Anasayfa / Teknoloji / Yapay zekâdan korkmalı mıyız?

Yapay zekâdan korkmalı mıyız?



Bence korkmalıyız ama bu korku gereken önlemleri almamızı engellememeli. Facebook, Twitter, Google, Amazon gibi şirketler girdiğimiz her tür veriyi alıp, işliyor ve buna göre strateji geliştiriyorlar. Biz de gerekeni yapmalıyız…

YAPAY zekâ denince aklınıza ilk olarak ne geliyor? Korkularınız mı yoksa mutluluklarınız mı? Mutluluklarınız geliyorsa ne mutlu size. Fakat bence birçok insanın aklına önce korkulan geliyor. Özellikle de kontrolden çıkmış insansı robotların aklınıza geldiğini düşünüyorum. Bunda belki de izlediğimiz filmlerin etkisi olabilir. Aslında bu hâlâ uzak bir tehdit. Asıl tehdit burnumuzun dibinde. Bilmem farkında misiniz?.. Yakın gelecekteki yani burnumuzun dibindeki en büyük tehdit; bağımsızlığımızı ve itibarımızı tehdit eden teknolojileriyle her türlü verimizi toplayıp reklamcı ve benzerlerine satan şirketler tarafından geliştiriliyor. Bunlar kim mi? Tabii ki Facebook, Twitter, Google, Amazon, vb…

yapay zeka

İŞLER ARTIK ÇOK FARKLI YÜRÜYOR

Facebook özelinden gidelim. İrtibatımız kesilen eski arkadaşlarımızı yeniden bulma gibi masum görünen bir yerden başladık. Sonrasında bizi takip eden reklamlar girdi işin içine. Şimdiyse çok farklı bir yerdeyiz.

Reklamlar konusunu biraz açmak istiyorum.

Basit bir örnekle açıklamaya çalışalım. Diyelim ki kitap satmak istiyorsunuz. Eski sistemde, deneyim ve öngörülerinize dayanarak kitabın içeriğini de dikkate alarak hedef bir demografik kesim belirlersiniz. Örneğin, 25 ile 35 yaş aralığındaki erkekler veya kredi kartı limiti 3 bin TL’nin üstünde olan insanlar, gibi. Geçmişte herkes bunu veya buna benzerini yapardı. Şimdi büyük veri ve makine öğrenimi işin içine girdi. Dolayısıyla işler artık böyle yürümüyor.




İşlerin neden böyle yürümediğini anlamak için, bu zamana kadar Facebook ile paylaştığınız tüm verileri bir düşünün. Yazdığınız her durum bildirisi, her bir mesaj ile sohbet, oturum açtığınız her konum, yüklediğiniz tüm fotoğraflar… Hatta bir şey yazmaya başlayıp sonra vazgeçip sildikleriniz. Unutmayın Facebook bu silinenleri de saklayıp analiz ediyor, internete bağlı olmadığınız zamanlarda verilerinizle sizi eşleştirmeye çalışarak ne yaptığınızı tahmin edebiliyor. Tüm bunları daha doğru yapabilmek içinse eksik olan verileri çeşitli acentelerden satın alıyor. Finansal kayıtlarınızdan internette yaptığınız aramaların geçmişine kadar her şey bu veri setinde olabilir.

Bu nasıl olur demeyin. ABD’dc bu tür veriler rutin olarak toplanıyor, karşılaştırılıyor ve satılıyor. Avrupa’da ise bu konularda daha sıkı kurallar var.

YAZILIMCI DA PROGRAMI ANLAMIYOR

Kitap satışından başlamıştık değil mi? Basit bir ticari işlem. Fakat asıl problem bu değil. Asıl problem Facebook ve benzeri şirketlerin bu büyük verileri işlemek için kullandığı karmaşık algoritmalar. Bu algoritmaların nasıl çalıştığını artık anlamıyoruz. Bu algoritmalar sınıflandırmayı nasıl yapıyor? Milyonlarca matris, milyonlarca sıra ve sütun…

Tüm veriler ellerinin altında bile olsa bunlarla uğraşan programcılarda artık bunların nasıl işlediğini anlamıyor. Programcılar hâlâ farkında değil belki ama artık programlama yapmıyorlar, aslında tam olarak anlamadıkları bir bilinç geliştiriyorlar. Bu bilincin mekanizması ise çok büyük miktarda veri varsa çalışıyor. Dolayısıyla da hepimize sürekli veri girmemiz çeşitli şekillerde telkin ediliyor. Bu olmalı ki makine öğrenimli algoritmalar işlerini yapabilsin. Bu yüzden Facebook ve benzerleri hakkımızdaki tüm bilgiyi istiyor.

HENÜZ BAŞLANGIÇ AŞAMASINDAYIZ

Facebook’uıı piyasa değeri 500 milyar dolara yaldaşıyor. Bunun sebebi ikna mimarisi olması ve şu an için eksiksiz çalışması. Ancak bu mimarinin tek zayıf yanı, kitap satıyor olsanız da yiyecek satıyor olsanız da aynı olması. İşte zaaf burada. Algoritmalar farkı anlamıyor. Biz reklamlara bakıp çeşitli tepkiler verirken arka planda üzerimize salınan bu algoritmalar, aynı zamanda siyasi, kişisel vc sosyal bilgi akışımızı düzenliyor, farkında mısınız?

Sonuç olarak, amacımız felaket tellallığı yapmak değil, durum tespiti yapmak. Geldiğimiz noktada hem halk hem de vatandaş olarak, artık aynı bilgileri görüp görmediğimizi ve başkalarının ne gördüğünü bilmiyoruz. Ortak bir veri tabanı olmadığı için de adım adım, toplumsal tartışma imkânsız hale geliyor, şimdilerde bizler bunun sadece başlangıç aşamasındayız.

MUSA SAVAŞ





Bu Konularda İlginizi Çekebilir

Yazımızı beğendiniz mi?

Size daha güzel hizmet sunabilmemiz için lütfen bize destek olun. Yazımızı aşağıdaki sosyal medya sitelerinde paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir