Anasayfa / Ekonomi-Finans / Türkiye dünya ekonomisinde nerede olacak?

Türkiye dünya ekonomisinde nerede olacak?



Geçmiş 40 yılda çok şey değişti. Peki, gelecek 40 yılda neler değişecek? 2018-2050 döneminde Türkiye dünya ekonomisinde nerede olacak? Gelecek öngörüleri Türkiye’ye dair oldukça iyimser bir tablo çiziyor…

DÜNYA yeni bir ekonomik ve siyasi düzene doğru gidiyor.Yakın gelecekte dünya ekonomisine Uzakdoğu ülkelerinin yön vereceği iddia ediliyor. Elbette Türkiye de gerçekleştirdiği büyüme rakamlarıyla dünyada en dikkat çeken ülkelerden.

Türkiye kendi ekonomi tarihinde çok şey değiştirdi. Bugüne dek pek çok kritik kavşaktan geçti. Önümüzdeki 30 yılda da kendi kaderinde çok fazla şey değiştirebilir. 40 yıl öncesinde yapılan reformlar Türkiye’nin kaderini nasıl değiştirdiyse bugünlerde ileriye doğru yapılacak hamleler de Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisinde yer almasını sağlayabilir.

1970’ler Türkiye’si hızla artan enflasyon ve iç pazarı yabancı rakiplerden korumayı hedefleyen içe dönük politikalar yani ithal ikameci politikalarla şekillendi. Türkiye ekonomisinin dönüm tarihi olan 24 Ocak ise, ekonomiye yenilikler ve yeni açılımlar getirdi. 24 Ocak Kararları Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişinde önemli bir kırılma noktası oldu.

Türkiye kendi ekonomi tarihinde çok şey değiştirdi. Bugüne dek pek çok kritik kavşaktan geçti. Önümüzdeki 30 yılda da kendi kaderinde çok fazla şey değiştirebilir. 40 yıl öncesinde yapılan reformlar Türkiye’nin kaderini nasıl değiştirdiyse bugünlerde ileriye doğru yapılacak hamleler de Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisinde yer almasını sağlayabilir.

1970’ler Türkiye’si hızla artan enflasyon ve iç pazarı yabancı rakiplerden korumayı hedefleyen içe dönük politikalar yani ithal ikameci politikalarla şekillendi. Türkiye ekonomisinin dönüm tarihi olan 24 Ocak ise, ekonomiye yenilikler ve yeni açılımlar getirdi. 24 Ocak Kararları Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişinde önemli bir kırılma noktası oldu.

Aradan geçen 40 yılda ekonomide pek çok şey değişti ama 1990’lı yıllardaki siyasi istikrarsızlıklar ekonomi alanında beklenen atılımın yapılmasını engelledi. 2001 krizi ile bu dönem sona erdi ve bu krizden çıkış, ekonomiyi yabancı yatırımcılara açmak için sıkı yapısal reformlarla mümkün olabildi. 2001’den bu güne ekonomide uygulanan sıkı para ve maliye politikaları sayesinde yabancı yatırımlarda ciddi bir artış oldu. Türkiye, 2008 küresel finansal krizin etkilerinden bile 2010 gibi kısa bir sürede kurtulmayı başardı.

DÜNYA EKONOMİ SIRALAMASI

2030 ve 2050 yılları için IMF, Dünya Bankası, PWC (PriceWaterhouse Coo-pers) gibi uluslararası kuruluşların hazırladığı çeşitli raporlarda Türkiye’nin gelecek 30 yılda en büyük ilk 10 ekonomi içerisinde yer alma şansının olduğu görüşü sıklıkla dile getiriliyor. Uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs 2050’de Türkiye’yi dünyanın en büyük dokuzuncu ekonomisi olacağını öngörürken, PWC hazırladığı raporda 2011 yılında 16. sırada olan Türkiye’yi 2030’da 12. sırada, 2050’de ise 11. sırada görüyor. Türkiye’nin önümüzdeki 30 yıl içinde ABD gibi büyük ekonomilerle arasındaki gelir farkının azalacağını öngören rapor, milli gelirin 2030’da 1.705 milyar dolar, 2050’de ise 4 bin 87 milyar dolar olacağım öngörüyor.

Goldman Sachs’a göre ise, Türkiye’nin gayri safi yurtiçi hasıla büyüklüğü 2050’de 6 trilyon dolara ulaşacak. Böylece Türkiye Fransa, Japonya gibi büyük ekonomileri geçerek dünyanın dokuzuncu, Avrupa’nın üçüncü büyük ekonomisi olacak.

HSCB’nin 2012’de yayınladığı raporda ise, Türkiye 2030 yılında 12. büyük ekonomi olacak ve bu yerini 2050 yılına kadar koruyacak. Türkiye’nin gayri-safi milli hasılasının 2010-2020 döneminde yılda ortalama yüzde 5.3 oranında artacağını ve 2030 yılında milli gelirinin 2.13 trilyon dolar olacağının öngörüldüğü rapor bu yükselişin sebebini de nüfus oranının artışı ile çalışan nüfus sayısının da artacak olması olarak gösteriyor. Türkiye’nin ilk 10 ekonomi içerisinde yer alabilmesi için her yıl en az yüzde 5 ile yüzde 7 arasında bir büyüme gerçekleştirmesi gerekiyor.

Prof. Dr. Fuat SEKMEN / Sakarya Ün. İktisat Bölümü Öğretim Üyesi
“Siyasi istikrar çok önemli”

Türkiye 2002 yılından itibaren önemli mesafeler kat etti. Bu mesafe siyasi istikrar ve uygulanan ekonomi politikalarıyla mümkün oldu. Kısır siyasi çekişmelerin olmadığı, terörün tamamıyla kökünün kurutulduğu bir Türkiye’de kaynakların verimli alanlara tahsisiyle muasır medeniyet seviyesine ulaşmamız hayal olmayacak. Terör nedeniyle artan askeri

harcamalar yerini yükselen sağlık, eğitim ve Ar-Ge harcamalarına bırakacak. IMF verilerine göre 2016’da dünya ekonomisinde 14. sırada yer alan Türkiye ekonomisi 2050’de ilk 10 ekonomi arasına tırmanacak. Ancak iktisattaki temel varsayım olan ‘diğer koşullar sabitken’ demeyi ihmal etmeyelim. Bu konuda siyasi istikrar son derece önemli.




Dr. Bilal BAĞIŞ / Bingöl Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi
“Hedefe ulaşmak zor değil”

Sağlam temeller etkin kullanılabildikçe, hedeflere rahatlıkla ulaşılır inancındayım. Türkiye’nin potansiyeli bunu mümkün kılıyor.

Ancak, genel anlamda, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olanlar veya en az gelişmiş ülkeler arasındaki açığın normal bir seyirde kapanması imkânsız. Bu açık, ancak bilgi temelli ekonomi vasıtasıyla, yani inovasyon ve Ar-Ge’ye dayalı ekonomiyle kapatılabilir. Bu noktada ise insan sermayesi ve teknolojik altyapı öne çıkıyor. Kurumsal kalitenin geliştirilmesi ve kurumlara güvenin tesisi için gerekli yeni adımlar ivedilikle atılmalı. Yeni dönemde Başkanlık sistemine geçiş, bu bağlamda önemli yeni bir adım. Başkanlık sistemine geçilerek istikrar ve büyüme iradesinin güçlendirilmesine çalışılıyor. Dış kaynak ihtiyacı minimize edilmeli. Türkiye’de dış kaynaksız büyümek oldukça zor. Tüketim ekonomisi ve sürekli artan borçlanma en önemli sorunlar arasında. AK Parti iktidarlarının en başarılı olduğu alan bütçe açığı ve mali disiplindir. Ancak, özel sektörün ve hane halkının borcu ve tasarruf eğilimi noktasında da yeni adımlar atılması gerekiyor.

Prof. Dr. Güler GÜNSOY / Anadolu Ün. İktisat Fakültesi Dekanı
”Türkiye’nin başarısı daha değerli”

Küresel araştırma kuruluşlarının yapmış olduğu tahminler, Türkiye’yi 2030 yılında satın aima gücü paritesine göre en büyük 12 ekonomi içinde, 2050 yılında ise ilk 10 ekonomi arasında gösteriyor. 2050 yılında en kötümser tahminlerde bile ülkemize ilk 11-12’de yer verildiğini görüyoruz.

Türkiye’nin 2050 yılı GSYH tahmini yaklaşık 5 trilyon ABD Doları olacak. Tahminler kesin bir gerçeğe işaret ediyor. Dünyanın ekonomik ekseni hızla kayıyor. 2050 yılında ilk 10’da Avrupa Birliği ekonomilerinden sadece Almanya kalıyor ve Almanya dahil tüm AB ekonomileri sürekli bir gerileme eğilimi içindeler. ABD ise Çin ve Hindistan’ın ardından ancak üçüncülüğü alabilecek. Türkiye, Brezilya, Endonezya, Rusya ve Meksika gibi ekonomiler sürekli olarak üst basamaklara tırmanacak. Türkiye’nin ekonomik anlamda prangaları diyebileceğimiz konularda önlemlerini alması durumunda ilk 10’da daha üst sıralara da yükselebileceğini düşünüyorum.

Bu konuların başında katma değeri yüksek mal ve hizmet üretimine önem vermemiz ve üretimimizin ithalata bağımlılık seviyesini azaltmamız geliyor. Son dönemde bu konuda ekonomi idaresinde üst düzeyde bir farkındalık var ve ciddi önlemler alınıyor. 2050 yılına doğru dünya ekonomileri arasındaki yarışta ülkemizin başarısı “her şeye rağmen” bir başarıdır. Yarıştığımız ekonomilerin hiçbiri bizim yaşadığımız sorunları yaşamıyor. İçeride ve dışarıda çok uzun yıllardır terörle mücadele eden, süper güçlerin baskısına rağmen başarılı sınır ötesi operasyonlara girişen, yangın yerine dönmüş bir coğrafyada üç milyonu aşan sayıda göçmeni misafir eden ve bunun gibi onlarca tuzağa karşı koyan dünya üzerinde bir başka ülke ve millet olduğunu düşünmüyorum. O yüzden rakiplerine göre Türkiye’nin ekonomik başarısının bir iktisatçı gözüyle daha da değerli olduğunu ifade etmek isterim.

Prof. Dr. Kerem ALKİN / İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi
“Oyun kurucu ülke olarak ilk 10’a gireceğiz”

Son beş yılda, dünyanın önde geien uluslararası ekonomi kuruluşları ve uluslararası finans kurumlan tarafından yayınlanan tüm raporlar, Türkiye’nin 2050 ile 2060 arasında dünyanın en büyük 14. ekonomisi ile 11. ekonomisi olacağına işaret ediyor. 14. büyük ekonomi olacağına dair projeksiyonlar, öngörüler Türkiye’nin 2017 2050 arasında ortalama yüzde 3.1 büyümesinin beklendiğine işaret ederken, 11. veya 12. sırada öngören projeksiyonlar, öngörüler aynı dönemde ortalama yüzde 5 ile 5.3 büyümesinin beklendiğine işaret ediyor.

Türkiye’yi bu noktalara taşıyacak en önemli başlıklardan birisi, 2010 ile 2060 arası, çalışan nüfusunu en yüksek oranda artırması beklenen dokuzuncu ülke olmasıdır. Uluslararası projeksiyonlar ve TÜİK’in öngörü çalışmaları, 2050-2060 döneminde Türkiye’nin 102 ile 107 milyon arası bir nüfus büyüklüğüne ulaşabileceğine ve çalışan nüfusunun ise en kötü senaryoda 47, orta senaryoda 52, iyimser senaryoda 55 milyon olacağına işaret ediyor. Bu durum, Güney Kore’nin yaşlanan nüfusuyla 2050-2060 arası 18 hatta, 22’nci sıraya gerilediği bir dünya ekonomisinde, Türkiye’nin yüksek katma değer yatırımları, mega projeler, genç nüfusu ve güçlü çalışan nüfus yapısı ile ilk 11 ile 14. ülke sıralamasına oynadığını gösteriyor. 24 Haziran sonrası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği ve vizyonuyla, ikinci nesil ekonomik reformları hızla tamamladığımızda, bu projeksiyonları da aşarak, dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasında olabiliriz. Avrasya’nın yeni ‘oyun kurucu’ ülkesi olarak Türkiye’nin yükseliş dönemini tüm dünya gıptayla takip edecek.

Prof. Dr. Ferit KULA / Erciyes Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü Öğretim Görevlisi
”Ar-Ge payı artırılmalı”

Türkiye, Dünya Bankası’nın yapmış olduğu gelir sınıflandırmasına göre yüksek-orta gelir grubunda yer alan orta gelirli bir ülke.

Dolayısıyla dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi içerisinde yer alabilmesi için öncelikle uzun yıllardır yer aldığı gelir grubundan çıkarak, bir üst gelir grubuna yani yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil olması gerekiyor. Türkiye’nin hedeflerine ulaşabilmesi için Ar-Ge ve beşeri sermaye alanlarına odaklanması gerekiyor.

GSYH’den Ar-Ge’ye ayrılan payın artırılarak en az yüzde 3 seviyesine çıkarılması, yükseköğretimde okullaşma oranının artırılması ve eğitimin her kademesinde nicelikten ziyade niteliksel iyileştirmenin yapılması suretiyle beşeri sermayenin stokunun artırılması gerekiyor. Türkiye eğitim ve yenilik politikalarına öncelik vererek kurumsal altyapıyı iyileştirmeye yönelik uygulamaları hayata geçirmeli ve politika yapıcılar da söz konusu üç alana odaklanarak bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde yapısal değişim sürecini yeniden gözden geçirmeli.

EDA GEZMEK




Bu Konularda İlginizi Çekebilir

Yazımızı beğendiniz mi?

Size daha güzel hizmet sunabilmemiz için lütfen bize destek olun. Yazımızı aşağıdaki sosyal medya sitelerinde paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir