Anasayfa / Makaleler / Sosyal Ağlardan Tüketime Darbe: Paylaşım Çağı

Sosyal Ağlardan Tüketime Darbe: Paylaşım Çağı




Sosyal Ağlardan Tüketime Darbe: Paylaşım Çağı, Paylaşım Ekonomisi, Ortak Kullanım Hareketi, Sosyal Ağlar, Paylaşım, İnternet Çağının İdeolojisidir, Paylaşımcı Topluluk Ruhu, Tüketim Zihniyeti

İhtiyaç duyduğumuzda evimizde eksik olduğunu fark ettiğimiz bir yiyeceği yan komşumuzdan istemek yerine markete gidip satın almayı tercih ettiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Kim bilir, belki kullanmadığımız bir kıyafeti arkadaşımıza verirken karşılığında para almayı hayal ediyor ama dil-lendiremiyor olabiliriz. Para, satın almak, satmak o kadar yaşamımızın merkezinde ki, farklı şekilde yaşamayı hayal bile edemiyoruz. Ancak dünyanın çeşitli yerlerinde “paranın, tek kullanımlık eşyaların, daima en yeni olanın, eşyanın tek sahibi olmanın” geçerliliğine karşı yükselen ve yeni değerlerin habercisi olan bir hareket var: Paylaşım Ekonomisi veya Ortak Kullanım Hareketi.

Sosyal ağlar özellikle son 10 yılda, iletişim şeklimizi ve sosyal yaşantımızı büyük ölçüde değiştirirken, aslında hayatımıza çok temel bir davranışı yeniden soktu: Paylaşım. Gündelik yaşamında mülkiyetçi ve bireysel yaşam tarzını sürdüren kitleler, sosyal ağlara doluştuklarında, hangi topluluklara ait olduklarının sınırlarını çizdiler ve fikirlerini, duygularını, orada burada rastladıkları başkalarına ait olanları heyecanla paylaşmaya başladılar. Kiminle? Toplumsal yaşamdan giderek uzaklaşmış olan bir diğer oluşum ile: Topluluk. Paylaşım ve topluluk, insanoğlunun başlangıcından beri süregelen, sosyal yaşamın barış ve güven içinde sürdürülmesini sağlayan iki önemli unsur. Bu sebeple, insanların dönüp dolaşıp, zaten kendileri için en yararlı ve doğal olana geri dönmeleri şaşırtıcı değil. Ancak bu geri dönüş, eskiye dönmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, teknolojiyle birleştirilmiş, daha gelişkin, daha fazla bilgi içeren bir paylaşım ve topluluk inşasıdır söz konusu olan.

Paylaşım, “Internet Çağı”nın ideolojisidir. ‘Herşeyi kendime saklayacağım’ diyen bir internet kullanıcısı düşünülemez. Bu sebeple paylaşım, yeni türlerini kısa sürede internet dünyasında göstermeye başladı. Önce birbirinden bağımsız ve iş fikri olarak gelişen araba paylaşım ve kiralama siteleri, eBay gibi ikinci el eşya satışı vb web siteleri kurulmaya başladı. Belli başlı birkaç alanda boy gösteren bu tür siteler, giderek çoğalmaya, daha yaratıcı içeriklere ve daha parasız platformlara dönüşmeye başladılar. 2010 yılında, Rachel Botsman, Roo Rogers’la beraber “What’s Mine is Yours” (Benim olan Şenindir) kitabını yazarak, mal, hizmet ve alanların paylaşımına, ortak kullanımına, kiralanmasına veya ödünç verilmesine olanak tanıyan tüm web sitelerini kategorize ederek, toplu bir hareket olarak tanımladı. Böylece enformasyon paylaşımının ötesine geçip fiziksel paylaşıma imkan veren ve destekleyen web siteleri “Ortak Kullanım Ağları” (Collaborative Consumption Networks) olarak adlandırılmış oldu.



Ortak kullanım ağlarının en temel özelliği sahip olma değil erişim ve kullanım prensibine dayanmasıdır. Eşyanın kullanımı ve ihtiyacı karşılaması, ona sonsuza dek sahip olmaktan daha değerlidir. Bu değeri ortaya koyan erişim ve kullanımın, satın alıp tüketmeye baskın gelen yararlardır. Ortak kullanım ağlarının temelinde, paylaşımda bulunacak insan topluluğu ve paylaşılacak olan eşya veya hizmetler yatar. Araba paylaşımında olduğu gibi, bir şirkete ya da kişiye ait bir eşyanın dönüşümlü kullanılması, kişilerin kendi eşyalarını ödünç vermesi, bahçeleri veya park alanları gibi boş kapasiteye sahip herşeyi başkalarıyla, bir sosyal ağ üzerinden paralı ya da parasız paylaşmak ortak kullanıma girer. Tüketime baskın tarafları, tasarruf sağlaması, israfı azaltması, sürdürülebilir olması, çeşit çokluğu (tüketimde paran kadar sahip olursun, bu sebeple paylaşımda seçenek daha fazladır), eşyaların ve yeteneklerin değerinin artması ve en önemlisi topluluğa ait olma, sosyalleşme ve insanlararası güveni olumlu yönde beslemesidir.

insanlarla yüzyüze görüşmeyi gerektiren ve eşyaların başkaları tarafından kullanımına izin veren bu sistemlerin kafalarda en çok soru işareti bıraktığı konu güvendir. Yabancıya güvenmek başlangıçta kulağa korkunç da gelse de, bu tür sosyal ağlarda suç oranının düşük olduğunu belirtmek gerekir. Bunun sebebi, sanal dünyada kişisel ünün çok önemli olmasındandır. Sosyal ağlarda paylaşım yaparken tercih edilmek, ciddiye alınmak için, güven vermesi açısından kendimizi iyi tanıtmamız gerekmektedir. Ortak kullanım ağlarının çoğunda hiyerarşik bir denetleme sistemi yoktur. Geri besleme olarak, daha çok oylama ve yorum yapma seçeneği vardır. Bu durum topluluğun, dürüstlüğü kendi kendine sağlamasına sebep olur. Bir nevi mahalle baskısı şeklinde, olumsuz davranışlarda bulunan kişiler, topluluk içinde deşifre olur ve dışlanır. Dolayısıyla insanlar, kendileri güvenle karşılaşabilmek için, empati kurmaya zorlanmış olurlar ve dürüst davranırlar. Yoksa çıkarlarının tamamını kaybetme tehlikesi oluşur.

Botsman, ilk ortak kullanım ağlarım incelemeye başladıklarında 50 tane bildiklerini ancak dokuz ay sonra sayılarının bin 500’ün üzerinde olduğunu fark ettiklerini ifade ediyor. Giderek yayılan bu hareket, markaların da tüketicilerine ulaşma şeklini değiştirecektir. Son yıllarda sosyal paylaşım ağlarının gelişimiyle beraber tüketiciler pasiflikten syırılıp üretim ve pazarlama sürecine daha fazla katılmaya başlamışlardır. Aynı zamanda sosyal ağların erişim ve yayılım gücü sayesinde tüketiciler hoşnut olmadıkları durumlarda, firma üzerine daha fazla baskı uygulayabilmektedirler. Bu sebeple marka aracılığıyla deneyim yaşamak ve üretim sürecine katılıp söz sahibi olmak giderek yaygın hale geldi.

Şimdi markaların bu yeni akımın, ürüne sahip olma yerine “erişim ve kullanım” prensibine göre kendilerini tekrar uyumlandırmaları gerekecektir. Çünkü alternatifler giderek çoğalmaya başladı. Tek başına erişim fikri de yetersiz kalabilir, ürün ve markanın sosyal bir amaçla var olduğunu ortaya koyması ve bu doğrultuda kendi topluluğunu oluşturması gerekir. Çünkü sosyal ağların yeni aşaması, insanları interneti kullanarak yüz-yüze görüşebilmesi için teşvik etmekte ve bu sosyal etkileşim ileride insanların daha güçlü şekilde bir araya gelip yaratıcı ve üretken çözümler üretmesini sağlayacaktır.

Bundan sonra markaların, özgür birey fikri yerine paylaşımcı topluluk ruhunu ve birlikteliği vurgulamasını görebiliriz. Çünkü kendi amaç ve değerleri doğrultusunda üretici güç oluşturacak gruplara sahip komünal bir çağın eşiğindeyiz. Bu sosyal etkileşimin yaratacağı motivasyonlar, insanın en doğal sosyal ihtiyaçlarını içerdiğinden, bireyin mutluluğunu temel alan tüketim zihniyeti rekabette giderek güçsüz hale gelebilir. Buna karşılık adaptasyonunu iyi yapan, yenilikten korkmayan, insanları paylaşım ve üretkenliğe teşvik edecek olan, topluluğa dayalı paylaşım zihniyeti ile hareket eden, ortak kullanım hareketinde kendisine yer bulabilir.

Aslı Tosuner





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir