Anasayfa / Ekonomi-Finans / Merkez Bankası, faiz politikasını sadeleştirdi

Merkez Bankası, faiz politikasını sadeleştirdi



Merkez Bankası, faiz politikasını sadeleştirdi. Hamle “normalleşme” olarak görüldü. Ekonomistler, 7 Haziran’da ilave sıkılaştırma kararı için enflasyon verileri ile kur düzeyinin belirleyici olacağı görüşünde…

DOLARDA yaşanan hızlı yükseliş karşısında art arta tedbirler alan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), para politikasında sadeleşme sürecim tamamladı. Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını politika faizi olarak uygulamaya başlayan TCMB, yüzde 8 olan politika faizini yüzde 16.5’e çıkardı. Merkez Bankası’nm gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranları bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla 150 baz puanlık artı ve eksi marj ile belirlenirken, yüzde 7.5 seviyesinde olan koridorun alt bandı yüzde 15’e, yüzde 9.25 olan marjinal fonlama oranı yüzde 18’e çıkarıldı. Geç likidite penceresinde (GLP) Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde sıfır olarak korunurken, borç verme faiz oranı ise gecelik borç verme faiz oranına 150 baz puan eklenmesi yoluyla hesaplanacak.

Yani GLP borç verme faizi yüzde 19.5 olacak. Para Politikası Kurulu’nca (PPK) gecelik vadede borçlanma ve borç verme faiz oranları ile GLP faiz oranları ayrıca ilan edilmeyecek.

“YATIRIMCILARIN İLGİSİ BÜYÜK”

Son bir ayda yaklaşık 10 milyar dolar düzeyinde döviz likiditesini rahatlatıcı adımlar atan TCMB, yeni operasyonel çerçevenin uygulanmasına 1 Haziran itibarıyla başladı. TCMB, fonlamanm haftalık vadeye kaydırılması için bir haftalık geçiş süreci öngördü. Bu süreçte, ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin mevcut para politikası duruşuyla uyumlu gerçekleşmesi amacıyla 7 Haziran 2018’e kadar (dahil) gecelik borç verme ve GLP faiz oranları yüzde 16.5 olarak uygulanacak. TCMB’nin paylaştığı teknik ayrıntılara göre bir hafta vadeli repo ihaleleri miktar ihalesi yöntemiyle düzenlenecek, her bir bankanın verebileceği toplam teklif tutarı ilan edilen ihale tutarının en fazla yüzde 30’u kadar olabilecek.

Bankalar ihtiyaç duymaları halinde Merkez Bankası bünyesindeki Bankalararası Para Piyasası ile BIST bünyesindeki Repo-Ters Repo ve Bankalararası Repo-Ters Repo Pazarlarında Merkez Bankası borç verme faiz oranından borçlanabilecekler.

TCMB’nin son faiz hamlesinin ardından gözler 7 Haziran’daki toplantıya çevrildi. TCMB’nin yayımladığı PPK toplantı özetinde, TCMB’nin fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki bütün araçları kullanmaya devam edeceği vurgulanarak, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme ve hedeflerle uyum sağlanana kadar para politikasındaki sıkı duruşun kararlılıkla sürdürüleceği ifade edildi.

TCMB’nin önlemlerinin ardından dolar/TL önceki haftaki 4.9253 zirvesinden yönünü sert bir şekilde aşağı çevirerek, tarihi zirveden uzaklaştı. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nm Londra temasları sonrasında 4.45’e kadar geriledi. Londra’da yatırımcılara “normale dönüş” vurgusu yapan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, twitter hesabından yaptığı açıklamada Londra’daki temaslarının çok verimli geçtiğini belirterek, “Yatırımcıların ilgisi büyük” ifadesini kullandı. Şimşek, yatırımcılara verdikleri mesajları “Politika setimizi güçlendirdik. Ekonomide yeniden dengelenme süreci başladı. Enflasyon ve cari açıkla mücadele en önemli öncelik. Seçim sonrası yapısal reformları daha da hızlandıracağız” şeklinde sıraladı.

“SADELEŞMEDEN ÇOK NORMALLEŞME”

Ekonomistler, TCMB’nin sadeleşme olarak duyurduğu hamleyi “normalleşme” olarak değerlendiriyor. TCMB’nin uzun zamandır fonlamasınm tamamını geç likidite penceresi (GLP) üzerinden yaptığını vurgulayan Bilgi Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ege Yazgan, her ne kadar kullanılmasalar da diğer faiz oranlarının sistemde varlıklarım sürdürdüğünü kaydetti. Alt-üst bantlar ve GLP’nin de sistemde varlığını sürdürmeye devam edeceğini dile getiren Yazgan, şunları kaydetti:

“Sistemin kendisinde değil, uygulamasında bir değişiklik söz konusu. Sadeleşme, kanaatimce, alt ve üst bantların da kaldırılarak tek faiz oranına geçilmesi durumunu niteleyen bir ifade olacak. Ancak var olan koşullardaki belirsizliği dikkate aldığımızda TCMB’nin bant uygulamasını korumak istemesini doğru buluyorum. Kanaatimce, TCMB önümüzdeki dönemde uygulamada sadeleşmeyi hedefleyecek.”

Sadeleşmenin parasal sıkılaştırmay-la el ele yürümesi gerektiğini vurgulayan Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Ferman da, TCMB’nin hamlesini “normalleşme” olarak değerlendiren ekonomistlerden. Hala birden fazla faiz kriteri olduğuna dikkat çeken Ferman, “TCMB GLP’yi yegane unsur olarak kullanmaktan vazgeçti ama bu normalleşmedir. Parasal sıkılaştırma özde de gerçekleştirilmeden sadeleşmeyi yapmak mümkün değil.

TCMB hala parasal sıklaştırmadan bahsediyor ama bu sıkılaştırmanın olduğuna dair bir delil elimizde yok” dedi.

“TL SEÇİM SONRASI DEĞERLENİR”




TCMB’nin son hamlesiyle “ek sıklaştırmaya” gitmeden TL’de çok ciddi bir değerlenme yaşandığını dikkat çeken Prof. Dr. Ege Yazgan, TCMB’nin önceki hafta GLP’ye yaptığı yüzde 3’lük faiz oranı artışıyla TL’deki hızlı değer kaybının durduğunu anımsattı. TCMB’nin açıkladığı yeni politika faizinin (haftalık repo) yüzde 16.5 ile şu ana kadar GLP üzerinden fonlamanın tamamının yapıldığı faiz ile aynı düzeyde olduğuna işaret eden Yazgan, “Ek sıkılaş-tırma olmamasına rağmen TL yüzde 3’lük faiz artışı sonrasına nazaran çok daha ciddi bir değerlenme gördü. Bu değerlenme olurken de yurtdışı piyasaların negatif seyrettiğini de unutmayalım. Bu nedenle, oluşan bu pozitif etkiyi, yapılan açıklamanın Merkez Bankası’nın bağımsızlığına bağlı olumlu sinyal etkisine bağlıyorum. Yurtdışı piyasaların durumu, Türkiye ve bölgenin jeopolitik riksleri gibi diğer faktörlerde bir değişiklik olmayacağı varsayımı altında, 24 Haziran sonrasında Türkiye ile ilgili önemli bir belirsizliğin kalkması nedeniyle, TL’nin seçim sonrasında belli bir ölçüde değer kazanmasını bekliyorum” diye konuştu.

“ENFLASYON DİZGİNLENİR”

Döviz kuru artışından kaynaklanan maliyet etkisinin, enflasyonun artış eğiliminin devam etmesine neden olacağını söyleyen Yazgan, ancak faiz artışının ve maliye politikasının normal seyrine dönmesinin getireceği talep daralmasının, enflasyon artışını bir süre sonra dizginlemesi gerektiğini vurguladı. İkinci çeyrekte başlayan, üçüncü ve dördüncü çeyrekte daha da artan bir ekonomik yavaşlamanın son derece yüksek bir olasılık olduğunu belirten Yazgan, “Bu nedenle enflasyonun da yılsonuna doğru düşüşe geçmesini bekliyorum. Diğer yandan faiz politikası, kur seviyesinin çok fazla düşmesine izin vermeyip, rekabetçi bir düzeyde istikrar kazanmasını hedeflerse, net dış talebin belli bir ölçüde büyümeyi desteklemesi, cari açığın düşüşe geçmesi de beklentilerim arasında” dedi.

Merkez Bankası’nm faiz kararının enflasyon üzerindeki etkisini değerlendiren Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl ise, TCMB’nin uzun zamandır piyasayı GLP’den fonlaması ve repo faizini kullanmamasından dolayı güvenilirliğinin, piyasayı yönlendirme ve sözlü müdahaleyi etkin kılma gücünün azaldığını ifade etti. Dolayısıyla TCMB’nin yeniden piyasayı repo faizinden fonlama kararı almasının piyasadaki etkinliğini artırarak orta ve uzun vadede enflasyona düşürücü etki yapacağını dile getiren Karagöl, “Zira Merkez Bankası’nm sadeleşme adımının piyasalar tarafından olumlu karşılandığı aşikar. 2010’dan beri uygulanan geniş faiz koridoru piyasaların birden farklı oranlarda fonlanmasmı sağladı. Küresel ekonomideki gelişmeler Türkiye’yi ‘kırılgan beşli’ grubunda pozisyonlandırdı. Bundan sonra izlenen politikalarda gözlemlenen Merkez Bankası’nın bankaları fonlarken tek faiz yerine birkaç ayrı faizden fonla-masıydı. Sadeleştirmeye geri dönülmesi bu farklı fonlama çeşitlerinin giderilmesi adına önemli bir adım. Faiz artışının bir maliyet enflasyonu getireceğini düşünemeyiz” diye konuştu.

Gelişmekte olan ülkeler arasında Arjantin ve Türkiye’nin son faiz artışlarıyla gündeme oturduğunu söyleyen Karagöl, şu an dünyada en yüksek faizi yüzde 40 ile Arjantin’in verdiğini vurguladı. ABD’nin korumacı ticaret politikaları, İsrail Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıması gibi olaylar neticesinde doların küresel piyasalarda daha da güçlenmesinin gelişmekte olan ülkelerin döviz kurlarında belli hareketliliklere sebep olduğunu belirten Karagöl,. “Türkiye’nin bulunduğu bölgede yaşanan ve hala neticelenmemiş bir Suriye krizi, Irak’ta yaşanan istikrarsızlıklar ve bugün Filistin’de yaşananlar jeopolitik risklerin devam ettiğini gösteriyor” dedi.

Prof. Dr. Ege YAZGAN / Bilgi Üniversitesi Rektör Vekili
“TCMB zor ve ince ayarı tutturmaya çalışacak”

Eğer 7 Haziran’a kadar kur düzeyinde TCMB’nin istediği seviye sağlanmazsa, politika faizinde 50-100 baz puanlık bir ek artış gelebilir. TCMB bu artışı fonlamanın belli bir bölümünü, bandın üst tarafına doğru bir faiz oranından, haftalıktan geceliğe kaydırarak da yapabilir.

Sonuç olarak, ortalama fonlama maliyetinde bir yükseliş olur. Ancak sadeleşme vurgusu, TCMB’nin bu ikinci yöntemi daha az t tercih edeceğini veya acil durumlar için saklayacağını ve politika faizinde direkt artışı tercih edeceğini düşündürüyor. Bu noktada 1 TCMB’nin hedefleyeceği kur düzeyi önemli. TCMB hem döviz borcu olan firmaları w bir ölçüde rahatlatacak diğer yandan da, ihracatı teşvik edecek rekabetçi bir kuru korumayı hedeflemeli.

Prof. Dr. Murat FERMAN / Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi
”7 Haziran’da faiz artışı beklemiyorum”

Dünya konjonktüründe ve Türkiye’deki iç dinamiklerde olağanüstü bir gelişme olmadığı sürece 7 Haziran’da gerçekleştirilecek PPK toplantısında faiz artışına gidilmesini beklemiyorum. Ancak anlaşılıyor ki Londra’da 4 Haziran’da açıklanacak enflasyona göre faiz aracını kullanma konusunda TCMB’nin opsiyonlarının açık ve elinin serbest olduğuna dair mesaj verilmiş. Araç serbestisine vurgu yapılmış.

Sayın Şimşek, ‘politika seti’ ifadelerini kullandı. Araç çantasından politika setine terfi ettik. Bu gelişigüzel bir ifade değil. Mevcut durumun düzlüğe çıkarılması, normale dönüş için idece TCMB ve faiz aracıyla ifoI almak mümkün değii. Enflasyon ve cari açıkla mücadele politikaları da bunun ayrılmaz bir parçası. Yeni yaklaşımla İşler biraz daha rayına oturursa, bu anormal tablo normale döndüğü oranda, bizim de sadece faiz bastonuna dayanarak değil, entegre politikalarla yol almamız gerekiyor. Dolarda 4.40’m altına inilmesi halinde normalleşme sürecinde daha sağlıklı bir patikada ilerleyeceğiz.

Seçimlere kadar işler kötüye giderse, TCMB’nin kadar faiz silahını çekmekten başka opsiyonu olmayacak.

Prof. Dr. Erdal Tanas KARAGÖL / Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi
”Merkez Bankası ekonomik büyümeyi de gündemine almalı”

Ekonomi belirsizlikleri sevmez, öngörülebilirlik ister. Daha sade ve daha normal bir para politikasına sahip olmak finansaf istikrar için önemli. Erken seçim kararı ile Türkiye en büyük reformlarından birini hayata geçirmek üzere. Ekonomi yönetimi de bu reformlardan en çok faydalanacak ve karar alma becerisinin etkinleşeceği dinamik ve proaktif bir yapıya kavuşacak.

Ekonomi yönetimi bu başkalaşımı geçirirken Merkez Bankası’nın da buna ayak uydurması elzem. Özellikle finansal istikrar ve ekonomik büyüme için rol alması beklenen Merkez Bankası ekonomik büyümeyi de gündemine almalı. Yeni para politikası araçlarının gündeme getirilmesi, Merkez Bankası’nın görev ve yetkilerinin yeniden değerlendirilmesi, farklı perspektiflerle yeni amaçlar edinmesi Türkiye ekonomisinin lehine olacak. Sayın Şimşek ve Çetinkaya’nın Londra ziyaretleri de olumlu geçti. Türkiye kredibilitesi güçlenmiş ve rüştünü ispatlamış bir şekilde bu seçimi atlatacak.

HÜLYA GENÇ SERTKAYA




Bu Konularda İlginizi Çekebilir

Yazımızı beğendiniz mi?

Size daha güzel hizmet sunabilmemiz için lütfen bize destek olun. Yazımızı aşağıdaki sosyal medya sitelerinde paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir