Kültür Sanat

Sıra Dışı İş Adamından “Renkli Fikirler” İsimli Kitap

DOSSO Dossi Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Eraslan, sıra dışı bir iş adamı, iş ve tatili bir araya getirerek yeni bir iş modeli geliştiren ve bu alanda yıllardır önemli fuar organizasyonlarına imza atan Eraslan, farklılığını sadece iş hayatında değil, yaşam tarzında da ortaya koydu. Önce hazır giyim üretimi yaptığı dönemdeki batışını kitap haline getirerek bu anlamda bir ilk oldu. Yeni çıkan “Renkli Fikirler” isimli kitabı da yine bir ilk olma özelliği taşıyor. Eraslan bugüne kadar herhangi bir iş insanının yapmadığı bir projeyi hayata geçirdi.



Eraslan, bu kitabında sahip olduğu resim koleksiyonunu okuyucularıyla paylaşıyor. Kitaba toplumun her kesiminden büyük bir ilgi var. Daha şimdiden ikinci baskısı yapıldı bile. Başarılı iş adamının kültür ve sanata olan bu duyarlılığı ilgimizi çekti. Kendisiyle hem kitaplarını, hem de kültür ve sanata bakışını içeren keyifli bir söyleşi yaptık…

Sizi bu kitabı yazmaya iten şey neydi?

30 yıllık bir koleksiyonerim. Koleksiyonumda 120 eser var. Bunların yedisi Türk ressamlara ait, gerisi İtalyan ressamların eserlerinden oluşuyor. Evimin duvarlarına asılı olan bu tabloları sadece ailem ve misafirlerim görebiliyordu. Ben bu tabloları herkesle paylaşmak istedim. Paylaşmanın bir yolu da onları kitap haline getirmekti. Kitaplaştırarak daha geniş bir kitleye ulaşacağımı düşündüm. Kitabıma editör olarak katkıda bulunan Gazeteci sevgili Özbey Men ve birkaç dostum sayesinde koleksiyonumu bu kitapta toplayarak kalıcı hale getirdim.

“Renkli Fikirler” neyi anlatıyor?

Dosso Dossi, Rönesans döneminde yaşamış bir İtalyan ressamın takma adı. Gerçek adı Giovanni di Niccolo de Luteri. Bu ismi İtalya’da yaşadığım dönemde tescil ettirdim. Türkiye’ye döndükten sonra kendi şirketime bu ismi verdim. Bu ressam resim sanatındaki yenilikleriyle kendi çağma damga vurmuş. Fırçasıyla insanlara adeta özgürlüğü hatırlatan bu sanatçıyı daha çok insanın tanımasını istedim. Renkler Dosso Dossi’yi adlandırıyor ve simgeliyor. Kitabın isminin ikinci kelimesi olan “Fikirler” ise beni anlatıyor. Çünkü İş hayatında farklı fikirlerimle öne çıktım. Dosso Dossi Fashion Show’un ortaya çıkması yeni bir fikir ve tamamıyla bir inovasyon. İkisini yan yana getirerek Renkli Fikirler’le güzel bir iş çıkarttık. Burada benim yaptığım bir öncülük, bir örnek oluşturma. Biz iş insanları toplumun örnek aldığı kişileriz. Yaptığımız iyi ve kötü şeyleri insanlar taklit ederler. Böyle bir şeyi yaptığınız zaman binlerce insanı potansiyel olarak sanata yönlendirebilirsiniz. Bu çalışmayla birkaç kişiyi de olsa sanata yönlendirdiğimizi umuyorum. İnsanlar evlerine, ofislerine bir tablo alarak hem sanata bir başlangıç yapabilir hem de sanatçılara destek olabilirler.

Kitap kapağınızda kendi yüzünü kullanmanız nasıl karşılandı?

Daha bu kitaba başlarken kapağını bu şekilde düşündüm. Bunu yapacağıma işe başlarken karar verdim. Bence cesur bir adımdı. Herkes bunu söyledi. Çoğu “Ben bunu yapamazdım” dedi. Eğer bu işe adım atmışsan sanat adına da bir adım atman gerekir. Bugün kitabıma baktığımda bana büyük bir mutluluk veriyor. Bunu yapabilmek cesaret isterdi. Onu gösterdim, yaptığım için de çok mutluyum.

Kitap beklediğiniz ilgiyi gördü mü?

Evet. İkinci baskıya bile geçtik. Bütün perakende noktalarında var. Pek çok kütüphaneye gönderdik. Farklı illerden talep geldi, oralara da gönderdik. Kısaca sanatla ilgili olan her yere gitti. Ülkenin doğusundan batısına kadar her yerden talep geldi. Bir iş adamının resim sanatını bu denli detaylı bir şekilde anlatıyor olması takdir gördü. Bundan çok gururlandım. İyi ki de böyle bir şey yapmışım, iyi ki de koleksiyoner olmuş ve bunları paylaşıp, insanlarla buluşturmuşum.

Yazma konusunda yeni hedefleriniz var mı? Üçüncü kitap olacak mı?

Olacak. Şu anda üçüncü kitabımı derliyorum. Birinci kitabımda şundan bahsediyordum; bîîikimli iş adamları hayatlarının son demlerini kitap yazmaya çalışarak geçiriyorlar. Ben ise genç yaşımda bu deneyimlerimi sindire sindire yazmak ve buna devam etmek istiyorum. İlerleyen yaşlarda onlarca kitaba sahip olmak, dönemin koşullarına göre hareket edip işin sonunda artılarımı ve eksilerimi görmek istiyorum. Belki de gençlik yıllarında savunduğum bir fikir, ilerleyen yıllarda anlamım yitirecek. Sonuçta insanoğlunun fikirleri, davranışları değişiyor.




Geçmiş döneme bakın, o gün farklı bir siyasi yelpazede olanlar bugün o düşüncenin tam karşısında olabiliyor. Çevrenize baktığınızda bunun birçok örneğini görebilirsiniz. Gelişen teknolojilerle fikirler de değişiyor. O günün koşullarında kalıplaşmış fikirlere sahip olanlara sorduğunuzda bugün “Biz ne kadar yanlış yapmışız” diyorlar. Bugün bazı şeyler değişkenlik gösteriyorsa bu analiz gücünün etkili olmasından kaynaklanıyor.

İş yaşamınızla sanata ve edebiyata ilginizi nasıi bir arada yürütüyorsunuz?

Boş zamanlarımda eşimle, dostlarımla birlikte sanat galerilerine gidiyorum. Bildiğim ressamların atölyelerini ziyaret ediyorum, müzayedelere katılıyorum. Yurtdışında müzeleri ve bu tür aktivite-leri geziyorum. Bu benim için bir hobi. Sanatla iş hayatım birlikte yürütmenin iş hayatında da faydası oluyor. Fuar organizasyonunun dekorundan tutun, kareografisine kadar herşeyinde bana yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Ekibimle birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Binlerce resmin içerisindeki fanteziyi, sürrealizm dünyasını okuyabiliyorsun. Dosso Dossi otelimizin dekoru, en iyi iç mimari dekor seçildi. Neden, çünkü mimarla o kadar senkronize çalıştık ki aynı dili konuşuyorduk adeta. Sanatın içine girdiğinizde olmayan şeyleri yaşıyor gibi görebilirsiniz. Sanatın size katacağı en iyi şey, bir şeyler olduktan sonra değil olmadan önce onu yaşıyor, görüyor olmanızdır.

Hangi türde ve kimin eserlerini topluyorsunuz?

İtalyan ressamların eserlerine ilgi duyuyorum. İtalya’da yaşamış olmanın etkiside var bunda. Daha çok Rönesans dönemi ressamlarına ilgi duyuyorum. Portre, peyzaj, sürrealist bir çalışma olabilir… Resmin sana verdiği hissiyattır önemli olan. Resim tamamıyla kişiye özgü bir şeydir. Herkese ayrı duygular hissettirir.

Kültür ve sanat konusunda iş dünyasına önerileriniz var mı?

Her iş insanının sanatla ilgilenmesi onu iş hayatında daha yaratıcı kılar. İnsani boyutu gelişmiş bir insan olur ve her şeye matematik gözüyle bakmaz. Ben çocuklarımı da bu şekilde yetiştiriyorum. Sanata, spora ve müziğe ilgi duysunlar istiyorum. Çünkü siz bunlarla ilgili olduğunuz zaman insani boyutunuz gelişir, insanlara sadece maaşla çalıştırdığınız elemanlar olarak bakmazsınız, duygularına da önem verirsiniz. İnsanların kapasitelerine, yaşam koşullarına daha fazla önem verirsiniz. Kısaca herkesin bakmadığı bir gözle bakarsınız her şeye. Ben yolda yürürken veya herhangi bir yere gittiğimde herkes gibi bakmıyorum, oradaki hiç olmadık bir şeyi farklı bir gözle görebiliyorum. Çünkü sanat demek sadece resim sanatı olarak adlandırılmamalı. Her şeyde bir sanat vardır, sanat sonsuzluktur. Bunu çocuklara çok küçük yaşlarda aşılamalı-yız. Çocuklarımızı kültür sanat konusunda gerek müzeleri gezdirerek, gerekse de medya aracılığıyla aktarılan programlarla daha ilgili yetiştirebiliriz. Büyük kurumlar, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler de bu altyapıyı oluşturan temel unsurlardır. Ayrıca iş insanları da birer örnektir. Ben bu konuda da önemli bir adım attığıma inanıyorum.

“Sanatın ekonomiye katkısı büyük”

İtalya, Fransa, İspanya gibi ülkelerde resim sanatı çok gelişmiş durumda. Brezilya nasıl futbolcu ihraç ediyorsa, bu ülkeler de resim ihraç ediyor ve milyarlarca dolar gelir elde ediyorlar. Bu, resim sanatıyla ülkenin ekonomik kalkınmasının bir boyutu. Bir diğer boyutu ise turizm hareketliliği sağlaması. Vatikan’a gittiğinizde “Tanrının İnsana İlk Dokunuşu” çizimini düşünün. Milyonlarca insan gidip onu gördü. Yani sanat bir ülkeye turist akını sağlar, tabii eğer ona sahipseniz. Sanata dönük kültür turizmini canlı tutup buna sahip olabilmek çok önemli. Tarihi eser bakımından Avrupa’dan hiç de aşağı kaldığımızı düşünmüyorum. Tarihi dokumuza daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor. Eğer toplum olarak yeterince bilinçlenirsek, buraya gelecek turist sayısı da o kadar artar. Bugün önünden geçtiğimiz birçok yapıt Osmanlı, Roma ve Bizans döneminden kalma. Ama biz onları kırıyor, parçalıyoruz. Bunu hiçbir Avrupa ülkesinde yapamazsınız. Bu değerlerimize sahip çıkmalıyız. Bu eserler varsa turist gelir, turist gelirse ekonomi kalkınır.

Mene YILMAZ



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu