneceğini düşündüğünü belirten Şener, Türkiye’nin bu noktada önemli bir avantaja sahip olduğunu söylüyor. Güçlü üretim altyapıları, kaliteli üretim standartları ve ihracat kabiliyetleri sayesinde Türk kozmetik sektörünün küresel pazardaki payının önümüzdeki yıllarda daha da artacağına inandığını ifade ediyor.
Nitelikli Teknik Personel Açığı Büyüyor
Hoito Kurucu Ortağı Kübra Korkmaz, Türkiye’de kozmetik sektöründe özellikle nitelikli ve tecrübeli teknik personel bulma konusunda zorluk yaşandığını belirtiyor. Ancak mevcut durumu genel bir “eleman bulunamıyor” sorunu olarak değerlendirmekten ziyade, belirli pozisyonlar için doğru deneyim ve yetkinliklere sahip adaylara ulaşmanın zorlaştığını söylemenin daha doğru olacağını ifade ediyor. Özellikle kalite kontrol, kalite güvence, üretim sorumlusu/ustabaşı ve üretim elemanı pozisyonlarında çalışan ihtiyacının öne çıktığını belirtiyor.
Kişiselleştirilmiş Kozmetikte Talep Patlaması Bekleniyor
Auran Kozmetik CEO’su Abdullah Karataş, tüketicinin artık yalnızca iyi bir ürün satın almak istemediğini belirtiyor. Kendisiyle bağ kuran, ulaşılabilir fiyatlarla nitelikli bir deneyim sunan ve güçlü bir marka hikâyesine sahip ürünleri tercih ettiğini söylüyor. Bu nedenle erişilebilir lüks anlayışını benimseyen, yenilikleri hızlı biçimde ürünlerine yansıtabilen ancak marka kimliğinden ödün vermeyen şirketlerin öne çıkacağını düşündüklerini ifade ediyor. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda, tüketicinin kendi tercihlerine göre şekillendirebildiği kişiselleştirilmiş kozmetik ürünlerine olan talebin hızla büyüyeceğini öngördüklerini belirtiyor.
Özellikle kişinin kendi koku notalarını seçebildiği, kendine özgü kombinasyonlar oluşturabildiği ve ambalajından ismine kadar farklı detayları kişiselleştirebildiği ürünlerin daha fazla ilgi göreceğini söylüyor. Kişiye özel kokular ve bireysel beklentilere göre hazırlanan kozmetik ürünlerinin, önümüzdeki dönemin en güçlü büyüme alanlarından biri olacağına inandıklarını ifade ediyor. Gelecek dönemin kazananlarının ise değişen beklentileri, yaşam biçimlerini ve kullanım alışkanlıklarını doğru okuyabilen markalar olacağını vurguluyor.
Auran Kozmetik olarak kokunun kişinin kendisini ifade etme biçimlerinden biri olduğuna inandıklarını belirten Karataş, farklı yaşam tarzlarına ve kullanım anlarına dokunan, tasarımı ve kokusuyla deneyim sunan ürünler geliştirdiklerini söylüyor. Çalışanlarının yüzde 85’inden fazlasının kadınlardan oluşmasının da kendileri için önemli bir değer olduğunu ekliyor. Yenilikçi ürün kategorilerine yatırım yapmayı, üretim güçlerini artırmayı ve Türkiye’den doğan güçlü bir kozmetik markası olarak hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlarda etkilerini artırmayı hedeflediklerini belirtiyor.
Yerli Markalar İç Piyasada Öne Geçiyor
Luv It Firma Ortağı ve Genel Müdürü Sinem Malakoğlu, 2021 yılında kurulan yerli bir firma olduklarını belirtiyor. Yolculuklarına üç ürünle başladıklarını, şu anda 24 ürünle devam ettiklerini söylüyor. Cilt bakımının baştan sona tamamlanabileceği tüm ürünleri ürettiklerini ifade ediyor. Tonikler, serumlar, cilt temizleme ürünleri, yüz yıkama jelleri, yağlar ve daha fazlasının mevcut olduğunu belirtiyor. İhracatı da yaptıklarını; Ortadoğu ülkeleri, Almanya ve Rusya’da distribütörleri bulunduğunu söylüyor. Türkiye’de ise sadece çevrimiçi satışları ile Gratis mağazalarında satışlarının mevcut olduğunu ekliyor.
Reklamlarla, özellikle UGC videoları (kullanıcı içerikleri ile oluşturulan reklamlar) ve influencer reklamlarıyla çok çalıştıkları için markalarının bilinirliğinin daha da arttığını belirtiyor. Bir de Kore kozmetiklerinde ürünler biraz daha pahalı olduğu için şu anda kendi ürünlerinin daha çok tercih edildiğini söylüyor. Yani şu anda Türk markalarının ürünlerinin daha revaçta olduğunu ifade ediyor. Türkiye’de aslında çok büyük bir pazar olduğunu; özellikle son 5-6 yıllık süreçte birçok Türk markasının ortaya çıktığını ve bu markaların ürünlerinin de gayet başarılı olduğunu vurguluyor. Hatta Kore kozmetiğine ihtiyaç duymadıklarını bile söyleyebileceğini belirtiyor.







