Sağlık Haberleri

Virüs Salgını Bittikten Sonra Ne Olacak Neler Olacak?

2020’NİN belası, koronayı kast ediyoruz. Yaşantımızı allak bullak eden bu hastalıkla mücadelede henüz tam bir başarı sağlayamadık. Dünya Sağlık Örgütü kontrol altına alınamadığını itiraf ediyor ve tedbiri elden bırakmamamız gerektiğini vurguluyor. Ama korona sonrasında yaşantımızın nasıl şekilleneceği konusunda senaryolar yazılmaya başlandı bile. Bu pandemik hastalığın ne zaman sona ereceğini bilmiyoruz. Bittikten sonra neler olabileceğini, bazı üniversitelerden ve internet sitelerinden derledik. Normale dönmek zor olmakla birlikte umutlarımız var…

HAVA TEMİZLENDİ

Öncelikle soluduğumuz hava temizlendi. Hava kirliliği büyük kentlerde yüzde 30-40 arası, küçük yerleşim birimlerinde yüzde 60-70 oranlarında temizlendi. Dünyamız bir buçuk ayda kendine geldi. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nm açıklamasına göre Kuzey Kutbu üzerinde bulunan ozon deliği bile kapandı. Üç oksijenden oluşan (03) ozon tabakası, troposferle stratosfer arasında kalan ve yerden yaklaşık 50 km kadar
yukarıda, kalınlığı 30 km olan koruyucu bir gaz tabakası.



Güneşten gelen ultraviyole ışınların bizlere ve doğaya zarar vermesini önleyen bir atmosfer katmam. Biz onu kısaca CFG olarak bilinen kloroflorokarbon gazlarıyla deldik. Bu gazlar, klima, buzdolabı, parfüm, deodorant ve diğer spreylerden çıkıyordu. Aslında bu, gerçek anlamda bir delik değil. Tabakada bir incelmeyi sembolize ediyor. Ozon tabakasının normale dönmesi sayesinde deri kanseri, güneş yanıkları, katarakt gibi sorunlar azalacak, bağışıklık sistemimiz güçlenecek. Tekrar delmezsek tabii…

YENİLENEBİLİR ENERJİ PARLADI

Doğal enerji kaynakları eskisinden çok daha değerli hale geldi. Dünyanın hiçbir yerinde koronavirüs yüzünden elektrik kesintisi veya enerji sıkıntısı yaşanmadı. Ama korona sonrası, güneş, rüzgar, hidrojen gibi enerji kaynaklarına daha çok talep olacak. Bu talebin en az yüzde 10 olması bekleniyor. Oran düşükmüş demeyin. Dünya nüfusu 7.8 milyar. Yüzde 10 demek, 780 milyon kişinin temiz enerji kaynaklarına yönelmesidemek. Bundan sonraki moda, kendi kendine yeten evler olacak. Avrupa, ABD ve Avustralya’da örneklerini görüyoruz. Evler artık, güneş panelleriyle kendi eneıjisine sahip oluyor, devasa tanklarla da yağmur suyu biriktirilerek şebekeye bağımlılıktan kurtarılıyor. Güneş panelleri, otomobilden daha eski bir icat. Otomobilin 120 yıllık bir geçmişi varken güneş panelleri 1839’da Fransız fizikçi Alexandrc-Edmond Becquerel tarafından icat edilmişti. Ama ne yazık ki şebekeden gelen ucuz elektrik varken kimse güneş enerjisini geliştirmedi.

DRONE KENDİNİ İSPAT ETTİ

Drone teknolojisinde büyük gelişmeler olacak, talep patlayacak. İnsanoğlu drone’ları, koronavirüs hastalığında başarıyla kullandı. İlaçlar, zorunlu ihttyaç maddeleri, tıbbi malzemeleri drone’larla yerlerine teslim ettik. Hastalık olan evleri, insanların sık kullandığı mekanları, güvenli bir şekilde dronc’larla ilaçladık.

Her şeyden önemlisi drone, insanlarla temasımızı kesti. Bu durum, sosyalleşme açısından zararlı. Ama kolay kolay geçmeyeceğe benzeyen bu hastalık yüzünden sosyalleşmeyi minimuma indirdik. Bir teslimatın drone ile yapılması sayesinde bir karayolu aracından ve bir kişilik de olsa personelden tasarruf edilmiş oluyor. Dahıa- önceleri fantezi gibi görülen drone’la teslimat, hem korona günlerinde hem de korona sonrasında önemini koruyacak. Artık insanlar, yaşamlarında daha az kişiyle muhatap olmak için internetten n sipariş verecek, teslimatı drone’lar alacak.

AZ GLOBAL TÜKETİM, ÇOK YEREL ÜRETİM

Daha azına sahip olmayı öğreneceğiz ve seveceğiz. Lüks tüketimi bırakıp, tasarruf edeceğiz. İnsanlığın neye ihtiyacı var? Yaşamını sürdürmek için beslenmeye. O zaman neden, dünyanın öbür ucundan gelen aguaje, kiwano, graviyola, pitaya, durian gibi egzotik meyveler ve sebzeler tüketmek zorunda hissediyoruz ki? Amerikalı yazar, sanatçı ve Stanford Üniversitesi profesörü Jenny Odell, tüketimde aşırıya kaçmanın tehlikelerini daha önce gördü ve 2019’da “Hiçbir Şey Nasıl Yapılır: Dikkat Ekonomisine Direnmek” adlı kitabını yayınladı. Odell, insanlara reklamlarla “sürekli olarak tüketmeleri” konusunda baskı yapıldığını hatırlatıyor ve üretken olmamız gerektiğini vurguluyor. Burada üretken olmak, bir tarla edinip ekmek, sürmek, hasat etmek demek değil. Yöresel olarak yetiştirilen sebze ve meyvelerle yetinip yaşamını sürdürmek demek. Kimyager Profesör Doktor İbrahim Saraçoğlu’nun sözlerini hatırlayalım: “Elmayı çocukluğumuzdan beri yiyoruz. Ama egzotik meyveler, son birkaç yılda ortaya çıktı. Vücudumuz elmayı biliyor ama bu egzotik meyveleri tanımıyor. Bu meyvelerden hiç bir fayda göremezsiniz.”

DOĞAYI HATIRLADIK

Doğaya daha çok yakınlaşacağız. Hastalık nedeniyle ağaçlara ev yapıp, büyük ağaçların kovuklarını oda haline getiren ve kendini korumaya çalışan insanlar gördük. Bunlar abartılı önlemler olmakla birlikte doğanın kentlerden, ağaçların gökdelenlerden çok daha önemli olduğunu, daha çok insan idrak edecek. Doğaya gidemese de doğayı kentlere getirecek. İtalya bir süre önce “dikey orman” (boseo verticale) adını verdiği yeni bir mimarinin öncüsü oldu. Dikey orman, 15-20 katlı binaların balkonlarına onlarca ağaç, fidan, bitki dikilerek oluşturuluyor. Bunun faydaları; hava kirliliğinin azalması, insanların stres atmaları ve psikolojilerini düzeltmeleri, çirkin beton görünümünün kapatılması olarak sayılabilir.




Ağaçlar ve okyanuslar, karbondioksit (C02) emer. Ama biz ağaçların ve okyanusların emme kapasitesinden daha çok karbondioksit çıkarıyorduk. Şimdi C02 seviyesi oldukça düştü. Bu hem rahat soluk alacağımız hem de sera etkisinin azalacağı anlamına geliyor. Lütfen koronavirüs sonrası, kırılgan dünyamıza yine hoyrat davranmayalım.

EKONOMİYİ BEKLEYEN ÜÇ MODEL

Pekiyi ya ekonomi? İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin araştırmalarına göre bizi bekleyen üç model var. Birincisi devlet kapitalizmi. Halen dünya çapında gördüğümüz uygulamalardan. Tipik örnekleri; İngiltere, İspanya ve Danimarka. Pek çok işçi, hasta olduğu için çalışamaz ve hayatını kaybetmekten korkar. Bu durumda devlet devreye girer ve genişletilmiş refah mekanizmasını kullanır. Ancak beklenti, bu uygulamaların kısa vadeli olacağı yönündedir. Burada önemli konu, mümkün olduğu kadar çok işletmenin, ticari hayatını devam ettirmesidir. Bu senaryo başarılı olabilir mi? Muhtemelen. Ama koronavirüs, kısa vadede kontrol altına alınacak gibi görünmüyor.

İkincisi devlet sosyalizmidir. Devlet, bütün hastaneleri ve sağlık kuruluşlarını millileştirir. Sağlık çalışanlarının ücretlerini garanti altına alır. Böylece ekonominin, gıda üretimi, enerji ve barınma gibi insan ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli olan bir bölümünü korumuş olur.

Üçüncüsü karşılıklı yardımlaşmadır. Bu seçenekte devlet, tanımlayıcı rol üstlenmez. Daha doğrusu bireyler ve sivil toplum kuruluşları kendi içlerinde organize olur ve toplumların yaşamlarını devam ettirmeleri konusunda inisiyatifi ele alır, bütün yükü devletin sırtına bindirmez. Batı Afrika’da çıkan Ebola salgım, sivillerin gayretleriyle yok edilmişti. Ebola, 2013’te patlak verdi ve 2017’ye kadar Gine, Liberya, Sierra Leone gibi ülkelere yayıldı. Bu hastalık yüksek ateşle ortaya çıkıyor ve hastayı kısa zamanda ölüme götürüyordu. Bu virüs de, yarasa, maymun, şempanze gibi hayvanlardan insanlara bulaşmıştı.

ALEV RİGEL



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu