Anasayfa / Girişimcilik / Köşe başında işyeri açmak artık girişim sayılmıyor

Köşe başında işyeri açmak artık girişim sayılmıyor




Köşe başında işyeri açmak artık girişim sayılmıyor. Şimdi dünün alışılmış kurallarını yeniliklerle yorumlayan, onları aksiyona dönüştüren tüm becerilere ‘girişim’ adı veriliyor…

Girişimciliğin yeni yorumu

GİRİŞİMCİLİK algısı son yıllarda epey değişti. Girişimcilik yeni bir iş kurmanın ötesinde çok daha değişik kavramları içeriyor. Teknik bir aksiyondan büyük iş operasyonlarına kadar her şey artık birer girişim. Girişimcilik sadece kâr odaklı olmaktan çıkıyor, tüm faaliyetleri kapsayan devrimci bir nitelik kazanıyor. Dahası, dünyanın büyük kurum ve şirketleri ‘girişim’ deyince şimdi daha başka şeyler anlıyor.

Girişimciliğin yenilik odaklı tanımından bazı örnekler verelim hemen: Bunların çoğu çalışanlarının dilinde şimdiden birer özdeyiş haline gelmiş/Microsoft’ ve ‘Apple’ girişimsel aksiyonlara felsefi derinlikler yükleyen kuramların en başında: Şöyle diyor ‘Microsoft’: “Fayda ve prestij odaklı eylemlerin kesiştiği her nokta birer girişimdir” ‘Apple’ın girişim inancı da yukarıdaki ifadeyi pekiştiriyor: “Dünün alışılmış kurallarını yarma yönelik yeniliklerle yorumlayan; onları birer aksiyona dönüştüren her şey girişimdir.”

SADECE İŞ KURMAK MI?

Köşe başında dükkân açmanın ya da basit bir tesis kurmanın bizde girişim sayılmasına karşın, yukarıdaki ifadeler hiç de yabana atılacak şeyler değil. Üstelik girişimciliğin sınırları iş dünyasını aşıyor; bilim ve siyasete kadar genişliyor. Bugünün dünyasında her siyasetçi bağımsız birer girişimci aslında… Hatırlayalım; Obama iktidara geldiğinde girişimciliği kendi anlayışına göre yorumlamış ve şöyle demişti o günlerde: “Her şey girişimcilikten ne anladığımıza bağlıdır; bana göre küresel politikanın beslediği paradigmaların toplamı salt girişimden ibarettir.”

ABD’nin yeni başkam Trump daha da ileri giderek girişimciliği kutsayan sözleriyle onu bir ‘mitos’a dönüştürüyor. Dahası, gerçek bir girişimcinin prototip özelliklerini de kendi kişiliğinde taşıyor. Girişimciliğin son tanımını ise ‘Harvard Business School’un bazı efsane isimleri değişik biçimde yorumluyor ve tek cümle içinde sunuyor bize: “Dünyayı fırsat eksenli hale getiren her öngörü başlı başına birer girişimdir!” Şunu da unutmamak lazım: ‘Google’u yaratanların icat ettiği cümle bugünün girişimciliği için her yerde geçerli: “Geçmişi gelecekle bütünleştiren ve şimdiyi yaratan aksiyonların tümüne girişimcilik denir!”

Yakın geçmişin dahi girişimcilerden Steve Jobs’ ise girişimi daha güzel tarif ediyor: “Lambanın içindeki cin kendiliğinden çıkmaz, odaklanacak bir iddianızın olması lazım. Formül ise çok basit: Yaratıcı aklı bilim ışığının kaynağına yönelteceksiniz!”

GİRİŞİM ‘EN’LERİ YARATMAKTIR…

Tüketicinin beklentisini anlayan, bu süreci evrimleştirmeye odaklanmış faaliyetler girişimcinin başlangıç aksiyonları gibi sanki. Girişimciliği daha değişik çeşniler katarak zenginleştirenler ise özellikle ABD’liler ve Japonlar…

Örneğin, Japonlara göre değişik fikirleri teşvik eden, yenilikleri konumlandıran her türden görüş girişimciliğin yeni odak noktası. Nitekim ünlü ‘Sony’ markasının girişim rehberi şunu öneriyor bu işe yönelenlere:

“En iyi, ‘en yararlı, ‘en kârlı’, ‘en değerli’ ve ‘en farklı!’ Bir kurum için ‘en’leri yaratan atılımlarm her biri başlı başına birer girişim…”

Girişimin yeni tarifleri arasında “şirketlerin yeniden yapılandırılmasını sağlayan irade”, “toplumsal eğilimleri kolaylaştıran yetenek”, “toplumu yaratılan ihtiyaçlara yönlendiren beceri” gibi başka değerlendirmeler de var. “Gerçek girişim, insanların bilinçaltını analiz eden ve onu anında çözen tılsımlı anlayıştır” diye ısrar eden ise dünyanın ünlü şirketlerinden ‘Procter&Gamble’ın yöneticileri. Cümle sanki yarına özgü özdeyişlerden biri gibi duruyor.



Girişimciliğin aslında kapitalist ekonominin temeli olduğu kesin. Batı kültürü özellikle de ABD, bugün girişimciliği hiç olmadığı kadar etkileyebiliyor. Bilimsel araştırmalar ile girişim ruhu yan yana. Ne var ki girişimcilik gelişmekte olan kimi ülkelerde hep kıyısından köşesinden hala ‘yeni bir iş kurmak’ düzleminde algılanıyor.

HER YERDE GİRİŞİM VAR!

Oysa girişimcilik yeni bir kültürün; hatta yenilenmeci anlayışın bilimle bütünleşmiş adı. Girişim süreci günümüzde yalnız ekonomik faaliyetleri kapsamıyor. Örneğin bir topluma aşılanan davranış kalıpları da girişim özelliğine sahip. Bu nedenle kimi ülkeler doğrudan girişimci sıfatını hak ediyor. Dünün komünist Çin’i bile buna örnek gösterilebilir.

Çin usulü girişim daha toplumsal, daha çabuk ve daha pratik unsurları kapsıyor. Girişimcilik ruhu yok edildiği için sarsıntı geçiren Marksist ekonomiler aslında girişimin insan doğasına özgü nitelikler taşıdığını yeni yeni anlıyorlar. Kendini kapitalist sayan kimi korumacı ekonomiler ise -istemeyerek de olsa- bugün aynı yolu izlemeye çalışıyor.

Amerikan girişim kültürü her on yılda birçok fazla sayıda yıldız yarattı bugüne kadar. Girişimciliği kutsayan kamuoyu orada hiçbir zaman içine kapanmadı. ‘Thomas Edison’, ‘Henry Ford’, ‘Bili Gates’, ‘Steve Jobs’ gibi efsaneleri yaratan Amerika işte bu yüzden Amerika’dır.

Kim ne derse desin dudak uçuklatan buluşlarıyla Amerikan patentli girişimcilik kültürü daha uzun yıllar tüm dünyaya örnek olmaya devam edecek görünüyor.

GİRİŞİMCİLİĞİN ROTASINI KİM BELİRLİYOR?

Tam bu noktada kimileri şunu sorgulamaya başlıyor hemen: Girişimcilik aslında nasıl bir şeydir ki devlet politikasından şirket kültürüne kadar her şeyi etkileyebiliyor? Bugünün girişim dünyası yeni bir sürece dönüşür mü bilinmez ama hızla artan dünya nüfusu girişim dediğimiz şeyi her zamankinden çok daha gerekli kılıyor. Çünkü girişim + bilim = değişim!

Bize gelince: Gerçek olan şu ki, zamanında kendini sürekli yenilemiş girişim kültüründen gelmeyen toplumumuz iddialı ve fazla yaratıcı olmayı pek sevmiyor. Daha çocukken kişiye sessiz ve itaatkâr olması öğretiliyor. Tedrisat sistemimiz ise büyük ölçüde hala ezberciliğe dayalı…

Bu süreç bizde 19. yüzyıl Fransız eğitim sisteminden kalma. Oysa devir çoktan değişti. Şimdi bir başka dünyanın temsilcisi gibi algıladığımız ‘Steve Jobs’un mantığıyla düşünmek ve şunu söylemek gerekiyor: “Bilimsel araştırmaların her bir adımı aslında girişimci gibi düşünmektir. Bilimi es geçen toplumlar sadece birbirinden kopya çeker. ”

GİRİŞİMCİLİKTE DAR KALIPLARIN SONU

Somut gerçeklere bakıldığında girişimcilik ruhunun kapitalizmin özünü de aşan psikolojik bir davranış olduğu görülüyor. Girişim ruhu önce bireyseldir. İlk olmayı, yükselme hevesini, rekabet arzusunu ve yaşamla savaşmayı emreder. Sorunlardan yılmamak gerekir. Sorun olmadan girişim olmaz, tıpkı rekabet olmadan girişimin olmayacağı gibi. İşte bu gerçek, girişimin dar kalıplar içine hapsedilmesini önlüyor. ik Şimdi oturup düşünelim hemen: Siyasetin ürettiği herhangi bir projeden, ünlü bir şirketin gerçekleştirdiği aksiyona kadar her alanda sayısız girişim bizi çevreliyor da acaba biz mi farkına varamıyoruz? Bu soruya hemen yanıt vermek zor.

O halde bir kez daha tekrar edelim; girişim sürecini yenidünya düzeninde sadece ‘iş kurmak’ gibi basit bir ifadeye indirmek artık olası değil. Girişim, akla gelen ve gelmeyen her alanda tüm hızıyla devam ediyor.

İşte bu yüzden gelişmiş ülkeler girişim olgusunu bir değişim süreci olarak algılıyor ve hissettirmeden yeni anlamlar yüklüyor ona. Hem de kendi kültürlerinin mayası olan bu sihirli kelimeye yeni baştan dört elle sarılarak. Acaba biz bunun yeterince farkında mıyız?

Nur Demirok / Para





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir