Anasayfa / Makaleler / Sürdürülebilir Bir Yaşam, Sürdürülebilir Bir Kalkınma Neden İsteriz?

Sürdürülebilir Bir Yaşam, Sürdürülebilir Bir Kalkınma Neden İsteriz?




Sürdürülebilir Bir Yaşam, Sürdürülebilir Bir Kalkınma Neden İsteriz?

Aşağıdaki fotoğraf ve altında yazan yazıyı düşünüyorum da, bazen galiba insanoğlu kendini aldatmayı acı çekmeye tercih ediyor, sonradan da zamanını seçimlerinin doğru olduğuna ikna etmekle geçiriyor. Bu doğru olabilir mi?

Sürdürülebilirlik ile ilgili dünyada önemli gelişmeler oluyor. Değişimi yaratan doğanın döngüsü, insanın sesi ve en önemlisi insanoğlunun daha sağlıklı ve uzun yaşama isteği. Yani bir yerde içgüdüsel korkularının ayaklanmış olması. Citizenship, Well-Being and Sustainability: Epicurus or Aristotle?

Olaya kurumlar açısından baktığımızda bana kalırsa gelişmeler olumlu yönde olmakla birlikte henüz sürdürülebilir bir gelişmenin yaratılmasında kök hedefe yaklaşmış durumda değiliz. Çünkü henüz kökün nerede olduğunu saptayabilmiş değiliz. Oysa, sanki kökün nerede olduğu çok açık. Çok net.

Sürdürülebilir bir yaşam, sürdürülebilir bir kalkınma neden isteriz? Daha sağlıklı, daha uzun, daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürebilmek için. Bu yüzden şirketler daha şeffaf olma yolunu seçiyor. Bu yüzden slow city akımları ortaya çıkıyor. Bu yüzden organik üretim önemseniyor. Minimalist akımlar ortaya çıkar oldu. Eskiden elektriği söndürmek ev bütçesine destek için yapılırken, artık sebebi dünya kaynaklarının yok oluyor olmasıyla özdeşleştirildi. Bence bu pek işe yaramıyor, çünkü insan kendi cebini direk etkilemeyen bir sorunla ilgilenecek bilinçte olmadığı gibi statü savaşları da buna engel olmakta. Tıpkı sigara içmek gibi. Sigara paketlerinin üzerine koca puntolarla “Sigara Öldürür” yazılması ve mahvolmuş bir akciğer resminin konması dahi sigara severleri sigara içmekten alıkoyamıyor. Insanlar rasyonel düşünebilen varlıklardır argumanı pek işe yaramıyor. Rasyonel düşünebilme yetimizin olmasıyla onu uygulamaya koyabilme yetimiz arasında bir uçurum var ve bu uçurumu ortaya koyan da duygularımızın mantığımıza baskın çıkıyor olması. Stresli olduğu zaman çok yemek yiyen yada iştahı kesilenlerin sayısı stressiz zamanlarında yediği ile aynı olanlardan çok daha fazla. [10 words that save 7 trillion gallons of water] ve [How marketing agencies get sustainability communications wrong



Bir diğer taraftan dünya nüfusu Kasım 2011 itibarıyla 7 milyarı buldu. 2020 itibarıyla 7.6 milyarı bulması bekleniyor.

Bunca nufus artışı, orta sınıfın yükselişi, gelirlerin artması, bu artışla birlikte daha iyi imkanlara sahip olma isteği… ilginç bir döneme yaklaştığımızı gösteriyor.

Insan doğası. 5 incentives that create sustainable behaviour

Daha iyi imkanlara sahip olmak isteği.

Bundan da öte bitmek tükenmek bilmeyen karşılaştırma ihtiyacımız… Özellikle de kendimize yakın olan, benzer yaşlarda olduğumuz, benzer pozisyonları tuttuğumuz kişilerle kendimizi karşılaştırıp, onlardan daha iyi olup olmadığımız kıstasını yapma ihtiyacımız…Bizleri güdüleyen etkenlerin başında geldiği bir gerçek.

Kök nerede diye soracak olursanız, kök insanın ve doğanın kendisinde.

Bulunduğunuz pozisyonda, geldiğiniz noktada önce insan olduğunuzu unuttuğunuz dönemler oluyor mu?

Kendi başarılarınızı öne çıkartabilmek için diğerlerinin başarılarını yok saydığınız anlar oluyor mu?

Patronları eleştirirken, işten kaytardığınız zamanları kendi içinizde muhakemesini ettiğiniz günler oluyor mu?

Büyük şirketlerin 10 milyon dolar deprem bölgelerine bağışta bulunmasına burun kıvırdığınız, daha fazlasını yapmalarını talep ettiğiniz ama kendi desteğinizin yeterli olup olmadığını sorguladığınız saatler oluyor mu?

Hep birilerini düzeltmeye, değiştirmeye, eğitmeye gayret gösterdiğiniz ama diğerleri sizi düzeltmeye ya da değiştirmeye kalktığında tepeniz atıyor mu?

Sürdürülebilir gelişme bu gelgitler arasında gider gelir işte. Game Theory and Human Behavior: Challenges in Security and Sustainability

İnsan önce kendi davranışına, tutumuna, önyargılarına, düşünce sistemine, kendini ve başkalarını anlayış biçimine ve algılarının farkına varmaya odaklansa ne olur? Belki daha az eleştiri, daha az rekabet, daha fazla birlikte hareket, daha fazla güven, daha fazla anlayış, daha fazla dayanışma olur. Belki de zaman zaman kendi içine dönmeyi, özünü bulmayı temel almalı insan. Kendimiz, çocuklarımız ve geleceğimiz için doğru adımları bugünden atabilmemizi sağlamak için… [Human Behavior, Social Animal

Bu alanlarda her ne kadar başarılı olursak olalım, doğa kanunları her daim küçük balık büyük balık ya da hızlı balık hikayesini bize bir şekilde hatırlatıyor olacak. Hızı ve gücü daha yaşanılabilir bir hayatımız olması adına kullanabilmemiz ümidiyle…Today’s flourishing enterprises should focus on wellbeing rather than growth

Yazan : Fatmanur Erdogan : kariyeryolculugu.com






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir