Kariyer ve İş

İş Güvenliği Uzmanlarının Etkinliği Artıyor

Türkiye, “iş güvenliği uzmanı” kavramı

DÜNYADA dakikada iki, günde 3 bin işçi hayatını kaybediyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre, dünya genelinde her yıl yaklaşık 1 milyon işçi iş başında yaşamını yitiriyor. Türkiye’de de durum çok parlak değil, işçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin tespitlerine göre, 2017’de 2 bin 6, 2018’de bin 923 işçi hayatını iş kazalarında kaybetti.



Bu yılın ilk dört ayında ise 545 işçinin yaşamını yitirdiği bilgisine ulaşıldı. Türkiye’de iş cinayetlerini önlemek için işvereninden işçisine tüm kesimlere sorumluluk düşüyor ama sorumluluğun büyüğünü iş güvenliği uzmanları omuzlarında taşıyor. Türkiye, “iş güvenliği uzmanı” kavramıyla 1 Ocak 2013’te fiilen uygulanmaya giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile tanıştı.

80 BİN UZMAN AKTİF

Türkiye’de 22 milyon sigortalı çalışan bulunuyor. Buna karşılık işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin ülke genelinde çalışan sertifikalı uzman sayısı 158 bin 487. Bunun 110 bin 876’sı iş güvenliği uzmanı, 34 bin 246’sı işyeri hekimi, 13 bin 365’i ise diğer sağlık personeli olarak çalışıyor. İş Sağlığı ve Güvenliği Kayıt, Takip ve İzleme Programı (İSG-KATIP) verilerine göre, Türkiye’de 17 bin 674 A sınıfı, 15 bin 500 B sınıfı ve 77 bin 702 C sınıfı iş güvenliği uzmanı olmak üzere toplam 110 bin 876 iş güvenliği uzmanı bulunuyor. Bunlardan yaklaşık 80 bini işyerlerinde aktif olarak iş sağlığı ve güvenliği profesyoneli olarak görevlerini sürdürüyor. A ve B sınıfı iş güvenliği uzmanları, çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli işyerlerine bakabiliyorken, C sınıfı iş güvenliği uzmanları az tehlikeli ve tehlikeli işyerlerine bakabiliyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri ile Sosyal Güvenlik Kurumu müfettişleri, mühendislik veya mimarlık eğitimi veren fakültelerin mezunları, teknik öğretmenler, fizikçi, kimyager veya biyolog unvanına sahip olanlar ile üniversitelerden iş sağlığı ve güvenliği programlarını bitirenler iş güvenliği uzmanı olabiliyorlar. Bakanlık’m yetkilendirildiği kuruluşlardan en az 180 saat teorik, 40 saatte uygulamalı eğitim alanların yılda iki kez ÖSYM tarafından yapılan sınavlara girmeleri gerekiyor. Sınavlarda 70 puandan ve üstü alanlar sertifikalarını alabiliyor. Bu yılın ikinci iş güvenliği uzmanı sınavı 14 Aralık’ta yapılacak.

100 ÜNİVERSİTEDE EĞİTİM

Bundan 10 yıl önce yalnızca üç devlet üniversitesinde iş sağlığı ve güvenliği programı varken şimdilerde 100’ü aşkın üniversitede ön lisans, lisans ve yüksek lisans ve doktora programları mevcut.

2011’den bu yana Kırıkkale Üniversitesi tş Sağlığı ve Güvenliği programında görev yapan İş Sağlığı ve Güvenliği Dernekleri Federasyonu (İSAF) Başkanı Meltem Ünal Bulut, ilgili bölümlerin gençler tarafından kabul görüyor olmasını takdire şayan olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “Şahsi kanaatimce niceliği değil niteliğidir eğitimin kalitesini belirleyen. Burada asıl önemli olan soru şudur: Ülkemizde bu kadar fazlalaşan iş sağlığı ve güvenliği programlarında görevli eğitimcilerin nitelikleri nedir? Zira tüm dünyada teknik bir branş olarak nitelendirilen iş sağlığı ve güvenliği programı, mutlak suretle teknik yeterlilikleri ve eğitimleri olan akademisyenler tarafından yürütülmelidir inancındayım.”

Eğitimlerin teorik olması nedeniyle meslek hayatına atılan uzmanların sektördeki saha uygulamalarıyla karşılaştıklarında sorunlar yaşadıklarına dikkat çeken Bulut, değerlendirmelerini söyle sürdürüyor: “Saha uygulamalarından da haberdar olan uzmanlar sektörün ihtiyaçlarına daha kolay cevap verecektir. Örneğin, üniversitelerde bu programda son iki yarıyılını bir gün okulda teorik ders, diğer dört gün sektörel çalışma (staj vb.) şeklinde geçiren bir öğrencinin sahada çok daha başarılı olacağı aşikardır. Başka branşlarda eğitim alıp mezuniyet sonrası iş sağlığı ve güvenliği alanına yönelen gençlerimizin ise, hem kendilerinin hem de iş ve işverenlerin zarara uğramaması açısından ‘spesifik uzmanlık alanları’ oluşturulmalı ve uzmanlar eğitim alanlarına göre sektörlerde çalıştırılmalı.”

İŞVERENLER EL ATTI

Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, güvenli çalışma ortamı oluşturmaları için işverenleri teşvik ediyor. Bu yıl başlayan uygulamayla 10’dan az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli iş yerlerinde üç yıl içinde ölümlü veya sürekli iş göremezlikle sonuçlanan iş kazası meydana gelmezse, işsizlik sigortası işveren payı üç yıl süreyle yüzde 50 indirimli olarak alınacak. Ayrıca 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan küçük işletme sahipleri de sertifika sahibi olarak, kendi iş yerlerinin iş güvenliği çalışmalarını kendileri yürütebiliyor. Bu kapsamda bugüne kadar, 52 bin işveren ve vekili belgelendirildi.

Kendi işyerlerinin güvenliğini yürütmeleri işverenlere maliyet açısından katkı sağladı ama iş güvenliği uzmanları ve STKlar, 6331 sayılı yasanın bazı hükümlerinin ertelenmesi ve değiştirilmesinden memnun değiller. İş Sağlığı ve Güvenliği Dernekleri Federasyonu Başkanı Meltem Ünal Bulut, Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliğinin hem kamu otoritesi hem de özel sektörün eksiklikleri sebebiyle iş sağlığı ve güvenliği olması gereken düzeye ulaşamadığını söylüyor. “6331 sayılı Iş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu eksiklikleri ve revize edilmesi gereken hususlarına rağmen oldukça kapsamlı bir kanundur. Sorun kanundaki eksikliklerden ziyade kanunun henüz tam manasıyla uygulanamıyor olması” diyen Bulut, çıkarılmış bu kadar kapsamlı bir kanun varken uygulamadaki ötelemeler ve geciktirilen revizyonlarla bu kanuna haksızlık edilmemesi gerektiğini vurguluyor ve “Yaptırımlar, denetimler ve düzenlemelerin tam manasıyla uygulanmasıyla ülkemiz iş hayatının kalitesi artırılmalı ve hak ettiği düzeye ulaştırılmalı” diyor.

OTELLER DE TEHLİKELİ

Antalya İş Güvenliği Derneği Başkanı Süleyman Erdoğan, yapılan erteleme ve ötelemelerin devletin iş güvenliğine bakışını zayıflattığını söylüyor. Erdoğan değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor:

“İş güvenliği hayatımızın her alanında gerekli. 2017’de az tehlikeli işler kapsama alınmasına rağmen 2020 Temmuz’una kadar erteleme yapıldı. Örneğin oteller de az tehlikeli işler içinde sayılıyor Oysa otelin içinde de çok tehlikeli işler var. Örneğin boyacıların ve teknik eki- sü^r bin yaptığı işler bu kapsamdadır. Sürekli ötelemeleri doğru bulmuyoruz.”




Uzun yıllardır A sınıfı iş güvenliği uzmanı olarak ağırlıklı inşaat sektörüne hizmet veren ismet Mallı, birçok alanda olduğu gibi iş güvenliği alanında da suistimallerin olduğuna dikkat çekiyor. Ölümlü kazaların en çok inşaat sektöründe olduğunu belirten Mallı, “İş güvenliği alanında iş olanakları çok geniş.

Son yıllarda birçok kişi bu alana yöneldi. A sınıfı iş güvenliği uzmanın maaşı 5-6 bin liraya kadar çıkıyor.

Ancak riskler yeterince bilinmediği için halen 60-70 arkadaşımız, ölümlü kazalar nedeniyle hapiste, işverenler, iş güvenliği uzmanlarına taahhütname imzalatıp sorumluluktan kurtuluyorlar” diye konuşuyor.

Zehra Zümrüt SELÇUK / Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı
“Güvenli işyerleri işsizlik sigortası payının yarısını Ödüyor”

İş sağlığı ve güvenliği çalışanlar içir, cır lüks seçenek değil, zorunluluk… İş kazaları ve meslek hastalıkları, dünyada her yıl milyonlarca çalışanın hayatına mal oluyor.

Biz Türkiye’de tek bir çalışanın dahi mesleği sebebiyle hayatını kaybetmediği sağlıklı bir çalışma hayatına kavuşmayı hedefliyoruz. İşverenleri, çalışanlarına daha sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı sunmaları için teşvik ediyoruz. 10’dan az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli işletmelerimize iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde kullanılmak üzere maddi olarak devlet desteği sağlıyoruz. 10’dan fazla çalışanı olan çok tehlikeli işletmelere de iş sağlığı ve güvenliği açısından önemli bir teşvik uygulamasını bu yıl başlattık. Bu iş yerlerinde üç yıl içinde ölümlü veya sürekli iş göremezlikle sonuçlanan iş kazası meydana gelmezse, işsizlik sigortası işveren payı üç yıl süreyle yüzde 50 indirimli olarak alınacak. Ayrıca 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan küçük işletme şahinleri de sertifika sahibi olarak, kendi ş . erlerinin iş güvenliği çalışmalarını kendileri y – ^-ütebiliyor. Bu kapsamda bugüne kadar, protokol imzaladığımız kamu kurum ve kuruluşlarıyla üniversitelerden eğitim alarak başarı gösteren 52 bin işveren ve vekilini belgelendirdik. Tüm bu teşvik ve desteklerimizle işverenlerimizin iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi görevlendirme yükümlülüğünü, çalışanlarımızın iş sağlığı ve güvenliğe hizmetlerine erişimini kolaylaştırdık. Böylece 2013’ten bu yana iş sağlığı ve güvenliği hizmeti alan iş yeri sayımızı yüzde 842 artırdık.

Meltem Ünal BULUT / İş Sağlığı ve Güvenliği DerneklerUFederasyonu [İSAF] Başkanı
“Asıl sorumluluk işverende ama…”

Türkiye’de işçi sağlığı ve güvenliği gerekliliklerinin uygulanabilmesinde sorumluluğun işverenden çok uzmanların omuzlarına düştüğü değe~!enc;,-meşine katılıyorum. Oysaki kanun, yetki ve sorumluluk konusunda son derece nettir. İş kazaları sonrasında 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunundaki hükümler dururken, 5237 sayılı TCK hükümlerinin uygulanarak “her iş güvenliği uzmanı mutlaka bir gün yargılanacaktır” sonucuna neden olan bilirkişi-savcı-hâkim kanaat ve kararlarına bakılmalıdır. Mevcut uygulama çerçevesinde iş güvenliği uzmanlarnın yargılanması tam kanunsuzluk halinin örneğidir. Zira 6331 sayılı yasanın “İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çeşitli yönetmelikler” başlıklı 30. Maddesi gereğince çıkarılmış olan yönetmeliklerde taş çatlasa 2-3’ten fazla iş güvenliği uzmanlarına yüklenmiş olan bir sorumluluk yoktur.

İşverenlerin çoğu iIgili kanundan bihaber olarak, sorumluluğu üzerinden atmak adına tüm okları iş güvenliği uzmanı arkadaşlarımıza çevirmekten:Her. Ve ne yazık ki yine kanundan bihaber olan bir kısım uzman arkadaşımız işveren tarafından yetkilendirilmiş olmanın verdiği haklı gururla tüm evraklara imza atmakta, tüm sorumluluğu üstlenmektedir.

Oysa 6331 sayılı kanun nazarında sorumlu kişi işverendir. İş güvenliği uzmanları kanunun uygulanmasına rehberlik etmekle görevli kişilerdir.

Prof. Dr. Erhan ASLANOGLU / Piri Reis Üniversitesi Rektör Vekili
“İş güvenliği pazarı büyüyor”

Kanunlar büyük önem arz etse de kamu otoritesi adına çok önemli bu adımlar yine de tek başına yeterli değil elbette. Bu konuda almamız gereken en önemi mesafe, iş güvenliği ve güvenlik kültürünün toplumun tüm katmanlarında özümsenmesi için çaba göstermek olduğunu düşünüyorum. Onu uygulayacak özümseyecek olan işçi ve işveren başta olmak üzere tüm paydaşlardır. İş güvenliğinin gelişimiyle birlikte “kişisel koruyucu donanım sektörü” de gelişti. Eskiden dışa bağımlı olan sektörde son dönemde hem ithalata getirilen kısıt ve vergiler nedeni ile yerli üretim ve yatırım gelişti. Ayakkabı, maske, eldiven, kıyafet, baret, gözlük, çizme, kemer, yüksekten düşme gibi birçok üründe yerli birçok firma hem iç pazara hem de dış pazara hizmet veriyor. Sektörde beş yıl öncesi ile mukayese edersek kat be kat büyüme söz konusu. Ancak yine de AB ülkeleri ile karşılaştırdığımızda pazar büyüklüğümüzün yeterli olgunluğa ulaşmış değil. Ülkemizde güvenlik kültürünün gelişmesi ile paralel bu pazar da büyüyecek. Ancak bu büyüme kendi içerisinde ciddi riskler de barındırıyor.

Maalesef sırf ticari kazanç elde etmek adına çok kötü ve kalitesiz üretim yapan, merdiven altı bile denmeyecek ürünlerle karşılaşıyoruz. Sağlıklı bir büyümenin oluşması için denetim mekanizması ile birlikte teşvik mekanizması da devlet tarafından güçlü bir şekilde işletilmeli.

RAHİME BAŞ UÇAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu