Makaleler

Tersine Beyin Göçü Son Hız Devam Ediyor

BİLGİ ekonomisine geçişle beraber üniversitelerin misyonu da değişmeye başladı. Üniversiteler teorik araştırma yapan kurumlar olmaktan çıkarak, sanayinin ve diğer ekonomik aktörlerin ihtiyaçlarına yönelik bilgi üreten arayüzleri himaye eden mekanizmalar haline dönüşmeye başladı.



Teknoloji Transfer Ofisleri, yani kısaca TTO’lar nedir, ne işe yarar?

Hepimiz biliyoruz ki Türkiye için kalkınmanın başat yollarından biri üniversite-sanayi işbirliğini geliştirecek arayüzlerin artırılmasını ve güçlendirilmesini sağlamak. Çünkü yüksek teknolojiye sahip ürünler geliştirebilmek için nitelikli bilgiye ve insan kaynağına ihtiyaç var. Bu noktada en dikkat çeken kurumlar, sanayi ile akademi arasında üstlendikleri arayüz göreviyle Teknoloji Transfer Ofisleri’, yani kısaca TTO’lar.

TTO NEDİR, NE YAPAR?

Ürün DİRİER ; TTO nedir, ne işe yarar? Kısaca kavramı tanımaya çalışalım. ABD’de başlayıp yaygınlaşan üniversiteden sanayiye “teknoloji transferi” kavramı, temel olarak kamu tarafından fonlanan temel araştırma çıktılarının, teknolojik olarak olgunlaştırılması ve ekonomik değere dönüştürülmesi süreçlerini kapsıyor.

Üniversitelerdeki araştırma sonuçlarının bu bakış açısıyla değerlendirilmesi, ekonomik değere dönüşme olasılığı olan buluşlara ait fikri mülkiyet haklarının korunması ve bu hakların sözleşme ile sanayiye aktarılması sonucunda gelir elde edilmesi gibi faaliyetler, bu sürecin birer parçası. Ancak bu faaliyetlerin başarılı olarak sürdürülebilmesi için alan uzmanlığı ve zamanla oluşan bir bilgi birikimi gerekiyor. Bu bağlamda, alan uzmanlığı gerektiren teknoloji transferi sürecine özgü faaliyetlerin koordinasyonunun sağlanması için üniversitelerin bünyesinde farklı bir organizasyon yapısı doğmuş ve bu organizasyonlar ‘Teknoloji Transfer Ofisi’ (TTO) olarak adlandırılmış durumda.

Üniversitelerde yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan buluşlar üzerinde üniversitenin de hak sahibi olmasını sağlayan ve 1980 yılında yürürlüğe giren Bayh-Dole Yasası ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde üniversiteler tarafından tescil edilen patent sayılarında hızlı bir artış oldu ve buna bağlı olarak üniversite bünyesindeki patent portföyünün ticarileştirilmesi amacıyla teknoloji transfer ofislerinin sayısı da arttı. Farklı ülkeler Bayh-Dole Yasası’na benzeyen düzenlemelerle üniversitelerin teknoloji transferi süreçlerinde daha etkin rol almasını sağlama yoluna gittiler.

Türkiye için başarılı bir örnek niteliğinde olan Üniversite-Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri Programı (ÜSAMP) ise TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından 1996 yılında kabul edilerek uygulamaya geçti. Türkiye’nin TTO kavramıyla ilk tanışması ise 2011 yılında başlıyor. İlk TTO’lar 2013 yılında kuruldu. Bugün neredeyse her üniversitenin bünyesinde bir TTO bulunuyor. Türkiye’de TÜBİTAK destekli 62 TTO bulunmakla beraber, toplam TTO sayısı 200’e yakın.

Tersine Beyin Göçü
Tersine Beyin Göçü Son Hız Devam Ediyor

KRİTİK ÖNEME SAHİP

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK), araştırmacıların ekonomik katma değer yaratma süreçlerine katılması ve akademik girişimciliğin tetiklenmesi adına ITO’ların kurulması ve desteklenmesi görevini 2011’de TÜBİTAK’a verdi. BTYK’nın aldığı karara istinaden oluşturulan 1513 kodlu “Teknoloji Transfer Ofisleri Destekleme Programı”, TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından kabul edilerek 2012 yılında yürürlüğe girdi.

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Haşan Mandal’ın aktardığı bilgilere göre, bu program çerçevesinde açılan dört çağ-rı ile 30 üniversitenin TTO’ları destekleniyor. “Yenilik ve Girişimcilik Alanlarında Kapasite Artırılmasına Yönelik Destek Programı” çerçevesinde ise TTO’ların kurulması ve desteklenmesi amacıyla beş çağrı açıldı ve 37 proje desteklendi. TTO kapasitesinin geliştirilmesine yönelik desteklerin yanı sıra TTO’ların iş süreçlerinin desteklendiği modeller de hayata geçiriliyor.

“Patent Tabanlı Teknoloji Transferi Destekleme Çağrısı”, teknoloji sağlayıcıların araştırma, teknoloji geliştirme ve yenilik projeleri sonucunda ortaya çıkan patentli teknolojilerin lisanslama veya devir yolu ile müşteri kuruluşlara aktarılmasını hedefliyor. 14 Mayıs 2020 tarihinde açılan Çağrı’ya 20 proje başvurusu alındı. Patent Tabanlı Teknoloji Transferi Destekleme Çağrısı’nda, üniversiteler, araştırma altyapıları, teknoloji geliştirme bölgesi şirketleri ve teknoloji transfer ofisleri “teknoloji sağlayıcı” olarak adlandırılmış. Teknoloji sağlayıcılarının patentli teknolojilerini edinerek ekonomik değer yaratmayı hedefleyen Türkiye’de yerleşik sermaye şirketleri ise müşteri olarak projeye dâhil oluyor. 30 milyon TL bütçe ile açılan çağrıya sunulan projelerin değerlendirilmesi devam ediyor.

Üniversite-sanayi işbirliğini gerektiren çalışmaların etkin biçimde yürütülmesinde TTO’ların kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Mandal, şunları aktarıyor: “TÜBİTAK tarafından 2018 yılında çağrısına çıkılan Tech-InvesTR Girişim Sermayesi Destekleme Programı, KOBİ ölçeğindeki ki erken aşama teknoloji şirketlerinin Ar-Ge sonucu ortaya çıkan ürün ve teknolojilerini, girişim sermayesi fonları aracılığıyla ticarileştirmesine katkı sağlıyor. TTO’lar bu program kapsamında kurulan fonlara yatırımcı olarak katılabiliyor.”

DOKTORALI ARAŞTIRMACI İSTİHDAMI

Yine TÜBİTAK tarafından ülkemizin 2023 yılı hedefleri kapsamında sanayide ihtiyaç duyulan doktora derecesine sahip nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi, sanayide doktoralı araştırmacı istihdamının teşvik edilmesi amacıyla “Sanayi Doktora Programı”nı başlattıklarını aktaran Prof. Dr. Mandal, “Bu kapsamda doktora öğrencilerine burs ve sanayi kuruluşlarına istihdam desteği verilmekte. Bu sayede teknolojik dönüşümün sağlanması için kritik önem arz eden insan kaynağının nicelik ve nitelik olarak iyileştirilmesi hedefleniyor” diyor.

Bu program ile doktora öğrencilerine burs, proje yöneticisi ve akademik tez danışmanlarına proje teşvik ikramiyesi, sanayi kuruluşlarına da istihdam desteği sağlanıyor.

2018 yılında başlatılan program ile 2 kez çağrıya çıkıldı. Bu çağrılar sonucunda 49 farklı üniversite ve 210 farklı sanayi kuruluşu ile 308 işbirliği projesi desteklenmeye hak kazandı. Bu projeler neticesinde sanayimizin ihtiyaçları doğrultusunda 1162 doktora öğrencisi yetiştirileceğini ifade eden Prof. Dr. Mandal, AB fonlarıyla yapılan araştırma projeleri konusunda da şu bilgileri veriyor: “Ülkemiz, Avrupa Birliği’nin araştırma ve yenilik programı olan Ufuk2020’ye 2014 yılından beri asosiye ülke statüsünde katılım sağlamakta.

2020 yılı Ekim ayı itibari ile 1100’e yakın Türk kuruluşu, Ufuk2020 Programı kapsamında finanse edilen, toplam portföyü 6.2 milyar avro olan, 750’den fazla projede yer aldı. Bu projeler vasıtası ile Türk paydaşlar 100’den fazla ülke ile işbirliği geliştirdi. Endüstri 4.0, Akıllı Şehirler, Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Enerji Verimliliği, Yenilenebilir Enerji, Yeni Nesil Bataryalar, Kişiselleştirilmiş Sağlık Çözümleri ve Doğa Temelli Çözümler alanlarındaki projeler ile ülkemizin programdaki başarı oranı yüzde 10’un üzerine çıktı. Programdan yararlanan Türk kuruluşların dağılımı ise şöyle; araştırma kuruluşlarının katılım oranı yüzde 36, özel sektörün katılım oranı yüzde 39, kamu kuruluşlarının katılım oranı yüzde 21.”

Türkiye’deki kamu ve özel sektörün teknolojik araştırma, geliştirme ve yenilik faaliyetlerine katılımını artırmak ve ilgili programdan ülkemizin maksimum düzeyde faydalanmasını sağlamak amacıyla TÜBİTAK tarafından “TÜBİTAK Uluslararası İşbirliklerini Özendirmeye Yönelik Destek ve Ödül Programları” hazırlandığı ve paydaşlara sunulduğu bilgisini de paylaşan Prof. Mandal, “Ayrıca araştırmacılarımızın çığır açan proje önerilerini Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Programı’na sunmalarını teşvik etmek amacıyla da ERC Baş Araştırmacı Geliştirme Programı yürütmekteyiz” diyor.

Buna ek olarak 2019 yılında “Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Projeleri Güçlendirme Desteği Programı” da başlatıldı. Son 3 yıl içerisinde ERC’ye sundukları ve son değerlendirme aşamasında eşik değer üzerinde puan almış ancak fonlanmamış projelerin sahipleri, ERC’ye 2 yıl içinde tekrar başvuruyu taahhüt ederek, ilgili programdan destek alarak, projelerini güçlendirip tekrar ERC’ye başvuru yapabilecekler. Bu program ile 7 ulusal lider araştırmacıya proje güçlendirme desteği verildi.

TERSİNE BEYİN GÖÇÜ

Tersine beyin göçünü sağlamak amacıyla 2010 yılında başlatılan “Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı” kapsamında bugüne kadar 452 Türk araştırmacı ülkemize döndü. Yurda dönüş seferberliği kapsamında yeni program tasarlama çalışmaları yapılmış olup, Yurda Dönüş Burs Programı, “Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı”na dönüştürüldü. Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı kapsamında Yurda Dönüş Burs Programından farklı olarak başta Türk olmak üzere yabancı uyruklu araştırmacıların da ülkemize gelmesi hedeflendi.

Bu program ile ülkemiz açısından stratejik değer taşıyan alanlarda yürütülecek projelere katkı sağlamak üzere alanlarında yaptıkları üst seviye bilimsel ve/veya teknolojik çalışmalar ile temayüz etmiş ve yurt dışında çalışma deneyimine sahip başta Türk bilim insanları olmak üzere nitelikli araştırmacıların yurtdışmdan Türkiye’ye gelmelerini teşvik etmek ve çalışmalarını Türkiye’nin önde gelen akademi, sanayi kurum ve kuruluşları veya kamu kurumlarında yürütmelerini sağlamak için destek verilmekte.

2019 yılında başlatılan program kapsamında 21 farklı ülkeden, 98’i Türk 29’u yabancı olmak üzere, alanında lider 127 bilim insanı ve araştırmacı destek kazandı. Amazon, Apple, Bosch, GE, Intel, Siemens, Volvo gibi global şirketler ile CERN, CNRS, Max Planck Institute gibi öncü araştırma kuruluşlarında çalışan araştırmacılar ile Harvard, Stanford, University of Oxford, Massachusetts of Ins-titute Technology, University of Cambridge, Columbia University gibi dünya sıralamasında ilk 25 üniversite içerisinde yer alan üniversitelerde çalışan araştırmacılar bu programla Türkiye’ye dönerek çalışmalarına başladı. Desteklenen nitelikli araştırmacıların her biri 5’er yüksek lisans/doktora öğrencisi yetiştirecek.

“Tersine beyin göçünü teşvik etmekle birlikte, beyin göçünü önlemeye yönelik olarak da yeni programlar tasarladık ve uygulamaya koyduk” diyen Prof. Dr. Mandal, şöyle devam ediyor: “Bu amaçla yurt içindeki lider araştırmacılarımız için 2020 yılında ‘Ulusal Lider Araştırmacılar Programı’nı başlattık. Programa, 108 başvuru alındı. Bu program kapsamında bilimin ve teknolojinin her alanında ülkemiz açısından çığır açıcı nitelikte gelişmeler sağlamaya yönelik hedefler içeren, alanında önemli boşlukları giderebilme ve araştırmacılara yeni bir bakış açısı kazandırabilme fırsatı sunan, önemli bir keşif ve/veya buluş yapma potansiyeli olan projelere ve bu projeleri gerçekleştirecek olan yurt içindeki bilim insanlarına destek verilmektedir.”

Yine TÜBİTAK BİDEB bünyesinde, alanında tecrübeli araştırmacıların araştırma projelerini Türkiye’nin önde gelen akademi veya sanayi kurum ve kuruluşlarında yürütmelerini desteklemek, ülkemizi tecrübeli araştırmacılar için cazibe merkezi haline getirmek, yurda dönüş yapmak isteyen nitelikli araştırmacılara destek sağlamak amacıyla

“Uluslararası Deneyimli Araştırmacı Dolaşım Programı’nın (Co-Funded Brain Circulation Scheme2)” yürütüldüğünü belirten Prof. Dr. Mandal, şunları aktarıyor: “Programdan yararlanan araştırmacılara aylık brüt 5.050 avro maaş ve 800 avro araştırma, eğitim ve ağ kurma bütçesi, ev sahibi kuruma ise aylık 130 avro kurum hissesi veriliyor. Programın toplam bütçesi ise 14 milyon avro. Bu bütçenin yüzde 45’i Avrupa Komisyonu’nca karşılanıyor. Bu program ile tersine beyin göçü ve uluslararası araştırmacı dolaşımının sağlanması hedefleniyor.”

“PARADİGMA DEĞİŞİMİ GEREKLİ”

Sanayimizin büyük bölümünün bilgiyi içselleştirme kapasitesinin düşük olduğuna belirten Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri Platformu ÜSİMP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. A. Hamit Serbest’e göre, işletmeler kendi değer zincirlerindeki her halkanın önemini kavramak ve tek tek analiz ederek öncelik sırasına göre iyileştirmeler yapmak zorunda.

Ancak işletmelerin bu tip çalışmaları tek başlarına yapamayacağını belirten Serbest, “İşletmenin kendince acil 1prof°r bir sorunu için üniversiteden destek almayı kabullenmesi, kaza geçiren kişinin hastanenin acil servisine gitmesine benzer. Tekrar kaza geçirene kadar da hastaneye bir daha gitmezler. Olması gereken, üniversitenin ürettiği bilginin sanayiye sürekli akışı olması, sanayinin bu bilgiyi içselleştirebilmesi ve teknolojiye dönüştürerek katma değerli üretim yapabilmesidir” diyor.

Bugüne kadar uygulanagelen destek mekanizmalarıyla değişim sağlamanın mümkün olmadığına işaret eden Serbest’e göre, bir paradigma değişimine ihtiyaç var. Yetkin bireylerle sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak, sorunlarına çözüm oluşturmak yerine yetkin bireyleri bünyesinde barındıran ‘yetkin arayüzler’ ile bu hizmeti vermek gerek. Firmalara verilecek hizmetlerin belirlenmesinde yardımcı olmak üzere ÜSİMP İnovasyon Karnesi olarak adlandırılan bir öz değerlendirme aracı geliştirildiği bilgisini de veren Serbest, şunları aktarıyor:

“Arayüzlerdeki elemanların niteliklerinin yükseltilmesi için RTTP (Registered Technology Professional) unvanına yönelik eğitimler verilmekte. ÜSİMP, ATTP (Alliance for Technology Transfer Professionals) kurumunun dünyadaki 9 üyesinden biri olarak bu eğitimleri verme hakkını kazanmıştır.

Ayrıca, eğitim materyallerinin İngilizce olarak hazırlandığını ama derslerin Türkçe verildiğini belirtmek gerekir. Bu konuda ulusal akreditasyon süreci de yürütülüyor. Mesleki Yeterlilik Kurumu ile imzalanan protokol kapsamında Teknoloji Transfer Uzmanlığı için Ulusal Meslek Standardı tanımlandı. 2018’de yürürlüğe girdi.” ÜSİMP olarak İstanbul Kalkınma Ajansı desteğiyle ‘Yenilikçi Arayüz Yapılar Platformu’ projesine başladıkları bilgisini veren Serbest’in aktardıklarına göre atntt. serbest projenin amacı, üniversitelerin farklı yapılardaki sanayi şemsiye kuruluşları ile araştırma kurum ve kuruluşlarının yenilikçi arayüzlere kavuşmasını sağlamak.

“SORUN, ARZ TEMELLİ DESTEKLER”

Üniversite-sanayi işbirliğini esas alan Ar-Ge desteklerinin çeşitliliği açısından Türkiye’nin bir cennet olduğunu düşünen Serbest, “Destek miktarları gelişmiş ülkelerdeki benzerlerine kıyasla daha küçük boyutlarda olabilir ama hemen her konuda destek var. Ancak mevcut destek sisteminin iki temel sorunu var, koordinasyonsuzluk ve sadece arz temelli olmaları. Koordinasyonsuzluk gerçekte destek programlarının yürütücüsü konumundaki kamu kurumlan arasında var. Sanayicinin birbirine benzeyen, hatta çakışan destek programlarını ayrıştırabilmesi ve ihtiyacını karşılayacak olanı seçebilmesi çok zor” diyor. Sanayiye sunulan kamu desteklerinin en azından bir bölümünün talep odaklı olması gerektiğine de işaret eden Serbest, sözlerini şöyle sürdürüyor:



“Sanayinin kendisine her sunulan destek programını anında benimseyip yararlanması beklenmemeli. Sanayinin talebi dikkate alınmadan sunulan bu destekler yeni bir hizmet sektörü doğurdu, proje yazım bürolarını. Sanayicilere bu destekleri ek bir kaynak olarak sunan bu bürolar, destek mekanizmasının amacına uymayan veya sanayicinin işine yaramayacak iş kalemlerini içeren projeler hazırlamakta ve proje destek miktarı üzerinden de komisyon almaktalar.

Bu sistemin içinde öğretim üyeleri, mühendisler, maliye uzmanları gibi değişik meslek gruplarından insanlar bulunuyor, öğretim üyeleri proje kapsamında akademik danışman olarak da görevlendirilebiliyor. Projeler yazılıyor, destekler alınıyor, iş bitiyor ve herkes gittiğinde firma tek başına kalıyor. Sonuç, kocaman bir sıfır. Desteklerin etki analizinin yapılmıyor olması da en önemli eksiklerimizden biri.”

“AMAÇ HİBE DEĞERLENDİRMEK DEĞİL”

Sanayi ile üniversitenin kuruluş amaçları, misyonları, iş yapış şekilleri, başarı kriterleri, yönetsel ve operasyonel yapıları birbirinden çok farklı görünse de uygulamalı araştırmalar ekseninde bir araya geldiklerini ifade eden TED Üniversitesi Araştırma Teknoloji ve İnovasyon Direktörü, TÜBİTAK Teknoloji Transfer Mekanizmaları Destek Grubu Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Sanem Yalçıntaş Gül-baş, “Farklı özelliklere sahip yapıların aynı odakta bir çıktı üretme sürecinin doğru yönetilmesi gerekiyor” diyor.

TTO’ların varlık amacının hali hazırda var olan bir hibeyi değerlendirmek ya da üniversiteye, tek-Hoparka imaj kazandırmak olmadığını vurgulayan Yalçıntaş’a göre, kaynakların sınırlı olduğu bir dünyada attığımız her adımın fizibilitesini ve yatırdığımız kaynağın geri dönüş hızını hesaplayarak ilerlememiz gerekiyor. TTO’lar için de durum aynı. Ülkemizde TTO yapıları kurulurken karşılaşılan en büyük sorunlardan birinin uygun insan kaynağının bulunmasında yaşandığını söyleyen Yalçıntaş, şunları aktarıyor:

“TTO, bağlı olduğu kurumun gelir odağı taşıyan birimlerinden biri olarak görülmemeli. TTO’ların finansal sürdürülebilirliklerini kazanması hepimizin istediği bir husus, ancak TTO’nun bağlı olduğu kurum tarafından gelir odağı vurgusu gereğinden fazla yapılırsa bu vurgu TTO’nun odağının kaymasına ve bir tür misyon zehirlenmesi yaşamasına neden olur. Bu nedenle yurtdışmda da örneğini gördüğümüz başarılı kurumlar, TTO’ları milyonlarla ölçülecek gelirler elde etse de, sırf vizyonlarının bir göstergesi olarak TTO’larını ayırdıkları belli bir fonla desteklemeye devam ediyor. Kurumların TTO’ların yarattığı değeri sadece nakdi değil, yaratılan faydanın büyüklüğü olarak da ölçmeye başlaması gerekiyor.”

Prof. Dr. Haşan Mandal, son yıllarda üniversite-sanayi işbirliği destekleri kapsamında dikkat çeken bazı başarı hikâyelerini ise şöyle aktarıyor:

• ODTÜ, TÜBİTAK MAM Enerji Enstitüsü ve Bereket Enerji Üretim A.Ş. işbirliği ile gerçekleşen “Fotovoltaik Temelli Güneş Enerjisi Santral Teknolojilerinin Geliştirilmesi Projesi”nde güneş santralleri için özgün evirici ve Scada sistemleri geliştirilme yeteneği kazandırıldı. Proje kapsamında 500 MW kapasiteli hücre üretim tesisi kuruldu. 6 MW büyüklüğünde pilot santralin Şanlıurfa Ceylanpınar’da kurulumu tamamlanmak üzere.

• İTÜ, TÜBİTAK RUTE, TÜRASAŞ, Savronik Elektronik, Medel Mühendislik Elektronik ve Sönmez Transformatör işbirliği ile gerçekleşen “E5000 Tip Elektrikli Lokomotif Geliştirilmesi Projesi”nde, TSİ sertifıkasyonuna sahip ilk yerli elektrikli anahat lokomotifi geliştirilecek. Proje kapsamında ilk etapta 20 adet lokomotif alım taahhüdü gerçekleştiğinde, yaklaşık 380 Milyon TL tutarında ithal ikamesi öngörülüyor.

• Marmara Üniversitesi ve Arıteks Boyacılık işbirliği ile gerçekleştirilen “Medikal Uygulamalar İçin Radyasyondan Koruyucu Bor İçeren Teknik Tekstillerin Hazırlanması Projesi” kapsamında, radyasyondan koruyucu hafif ve fonksiyonel ürünlerin üretilmesi ve ihracı hedefleniyor. İlgili maddenin ülkemizdeki rezervleri de göz önüne alındığında, medikal uygulamalar sektöründe oluşturduğu katma değer yüksek olacaktır.

• Bilkent Üniversitesi ve Nanomanyetik Bilimsel Cihazlar işbirliği ile gerçekleştirilen “Biyolojik Araştırmalar İçin Bir Atomik Kuvvet Mikroskobu Geliştirilmesi” Projesi kapsamında, biyolojik numuneleri nanometre hassasiyetinde görüntüleyebilecek ve nanomekanik özelliklerini ölçebilecek bir atomik kuvvet mikroskobu üretildi. Bu cihaz, kanserli hücrelerin mekanik farklılıklarını tespitte kullanılabilecek.

• Gazi Üniversitesi ile Aselsan işbirliğinde geliştirilen “Elektromanyetik Girişim Engelleyici Germanyum Optik Geliştirme Projesi” kapsamında, EMG engelleme nitelikli Ge kristalleri üstün optik malzeme niteliğinde geliştirildi. Kritik malzeme niteliğinde olan, askeri/sivil alanlarda kullanılması zorunlu olan Ge kristalleri, bu alanda yurt dışı bağımlılığın ve ekonomik kaybın azaltılması sebebiyle önemli.

• Gaziantep Üniversitesi ve Bebiller Yazılım Medikal ile birlikte, kullanımında kalifiye eleman gerekmeyen, HEPA filtreli, tek kullanımlık solunum cihazı geliştirildi. Yeni tamamlanan projede geliştirilen bu ürün, özellikle Covid-19 olmak üzere benzeri salgınlarda kullanılabilecek. Kullanımında kalifiye elemana ihtiyaç duyulmaması, yoğun dönemlerde sağlık sistemi üzerindeki yükü hafifletebilecek.

TTO’lar ne yapıyor?

ITO’larda girişimciler, akademik girişimciler, KOBİ’ler ve sanayiciler şirket kurabildiği gibi, işini geliştirmek, inovasyon, Ar-Ge yapmak isteyen herkes akademisyenlerden ve uzmanlardan danışmanlık alabiliyor. TTO’lar, üniversiteler ve özel sektör, araştırmacılar ve girişimciler arasında konumlanarak, yatırımcı ve sanayici için gerekli olan bağlantı, bilgi ve know-how’ı sağlıyor.

TTO’ların hedefi kısaca, bilimsel araştırmacıların karşılaştıkları riskleri azaltacak stratejiler geliştirmek, sanayici ile akademik araştırmacıların buluşmasını sağlamak, inovasyon- Ar-Ge ve fikri mülkiyet hakları konusunda eğitimler vermek, patent konusunda yol göstermek, nitelikli elemanlar ile şirketler arasında ilişki kurmak, akademik tabanlı şirketlerin kurulmasını desteklemek, kuruluş sermayesi ve ‘ fonlama konusunda aracı olmak.

Bilal ÇİNİCİ / Teknopark İstanbul TTO Müdürü
“Lobi çalışmaları yapılmalı”

Maalesef ülkemiz AB fonlarından yararlanmak için yapmış olduğu ödemeler kadar bile destek alamıyor. Tabii burada pek çok etken var. Özellikle çağrıların hazırlık sürecinde aktif olmak ve lobi yapmak çok önemli. Brüksel’de düzenlenen proje pazarlarına katılmak da gerekiyor. Üstelik bu etkinliklere katılım için yaptığınız masraflar TÜBİTAK tarafından destekleniyor. Ancak burada üniversitelerimizin daha aktif olması gerekiyor. Özellikle lobi çalışmalarının devlet tarafından ve üniversitelerimiz üzerinden yürümesi çok önemli.

Üniversite TTO’ları öncülüğünde lobi faaliyetlerinin yürütülmesi sonrasında, konsorsiyumlara uygun firmaların bulunması çok daha kolay olacaktır. Özellikle TÜBİTAK ve KOSGEB destekli Ar-Ge projelerinde, proje yönetimi konusunda TTO’ların danışmanlık vermesi desteklenmeli ve TTO danışmanlığında yürütülen projelere ön ödeme konusunda destek olunmalı. Bu yöntemle TTO’ların projelerdeki aktifliği de artacak ve proje yönetimindeki sıkıntılardan kaynaklı başarısızlıkla sonuçlanan projelerde azalmalar olacaktır. Ülkemizde gayrisafi yurtiçi Ar-Ge harcamasının GSYH içindeki oranı yaklaşık yüzde 1. Bu oran OECD ülkelerinde iki katı. Bu konuda almamız gereken daha çok yol var.

Dr. İsmail ARI / Özyeğin Üniversitesi TTO ve Girişimcilik Merkezi Direktörü
“Dileğimiz desteklerin bir süre daha devam etmesi”

Sanayicimiz orta-yüksek teknolojiler üretip ihraç edebiliyor olsa da, yüksek teknolojiyi yakalamak için çok derin Ar-Ge yapması gerektiğinin farkına vardı ve artık üniversitelerin kapısını daha fazla çalıyor. Bu işbirliğine aracı olan TTO’lar hem sanayiciler, hem de akademisyenler tarafından benimsendi. Türkiye’de yurtdışı tescilli patent sayısı en fazla olan üniversitelerden birisiyiz.

Bu patentlerimizin bir kısmını sanayimiz ile ortak olarak başvurduk ve tescilledik. Mühendislik, İşletme, Mimarlık, Endüstriyel Tasarım, Otel Yöneticiliği ve Gastronomi gibi fakültelerimizin tamamı endüstri ile etkileşim halinde. Otomotiv, savunma sanayi, kent güvenliği, beyaz eşya, sağlık, finans, haberleşme, inşaat, enerji gibi pek çok alanda sanayicilerle ürünlerine yansıyan veya yansıyacak olan teknolojimiz mevcut. Türkiye’deki fon mekanizmalarının sayı ve çeşitliliğine bakarsanız yeterli denilebilir. Ancak projelerin kabul oranı, kabul/ red karar hızı, bütçe ve ödemelerin zamanında yapılması gibi konuların geliştirilmesi gerekiyor.

Bu konularda sistemsel olduğu kadar, kültürel gelişime de ihtiyacımız var. Birbirimize daha fazla inanmalıyız ve destek olmalıyız. Ar-Ge proje çıktılarının yüzde 100 ticari başarıya dönüşemeyebileceği gerçeğini kabul edip, en azından sağlam bilgi birikimi, tecrübe, kurumsal altyapı sahibi kurum ve sanayi gruplarına heyecanlı oldukları konularda şans tanımalıyız. TTO’ları destekleyen TÜBİTAK, Kalkınma Ajansı (İSTKA), KOSGEB ve diğer kurumlar performans hedefleri koyarak sürdürülebilirliğimizi takip ediyorlar. TTO’ların çoğu yine bu kurumlar tarafından yönlendirilmeleri sonucu şirketleşmiş durumda.

Ahmet Rıza BALIM / Boğaziçi Üniversitesi TTO İcra Kurulu Üyesi
“Üçüncü nesil üniversite kavramına geçtik”

TÜBİTAK’ın teknoloji transfer ofislerini desteklemesi Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu kararıyla 2013 yılında başlamış olan bir süreç. Üniversite sanayi işbirliği herkes tarafından çok önemli görülen ancak yeteri kadar gerçekleşmediği devamlı ifade edilen bir kavram. Bu işbirliğinin istenilen seviyede olmaması tabii ki çok sayıda faktör ile ilişkili. İlk olarak daha sistematik olması beklenen üniversite tarafından olaya bakmalıyız. İkinci nesil üniversite tanımına uygun bir şekilde üniversitelerimizde, öncelikle eğitim ve araştırma fonksiyonlarına ağırlık verilmiş ancak araştırma sonuçlarının ortak projeler ya da patentler gibi araçlar ile topluma aktarılması arka plana atılmıştır. Bir başka deyişle öğrenci yetiştirmek ya da makale yazarak bilginin yayılması dışında kalan ve iş dünyası ile birebir çalışmayı gerektiren yöntemler, üniversitenin bir fonksiyonu olarak görülmemiştir.

Üçüncü nesil üniversite kavramında ise üniversitenin söz konusu aktarım süreçlerinde aktif olarak rol alması bekleniyor. Diğer taraftan endüstri kuruluşları daha çok günlük problemlerin çözümüne yoğunlaşmış, dünya çapında rekabetçi ürünlerin geliştirilmesi konusuna çok kafa yorulmamış. Uzun yıllara dayalı bu alışkanlıkların TTO’lar eliyle çok kısa sürede değiştirilmesi beklenemez.

TTO’ların ilk kuruluş zamanlarında TÜBİTAK’ta bu konuda görev yapan biri olarak, çoğu zaman TTO’ların söz konusu davranış değişiklikleri noktasında yalnız bırakıldığını gözlemledim. Yüzlerce akademisyenin görev yaptığı bir üniversitede sadece 10-15 kişilik bir ekibin yapabileceklerinin sınırlı olduğu rahatlıkla görülebilir. Üniversite yönetimleri kurum içi düşünce ve çalışma yapısını değiştirmek için çaba harcamazsa, “ITO’lar istenileni veremeyecektir.

Üniversiteler buluşlar üzerinde hak sahibi

2016 tarihli Sınai Mülkiyet Kanunu ile yükseköğretim kurumlan kendi bünyelerinde yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda ortaya çıkan buluşlar üzerinde hak sahibi olabilmekte. Yapılan bu düzenleme ile yükseköğretim kurumlarının fikri hak portföylerinin yönetiminde TTO’ların önemi daha da artmış görünüyor. 2017’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yükseköğretim Kurumlan Teknoloji Transfer Ofisi Yönetmeliği ile üniversite bünyesinde faaliyet gösteren TTO’ların şirketleşmesi ve gelir odaklı olarak faaliyet göstermesine imkan sağlanıyor.

Ürün DİRİER / PARA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu