Anasayfa / Kariyer ve İş / İnsanı Etkileyen ve Neden Bende Olmayayım Dedirten Başarı Öyküleri

İnsanı Etkileyen ve Neden Bende Olmayayım Dedirten Başarı Öyküleri




Neden Bende Olmayayım Dedirten Başarı Öyküleri

Hemen hemen hepimizin isteklerimizin başında başarılı olmak, kazanmak ve bunu başladığımız noktadan daha yukarıya çıkarma isteği vardır.

basarmakİşte sizlere örnek alacağınız ve vay canına diyeceğiniz başarı öyküleri. Okurken kendinizi hayal edin inanın başarıyı hayal ettikçe gerçeğe dönüştürme arzusu sizi sonuca götürecektir. Yalnızca doğru olan hayaller başarıya ulaşır.

Onlar boşuna patron olmadılar. Akıl ve zekâ onlarındı. Tüm engellere rağmen başardılar. Çocuk da yaptılar kariyer de. Başarmakla ilgili öyküler.

VEHBİ KOÇ (20.07.1901 1996)
ZEKÂ, ÖZVERİ, BAŞARI VE ÇALIŞMA AŞKIYLA DOLU BİR BAŞARI HİKÂYESİ

Vehbi Koç, 1901 yılında Ankara’da Çoraklık semtindeki yazlık evde, ‘üzüme alaca düştüğü’ günlerde doğdu. Doğduğu günü hiç bilmedi. Annesi, ‘Üzüme alaca düştüğü günlerde/ deyince, sonradan çocuklarıyla birlikte 20 Temmuz’u doğum günü kabul etti. Soyu, Kütükçüzadeler olarak anılan ana tarafmdan 600, Koçzadeler olarak anılan baba tarafından da 250 yıllık Ankaralı ailelere dayanıyordu. Babası Koçzade Hacı Mustafa Efendi, annesi Kütükçüzade Fatma Hanım’m ilk çocuğuydu. Sonra iki kardeşi daha doğdu: Zehra ve Hüsniye.

Koçzade Ahmet Vehbi, 5 yaşında mahalle mektebine başladı. Hacı Bayram Camii’nin yarandaki ‘Topal Hoca’nın Mektebi’nde ilk tedrisini aldı. Mahalle Mektebi’nden sonra yine Hacı Bayram Camii’nin yarımda kiralık bir evde ders görülen ilkokula başladı. Bu okulu birincilikle bitirdi. Daha sonra, bugün Tıp Fakültesi İhtisas Hastanesi’nin bulunduğu yerde olan ‘Taş Mektep’ denilen Ankara İdadi’sine (lise) gitti. Ancak idadi hayatı uzun sürmedi.

Dedesi Koçzade Hacı Mehmet Efendi, Vilayet Meclisi umumi azalığı yapmış, Ankara’da iyi tanınmış, zaman zaman taahhüt işlerine girmiş, buğday ticaretiyle uğraşmış hareketli bir insandı. Babası medreseye devam etmiş, hoca olmuş; ancak bu konuda çalışmamıştı. Babası, o günlerde Ankara’nın en güzel caddelerinden biri olan Karaoğlan Caddesi (bugünkü Anafartalar Caddesi) üzerinde olan evlerinin altındaki dört dükkânı ticaret yapan gayrimüslimlere kiralık vermişti. O zamanlarda, tüm Osmanlı’da olduğu gibi, Ankara’da da ticaret gayrimüslimlerin elindeydi. Müslüman Türkler, ülkenin sahibi olmakla birlikte, çoğunlukla ticaret erbabının emrinde çalışan, basit hayat süren kimselerdi. En güzel binalar, en güzel mağazalar, en güzel yazlıklar ticaret yapan gayrimüslimlerindi. Bu, Koçzade Ahmet Vehbi’nin dikkatini daha çok küçükken çekmişti. Fakir sayılmazlardı. Geçim sıkıntısı çekmiyorlardı. Kışlık evlerinin yanında, Çoraklık semtinde doğduğu yazlık evleri de vardı. Ama bir gariplik hissediyordu. Sünnet olduğunda babası ona bir eşek hediye etti. Çok sevindi. Ama eşeğiyle yazlık evlerine giderken, ilk hüznünü yaşadı. Zira onun gibi yazlık evlerine giden gayrimüslim çocukları, daha güzel eşekleriyle yolda onu sürekli geçmişlerdi. Üstelik güzel arabalarıyla imren-dirmişlerdi. Eşeğine, daha hızlı gitsin diye, babasının atının arpasından yedirdi. Ama fayda etmedi, hayvan ne kulaklarını dikti ne de bir canlılık emaresi gösterdi. Bu içine işledi.

Ticarete atılmaya karar verdi: “Eğer Allah bana 50.000 liralık bir servet verirse, beş katlı güzel bir mağaza açacağım,” diye kendi kendine söz verdi. Okuldan ayrılmaya karar verdi. Ancak anne ve babası ‘katiyen olmaz’ dediler. Israr etti. Ailesi dayanamadı ve Kütükçüzade Hacı Rıfat Efendi’nin yazdığı dilekçeyle, hayatında yeni bir sayfa açıldı: ‘Diyki maişet (geçim darlığı) dolayısıyla mektebimi terk etmek mecburiyetinde kaldım. Lazım gelen tasdiknamenin verilmesini rica ederim. Ahmet Vehbi.’

Okuldan ayrıldı. 15 yaşındaydı. Dedesi ve babasıyla görüşerek esnaflığa başladı. Karaoğlan Caddesi’nde oturdukları evin altındaki dükkân, bir sandık ayakkabı lastiği, bir sandık şeker, birkaç teker kaşar peyniri, zeytin, makarna gibi mallarla bakkal dükkânı haline getirildi ve üzerine ‘Koçzade Hacı Mustafa Rahmi’ tabelası kondu. Sermayeleri 120 liraydı.

Onun görevi, dükkânı açmak, süpürmek, tozlanan malları temizlemek, müşterilerin aldığı malları tartmak ya da saymak, mangalı yakmak, camekânları temizlemekti. Kısacası, hademe, satıcı ve muhasebeci görevlerini bir arada yürütüyordu. Babası, tezgâh başında oturup, satılan malların parasını alırdı. Zaman geçip, piyasada iş yapanları gördükçe ustalaştı. Güzel mallar getirip satmaya başladı. Artık İstanbul’a mal almaya da o gidiyordu. Ayakkabı lastiği işine girdi. Müşteri gelir, çamurlu ayağını uzatır, o da temizler ve ayağına lastiği geçirirdi. Bir çift lastiğin maliyeti 200 kuruştu ve 225 kuruşa satıp, 25 kuruş kazanıyordu. İki yıl daha böyle gitti.

Sonra bakkallık işleri az gelmeye başladı. Yine ticaret yapan gayrimüslimleri izledi. Kösele işi cazip geldi. Ankara’daki en büyük kösele satıcısı gayrimüslim bir tüccarın yanındaki Kosti adlı satıcıyla anlaştı ve kösele işine girdi. İyi iş yaptı. Bir süre sonra kösele işi de az geldi. Ayakkabı yapımında kullanılan malzemeler için ikinci bir dükkân daha açmaya karar verdi. Kösele dükkânına bitişik, kendilerine ait dükkânı ayakkabı, hırdavat mağazası olarak açtı. Bir süre sonra yine gayrimüslim bir tezgâhtar olan Hiya Elmalaki ile anlaştı ve aktariye işine girdi. Artık, kösele, hırdavat ve aktariye işlerini yapıyordu. Her çeşit iplik, makara, baharat, bardak, fincan, tabak, ayna, boncuk satıyordu.

O günlerde, İstanbul işgal edildi. Tarih 16 Mart 1919’du. Kurtuluş Savaşı başladı. Atatürk’ü ilk o günlerde gördü. İstanbul’un işgalinden sonra vatanseverlerin yavaş yavaş Ankara’ya geldiği günlerde, Atatürk Adnan ve Halide Edip Adıvar’ı karşılamak için istasyona gitmişti. Koçzade Ahmet Vehbi de o gün, biriken halkın arasında Atatürk’ü görebilmişti.

O dönemde askerlik çağına gelenlerden önce subay olacaklar askere alınırdı. Koçzade Ahmet Vehbi’yi lise mezunu olmadığı için askere almadılar. Ancak Kurtuluş Savaşı sırasında, o da bir şeyler yapmak istiyordu. Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra, Genel Sekreter Recep Peker’e bir dilekçe vererek, Meclis’te bir memuriyet istedi. Ve 1920 yazında Meclis Matbaası’nda Cevat Fehmi Başkut’un yanında musahhih yardımcısı olarak işe başladı.

Bir süre sonra da Muhafız Kıt’a Kumandanlığında askere gitti. Askerden döndükten sonra yine işlerin başına geçti. Hem vatandaşın ihtiyacını hem de ordunun ihtiyacı olan malzemeleri getiriyordu. Ordu mal bedelinin yüzde 60’ını öder, geri kalanı için Tekâlif-i Harbiye’ denilen bir borç makbuzu verirdi. O da bu makbuzlarla mal verdi. Ve zaferden sonra hükümet, bütün borçları ödedi.

Artık Cumhuriyet ilan edilmişti. Her şey değişiyordu. En azından umut doluydu. 1925’in sonlarında 24 yaşma gelmişti. Anne ve babası onu evlendirmeye karar verdi. Gelin adayı da teyzesinin kızıydı. Aile içinden evlilik geleneğine ‘pek de iyi bakmıyordu’ ama karşı gelmedi. Sad-berk Hanım ile nişanlandılar. 1926’nın ilk haftasında düğün yapıldı. Cuma günü başlayan düğüne Ankara’nın tanınmış kişileri, İstiklâl Mahkemesi Başkanı ve üyeleri de geldi. Münir Nurettin Bey (Selçuk) ve Riyaseti Cumhur Musiki Heyeti şarkılar söyledi. Düğünde o kadar yorulmuştu ki; gelinin yüzünü açmayı unuttu. Uyarılar üzerine yüzünü açtı ve Sadberk Hanım’ın yüzünü ilk defa o zaman gördü. 47 yıl sürecek mutlu bir beraberliğin, minnettarlığın ilk adımı o gün atıldı.

Evlenmişti. Artık daha çok çalışıyordu. Rakipleri arasında ün yapmaya başlamış, babasının tam güvenini almıştı. Koçzade Hacı Mustafa Rahmi Efendi, 1917’de kurdukları ‘Koçzade Hacı Mustafa Rahmi’ firmasını 1926 yılında ona devretti. Böylece ‘Koçzade Ahmet Vehbi’ firması kurulmuş oldu. Bir yıl sonra da babası öldü. Dükkânları yol genişletmesi nedeniyle yıkılmıştı. Yerine şimdiki Koç Han’ı yaptırdı. Artık esnaflıktan çıkmış, tüccar sınıfına girmişti. İşleri iyi gidiyor, ilerlemek, yükselmek istiyordu. Ankara Ticaret Odası’nda ikinci başkan olmuş, ilk çocuğu Semahat Koç (Arsel) doğmuştu. Bu arada Ford ve Standart Oil’in (Mobil) Ankara temsilciliklerini almış, taahhüt işlerine girmeye başlamıştı. Otomobil ve petrol işine girmişti. Ankara dar geliyordu. Bütün isteği, İstanbul’da bir mağaza açmaktı.

Artık, koşmanın zamanı gelmişti…

1931 yılında ilk Avrupa yolculuğuna çıktı. Trenle yaptığı bu seyahatte dış dünyayı tanımaya başladı. Budapeşte, Viyana, Berlin ve Paris’i gördü. Ama o günlerde içini bir evham kapladı. Babasının ve kayınpederinin genç denilecek yaşlarda ölmesi onu korkutmuştu. Paris’te devrin tanınmış kalp doktoru Dr. Vacquez’e muayene oldu. Kalbinin sağlam olduğunu öğrenince çok sevindi. 1934 yılında İstanbul’da ilk teşebbüsüne başladı. Bu aynı zamanda onun ilk sanayi teşebbüsüydü. Haliç Sütlüce’de, Hovagimyan Biraderler’in kurduğu boru fabrikasına ortak oldu. Ancak daha işin başında hesaplar iyi yapılmadığı için iş battı. Böyle bir iki tecrübe geçirdikten sonra, ‘Başkalarının kurduğu işe ortak olmam, kendi kurduğum işe ortak ararım,’ kararını verdi. 1937’de İstanbul’da ilk şubesini açtı. Fermenciler’de 100 bin lira sermayeli ‘Vehbi Koç ve Ortakları Kolektif Şirketi’ faaliyete geçti. 1938’de de ‘Koç Ticaret Anonim Şirketi’ni kurdu. Artık, ülkenin sayılı ticaret adamlarından biri haline gelmişti. 1930 yılında oğlu Rahmi Koç, 1938’de kızı Sevgi Koç (Gönül) ve 1941’de de kızı Suna Koç (Kıraç) doğmuştu. Artık dört çocuk babası bir ticaret adamıydı. 1944 yılı, yıllar boyunca başarılı bir şekilde sürecek bir işbirliğinin başlangıcı oldu. Otomobil işinde daha da gelişmek için iyi bir yönetici arıyordu. Sonunda Bernar Nahum’la tanıştı ve onu transfer etti. 1944 başlarında, Bernar Nahum, Koç Ticaret A.Ş. Otomobil Şubesi Müdürü oldu. Böylece uzun yıllar sürecek bir işbirliği ve dostluk başladı.

Bu arada İkinci Dünya Savaşı devam ediyordu. 1945’te savaş sonrası ticarette öncelik kazanmak için New York’ta Ram Commercial Corporation şirketini kurdu. Ama bu şirket istediği sonucu vermedi. Bu arada lastik firması U.S. Rubber (Uniroyal) firmasının temsilciliğini aldı. Savaş sonrası ilk Amerika seyahatine çıktı. 52 gün kaldığı bu ülkede, gördüğü her şey onu etkiledi. 102 katlı Empire State binası, yollar, binalar, fabrikalar, mağazalar, araçlar, her şey ama her şey bambaşka bir dünyanın görüntüsü gibiydi. Burada işadamlarının zamanı nasıl kullandıklarını, iş görüşmelerini nasıl yaptıklarını gördü. Bir anlamda ‘işadamlığı stajı’ gibiydi Amerika seyahati. Bu seyahatte Ford’la ilişkilerini geliştirdi ama Henry Ford’la görüşmeye muvaffak olamadı. General Electric’i, Türkiye’de ampul fabrikası kurmaya ikna etti. Ama içindeki evham Amerika’da da peşini bırakmadı. Önce Ford Hospital’da, daha sonra Chicago’da ünlü Mayo Clinic’te muayene oldu. Yine sağlam çıktı, biraz rahatladı.

Türkiye’ye döndükten sonra, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün ısrarıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni kurulan Parti Divanı’na (Kırklar Meclisi) girdi. 1947’de kendi sermayesiyle ilk sanayi teşebbüsüne girişti. Ankara Oksijen Sanayi Şirketi’ni kurdu. Ardından bir yıl sonra da General Electric ampul fabrikasını kurdu. Artık ticaretten sanayiye kayıyordu. Bunda, çocukluk yıllarının etkisi büyüktü. O çok iyi bir gözlemciydi. Ticarete, ticareti çok iyi yapan gayrimüslimleri izleyerek girmiş, hep en kazançlı işleri seçmişti. Sanayiye girerken de ülkenin, insanların ihtiyaçlarını gözledi.

Artık o, ülkesinin en büyük sanayicilerinden biri idi…

1954’te demir mobilya işi yapmak üzere Arçelik’i kurdu. İsrail’li Amcor firmasıyla anlaşma yaparak, onlardan kompresör alıp buzdolabı üretmeye başladı. Buzdolabı işi geliştikçe, Arçelik demir mobilya işinden çekildi ve yavaş yavaş elektrikli ev aletleri endüstrisine geçti. Üstüne üstlük, General Electric’le yaptığı anlaşma çerçevesinde, ürettiği Arçelik buzdolapları General Electric markasıyla yakın doğu ülkelerine ihraç edilmeye başlandı. Artık, sanayi yatırımları birbirini izliyordu. Daha sonra, Bozkurt Mensucat, Demirdöküm, Türkay, Aygaz, Gazal, Türk Elektrik Endüstrisi, Siemens ile kablo fabrikaları kuruldu ve FIAT lisansıyla traktör üretimine geçildi. 1956 başlarında, Ford’un 34 yakın doğu ülkesi acentaları arasında açtığı yarışmayı, Ankara Acentesi olarak Koç kazandı. Amerika’ya davet edildi. Bu yolculuğa Bernar Nahum ve Kenan İnal ile birlikte çıktı. Bernar Nahum’la birlikte geliştirdikleri plan, Türkiye’de otomobil endüstrisinin kurulması, bunun için de önce montaj endüstrisinin başlamasıydı. Bir otomobil montaj fabrikası kuracaklardı. Bunun için Başbakan Adnan Menderes’ten, Ford Başkanı Henry Ford H’ye böyle bir yatırıma hükümetin destek vereceğini belirten bir mektup aldı. 9 Kasım 1956’da Ford’la bir araya geldiler. Ardından birlikte yemek yediler. Ama Ford, daha önceki olumsuz tecrübelerinden dolayı, Türkiye’de bir ortak yatırıma girme yanlısı değildi. Ancak, böyle bir işi kredi vererek desteklemeye taraftardı. Vehbi Koç Türkiye’ye döndü, sanayi yatırımları birbirini izlerken, otomobil işini kovalıyordu. Ama Ford’un şartları güç geldiğinden onlardan kredi almadı. Krediyi hükümetten istedi. Kendi başına bu işi başaracağına söz verdi. Yeni fabrikanın adı Otosan olacaktı. Arsa alındı, maki-nalar sipariş edildi. Fabrikaya otomobil acenteleri de ortak edildi. 2 Ağustos 1960 günü fabrika işletmeye açıldı. Birkaç yıl sonra, yerli bir otomobil üretmek için çalışmalar başladı. Bir akşam Ankara’da Otokoç Şirketi’nde olan Bernar Nahum ve Rahmi Koç’un dikkatini, yedek parça almak üzere gelen bir bayiinin pikabı çekti. Araba, saç olmayan bir maddeden, fiberglas – cam elyafından yapılmıştı. Kısa bir araştırmadan sonra, fiberglass için İngiliz Reliant, teknik aksam olarak da Ford ile yerli otomobil üretimi için anlaşma yapıldı. Çalışmalara başlandı.

İşleri artık çok büyümüştü. Türkiye’nin dünya ölçüsünde tanınmış, başarılı olmuş bir işadamıydı. Ancak, kurumsallaşmayı başaramamıştı. En büyük endişesi, mües-seselerinin kendisinden sonra devam ettirilememesiydi. Topluluğun devamını sağlamak, daha randımanlı bir organizasyona ulaşmak, müşterek hizmet ve masraflardan tasarruf etmek, iş arkadaşlarını bünyesine katarak sosyal adalet ilkelerini hayata geçirmek ve topluluğun serbest kalacak varlığını ülke yararına olacak yeni teşebbüslere daha kuvvetle yöneltmek istiyordu.

Şirketler daha fazla büyümeden temellerini sağlamlaştırmak, şirketlerin birbiriyle bağlantısını güçlendirmek, modern yönetim prensipleriyle yönetilmelerini ve en önemlisi sürekliliklerini sağlamak istiyordu. Bazı ülkelerde çok büyük, çok köklü firmaların, kurucularının ölümünden sonra parçalanıp, silinip gitmeleri onu çok üzüyordu. Çocuklarına güveni vardı. Onların devralacakları müesseseleri zedelemeden yürüteceklerinden ve kendilerinden sonrakilere devredeceklerinden kuşkusu yoktu. Ama daha sonraki kuşaklar için şimdiden aynı ümit ve güveni besleyemiyordu. Çözüm kurumsallaşmaydı. Amerikalı bir danışmanlık firmasıyla anlaştı. Uzmanlar geldi, topluluğu inceledi ve bir rapor hazırladı.

Holding Kuruluyor

Şirketlerin Koç Ailesi elindeki hisselerini kurulacak bir holdinge devredilmesiyle, şirketleri bu holdinge ortak etmek, bütün iş arkadaşlarına holdingden pay ayırmak, bu suretle holdinge gerçek ve halka açık bir anonim şirket vasfını kazandırmak en doğru çözüm olarak ortaya çıkmıştı. Ailenin holdingdeki çoğunluk hissesini yönetimde dengelemek için, kurulacak bir vakfa da holdingden hisse vermek ve bu hisseye yönetimde daha kuvvetli bir mevkii ayırmak da devamlılığı destekleyecekti. Ancak holding kurmanın önünde yasal engeller vardı. 1961 yılı başlarında Kurumlar Vergisi Yasası’nda yapılan değişiklikle bu sorun ortadan kalktı. Ve holding projesini, yakın dostu Hu İki Alisbah hazırladı ve danışman firmanın değerlendirmeleri doğrultusunda son şeklini verdi. Holding esas mukavelesi 20 Kasım 1963 günü Divan Oteli’nde kurucular tarafından imzalandı. Kurucu ortaklar şunlardı:

Koç Ailesi’nden; Vehbi Koç, Sadberk Koç, Semahat Ar-sel, Rahmi M. Koç, Sevgi Gönül, Suna Koç, Çiğdem Koç, şirket müdürlerinden; Hulki Alisbah, Dr. Nusret Arsel, Ziya Bengü, Adnan Berkay, İsak Eskinazis, Erdoğan Gönül, Kenan İnal, Can Kıraç, Muhterem Kolay, İsrael Me-naşe, Bernar Nahum, Behçet Osmanağaoğlu, Fazıl Öziş ve Hüseyin Sermet.

Ancak, çok istediği holding esas mukavelesini Vehbi Koç imzalayamadı. O sırada çok önemli bir Avrupa seya-hatindeydi ve onun adına Hulki Alisbah imzaladı.

Artık kurumsallaşmayı başarmıştı. İçi rahattı. Sanki daha hızlı koşuyordu.



1964 yılında Uniroyal Lastikleri’ni Türkiye’de üretmeye başladı. 1966 yılı Şubat’ında, çalışmaları 1960’ların başında başlayan yerli otomobil üretimi konusunda hükümet, imalatın yılsonuna kadar gerçekleşmesi ve 26 bin 800 liradan satılması şartıyla izin verdi. Çalışmalar hızlandı. İlk Türk arabasının adı için 100 bin kişinin cevap verdiği geniş bir anket yapıldı. Ve yılsonunda ‘Anadol’ piyasaya çıktı.

1967’de uzun yıllar planladığı bir yatırımı gerçekleştirdi. Tat Konserve Sanayii’ni kurdu. İlk düşüncesi 1946 yılında ortaya çıkan konserve ve meyve suyu projesi, 21 yıl sonra Heinz firmasının teknik desteği, İsviçre’li Mig-ros, Türkiye Şeker Fabrikaları ve Şeker Sigorta ortaklığıyla hayata geçti. Ardından 1968 yılında İtalyan FIAT firmasıyla anlaşılarak, yeni bir otomobil fabrikası kurulmasına başlandı. Fabrika 12 Şubat 1971 günü açıldı. Yine bir anketle yeni arabanın adı ‘Murat’ olarak belirlendi. 1970’li yıllar ülkedeki çalkantılara rağmen, Koç Holding’in ve Vehbi Koç’un hızlı gelişme ve ‘kök salma’ dönemi oldu. 1972’de yine bir ilke imza atarak, Türkiye’nin ilk dış ticaret şirketi Ram Dış Ticaret’i kurdu. Koç Yatırım ve Pazarlama A.Ş. halka açıldı. Türkiye’nin ilk süpermarketlerinden Migros, Koç Topluluğu’na katıldı. Özel sektörün ilk araştırma geliştirme birimi Koç AR-GE’yi kurdu. 1980’lere gelindiğinde Koç Holding, her alanda büyük yatırımları olan büyük bir topluluktu artık. Ve 80’lerde topluluk ‘olgunluk dönem’ini yaşıyordu. Vehbi Koç, 1984 yılında Koç Holding İdare Meclisi Başkanlığı’nı oğlu Rahmi Koç’a devrederek, aktif olarak yönetimden çekildi. Ama çalışmayı bir an bile bırakmayan bir insan olarak, Koç Holding Şeref Başkanı sıfatıyla çalışmalarını sürdürdü. Ve zamanının büyük bölümünü vakıf ve hayır işlerine yönlendirdi. Ford’la 60 yıla yaklaşan birliktelik, Türkiye’de ilk Ford otomobil üretimini getirdi. Hemen ardından American Express Company ortaklığında Koç Amerikan Bank’la, bankacılık sektörüne girildi. 1990’larda, küçük bir bakkal dükkânından yola çıkan Vehbi Koç, dünya çapında bir topluluk yaratmıştı. Çocukluğunda, evlerde gaz lambaları yakılırdı. Yiyecekler evin en soğuk yerindeki tel dolaba konurdu. Yazın da kuyuya sarkıtılırdı. Bahçelerdeki fırınlarda ekmek, mangallarda yemek pişerdi. Bir yerden bir yere gitmek için ya yürünür ya da eşeğe, ata binilirdi. Çamaşır yıkamak için çay kenarına gidilir, çaydan su alınır, kazanda kaynatılan çamaşırlar yıkanırdı. Mahalle çeşmesinden taşınan suyla bulaşıklar yıkanırdı. Ailece yıkanmak için ocakta su ısıtılır ya da ayda bir hamama gidilirdi. Kışın saç soba kurulur ya da mangal yakılırdı. Temiz hava ancak, açılan kapılardan girerdi. Kış şiddetli olduğu zaman, pencere kenarları hamurla sıvanırdı. Bütün bu anılar, ona insanların ihtiyaçlarının neler olduğunu gösterdi. Ve bu ihtiyaçların giderilmesi yolunda adımlar atarak Türk insanını çağdaş ürünlerle tanıştıran o oldu. Bu çabaları onu dünya çapında ödüllerle tanıştırdı. İşadamı olarak yıllarca Ankara Ticaret Odası Başkanlığı’nı yürütmüştü. Türkiye’nin müteşebbis insanlarına örnek olmuştu. Ve küçük bir bakkal dükkânından bir dünya devi yaratmıştı. 1987 yılında Milletlerarası Ticaret Odası onu ‘Dünyada Yılın İşadamı’ seçti. Ödülünü Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi’den törenle aldı. 1994 yılında ise Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’ndaki çalışmaları nedeniyle Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Planlaması Ödülü’nü Genel Sekreter Boutros Ghali’nin elinden aldı.

Vehbi Koç sadece iş dünyasındaki başarılarıyla öne çıkmadı. Sosyal faaliyetleriyle de örnek oldu. Özellikle Avrupa ve Amerika seyahatlerinde, büyük işadamlarının eğitim ve sağlık alanındaki faaliyetlerle isimlerini ölümsüzleştirmelerinden etkilendi. “İşe başlayıp biraz para kazandıktan sonra, mahallesinde, çarşısında, halk arasında muhtaç olanlara yardım etmekten mutlu olduğunu,” söylerdi. Ve 1948 yılında bir adım atmak istedi. Pek çok kişi cami yaptırmasını önerirken, o yine ‘toplumsal ihtiyacı’ görerek, öğrenci yurdu yaptırdı. Ankara Üniversitesi Vehbi Koç Öğrenci Yurdu 1951 yılında hizmete girdi. 1960 yılında çocuk hastanesi olarak Ankara Valiliği’ne kiraya verdiği binayı, çocuk hastanesi olarak kullanılmak üzere Hazine’ye bağışladı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vehbi Koç Göz Bankası, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Vehbi Koç Kitaplık ve Araştırma Binası, ODTÜ Vehbi Koç Öğrenci Yurdu, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Enstitüsü, Amiral Bristol Hastanesi Vehbi Koç Kanser Pavyonu, Taksim Atatürk Kitaplığı, Vehbi Koç ve Ankara Araştırmalar Merkezi onun sosyal alandaki faaliyetlerinin birer örnekleriydi.

Daha sonra sosyal faaliyetlerini de kurumsallaştırma yoluna gitti. İlk olarak 1967 yılında bir yurt dışı seyahatten aldığı ilham ile çelenk bağışlarını eğitime yönlendirmek üzere Türk Eğitim Vakfı’nın kuruluşuna öncülük yaptı. Ardından 1969 yılında eğitim, sağlık ve kültür alanında faaliyet göstermek üzere Vehbi Koç Vakfı’nı kurdu. Türkiye’nin nüfus ve aile sağlığı sorununu gören Vehbi Koç, 1985 yılında Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nı kurdu ve ölümüne kadar başkanlığını yürüttü.

Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı TEMA’nın bir numaralı kurucu üyesi oldu. Artık sosyal çalışmalarını bu vakıflar aracılığıyla yürütecekti. Bu çalışmalarla 100 bine yakın öğrenci öğrenim imkânı buldu. Tüm bunların ardından Koç Özel Lisesi, Koç Üniversitesi ve Sadberk Hanım Müzesi geldi.

95 yıllık başarılarla dolu bir ömre, çok şey sığdırmıştı Vehbi Koç.

Türk insanının başarı simgesi olmuştu. Türkiye’yi, insanını hep ilklerle, hep çağdaş ürünlerle tanıştırmıştı.

Ülkesinin yaşadığı her aşamanın tanığıydı. Bir Cumhuriyet çınarıydı.

Ülkesiyle var olan, ülkesiyle gelişen, ülkesini geliştiren bir çınar.

“Devletim ve ülkem var oldukça, ben de varım,” diyen bir çınar

Vehbi Koç’tan Gençlere Öğütler

Ailenizi seviniz ve sayınız

Ailenize daima sevgi ve saygı gösterin. Birçok sıkıntılara katlanarak sizleri yetiştiren ana ve babanızın her zaman duasını alınız, her görüşte ellerini öpmeyi unutmayınız. Onların sizden beklediği tek şey güler yüz, sevgi ve saygıdır.

Çok çalışınız

Hayatta başarılı olmuş birçok büyük adamın nasıl yetiştiğini inceledim. Başarılı olmalarının başlıca sırrı çalışmak. Çalışmadan hiçbir işte başarı kazanılamaz.

İyi okuyunuz

Başarılı olmanız için iyi bir öğrenim şarttır. Bu devirde kim iyi okur, kim iyi çalışırsa, o başarılı olacaktır. Bu inancı genç yaşta iyice benimseyin, öğreniminiz sırasında yazı makinesinde yazmayı, başta İngilizce olmak üzere geçerli uluslar arası dillerden birini öğrenmeyi ihmal etmeyin. Hayata atılır atılmaz otomobil kullanmayı öğrenin. Otomobili lüks için değil, size zaman kazandırması bakımından tavsiye ediyorum. Hangi memlekette olursanız olunuz, zamanı değerlendirmek ve işinizi daha kısa zamanda bitirmek için bunların bir arada olması gerekir.

Ciddi ve bilgili olunuz

Hangi işte olursanız olun, toplantılara her zaman hazırlıklı gidin. Bir toplantı hangi konuyla ilgiliyse, o konuda okuyun, hazırlanın ve toplantıda görüşünüzü iyi savunabilmek için bunun şart olduğunu iyice bilin. Bilgili olarak yapacağımz konuşmalarla, toplantıya katilanla-rın dikkatini çeker, yükselir ve tezinizi kabul ettirirsiniz.

Karşılaştığım yüksek kademedeki yöneticiler, toplantılarda her zaman sakin ve rahat konuşan insanlardır.

Toplantılarda öz ve alçak sesle konuşun, karşınızdakileri yormayın.

Eğer bir toplantıda görüşülecek konu hakkında bilginiz yoksa ve ilk defa katılıyorsanız, ne olursa olsun konuşayım diye söz almayın.

Randevularınıza çok dikkat ediniz. Başarılı bir işadamına: ‘Başarının sırrı nedir?’ diye sormuşlar: ‘Randevularıma beş dakika evvel gitmektir,’ cevabını vermiş. Eğer olağanüstü bir sebeple gecikecekseniz, en kısa zamanda haber verin, bekleyenleri sinirlendirmeyin.

Ülkemizde randevusuz konuşmalarla, özellikle devlet dairelerinde çok zaman kaybedilmektedir.

20’nci yüzyılda çalışma saatleri belirlidir. Sekiz saat çalışılır. İş saatlerinin boşa gidecek tek bir dakikası yoktur. İyi bir işadamı hangi saatlerde çalışacağını, hangi saatlerde toplantılar yapacağını, hangi saatlerde misafir kabul edeceğini hesaplar, ona göre bir plan yaparak bunları düzenler, saatlerini yazar. Artık bu devirde randevu almadan bir misafirin gelmesi düşünülemez. Yine da bizde hâlâ randevu alamadan gelen misafirleri vardır. Bu misafir biraz hatırlı gönüllü ise, siz işinizi bir yana bırakıp, güler yüz göstermek, kahve, sigara ikram etmek, kalkıncaya kadar ona zamanınızı vermek zorundasınız. Bu haller beni çok sıkar.

Onun için randevusuz bir yere gitmem ve karşımda-kinin zamanını alacak boş laf konuşmadan hangi amaçla randevuyu almışsam, o işi konuşur ve derhal ayrılırım.

Sosyal sorunlarla ve politikayla zamanında ilgileniniz

İşlerinizi aksatmayacak şekilde ülkenin sosyal meseleleriyle ilgilenmeniz şarttır. Her şeyi devletten beklemek yanlıştır. Çok önemli sosyal sorunlarımız ardır. Bu sorunlarda hükümetlere yardımcı ve topluma yararlı olmak gerekir. Ne olursanız olun, topluma yararı dokunmayan insanlara iyi gözle bakılmaz.

1973 yılında, değişik biçimde Üçüncü Dünya Savaşı başlamış bulunmaktadır. İleri giden teknik karşısında hiçbir ulus atom bombalarıyla savaşmak cesaretini gösteremeyecektir. Bunun en büyük örneği Vietnam Savaşı’dır. Sekiz yıl uğraşan, 146 milyar dolar harcayan, 46 bin kişilik bir kayıp veren Amerika atom kullanamamıştır. Bence, Üçüncü Dünya Savaşı ekonomik ve sosyal alanlarda başlamıştır ve devam edecektir.

Bugün dünya, demokrasiyle komünizm arasında bir yol aramaktadır. Bu yolu buluncaya kadar her ülkede çeşitli sosyal sorunlar ortaya çıkacaktır.

Gençlere tavsiyem, Türkiye’nin bu büyük savaştan ayakta durarak sağlam çıkabilmesi için kendilerine düşen görevleri yerine getirmeleridir. İş yapayım, en büyük parayı, en büyük kazancı ben alayım az vergi vereyim, kabuğuma çekilip ülkenin hiçbir sorunuyla uğraşmayayım düşüncesinin zamanı geçmiştir. Ülkesini seven, özgürlük içinde yaşamak isteyen bir işadamı çok çalışacak, yeni iş olanakları yaratacak, kazancına göre vergisini tam verecek, ülkenin sosyal sorunlarıyla çok yakından ilgilenecek, kısaca sosyal adaletin sağlanmasında en büyük yardımcı olacaktır.

Politikaya girmeye karar vermişseniz, bu işi öğreniminizi bitirdikten, askerlik görevinizi yaptıktan, eliniz ekmek tuttuktan ve biraz servet sahibi olduktan sonra yapınız.

Mesleğinize sevgi ve sabırla sarılınız

Birdenbire yükselme hevesine düşmeyiniz. Hangi alanda olursanız olunuz, yükselme kademe kademe olmalı. Böylece hem iyi yetişir hem de üzerinize aldığınız görevlerde başarılı olursunuz. Birden yükselme hevesine kapılıp, çok yer değiştiren insanların başarı kazanmaları çok az görüşmüştür.

Başarılı olmak için sevdiğiniz mesleği seçin. Başarıda meslek sevgisinin çok büyük rolü vardır.

Sinirlendiğiniz zaman gerek kendinizden aşağı, gerekse yukarı kademede bulunanlara veya iş yaptığınız kuruluşlara yazdığınız mektupları derhal göndermeyiz. İşin önemine göre 12, 24 veya 48 saat sonra bir defa daha okuyup gönderiniz. Sinirlendiğim zaman yazdığım mektupları saatler geçtikçe birkaç defa değiştirdiğimi hatırlıyorum.

Daima azimle hareket edin ve işi kazanmaya çalışın. Bir işte dayanmayı öğrenin.

İşlerinizde çabuk kararlar almayın.

Her zaman dürüstü ve saygılı olunuz

Şu arada burada işittiklerinizle bir insan hakkında derhal iyi veya kötü diye karar vermeyin. Hakkında çok söz işittiğim kimselerle konuştuktan sonra düşüncemi tamamen değiştirdiğim çok olmuştur. Birbirlerini çekemeyenleri veya haklı olmadıkları bir işi yaptıramadıklarından dolayı başkalarım kötüleyenleri çok gördüm. Dost sandığım ve önemli mevkide bulunan bazı insanların en küçük çıkarlarına dokunulduğu zaman tutumlarını nasıl değiştirdiklerini görüp şaşırdığım çok olmuştur. Bu gibilerin de bulunduğunu dikkate alarak ona göre adım atmak, ona göre yürümek gerekir.

Hayatta daima açık olunuz. İsteklerinizi içinizden geldiği şekilde anlatınız, karşınızdakine güven veriniz; kapalı konuşup: ‘Acaba bunun altında ne var?’ kuşkusu yaratmayınız.

Bir gün çok önemli bir göreve gelebilirsiniz. En gizli şeylere tanık olursunuz, en gizli bilgiler önünüze gelir ve günün birinde sizi o göreve getiren insanlar düşebilir. Bu bilgileri elde etmek için size birtakım çıkarlar sağlamak üzere teklifte bulunanlar olabilir. Bunların hiçbirine aldanmadan, küçük çıkarlara kapılmadan kendinizi dürüst tutmanız gerekir. Günlük havanın etkisi altında kendilerine verilen sırları satanları, yayınlayanları gördüm. Kamuoyu bu gibilere derhal ölünceye kadar çıkmayacak bir damga vurur.

Olgun ve yararlı olunuz

Hangi meslekte olursanız olun, adam yetiştirin. Bilgilerinizi kendinize saklamayın. Ülkemizin iyi elemana, iyi yöneticilere büyük ihtiyacı vardır.

Üniversiteyle iş dünyası arasında işbirliği kurmanın çok büyük yararları vardır, buna çaba gösterin.

Eğer bir işadamıysanız, daima yeni iş imkânları yaratınız. Her yıl artan nüfus karşısında iş alanlarını çoğaltmak zorundayız. Bütün işlerinizde ‘kazan ve kazandır’ politikasını izleyiniz.

Kendinizden aşağı ve yukarı olanlarla, patronsanız çalıştığınız arkadaşlarla aranızda bir mesafe bulundurunuz. İş arkadaşlarınızla senli benli olmamaya çok dikkat ediniz.

Ne kadar varlıklı olursanız olun, en büyük makama geçseniz bile kibir insana pahalıya mal olur. Servetine, mevkiine dayanarak yüksekten atanları, kafa tutanları, karşınızdakini küçük görenleri de tanıdım. Birçoklarımn sonradan bozulduğu zamanki durumlarını da gördüm.

Hesabınızı biliniz

İşe atıldıktan sonra hayatta ne kadar kazanırsanız kazanın, bütçenizi iyi düzenleyin. Çeşmenin suyunun her zaman gür akmayacağım, bir zaman azalabileceğim, hatta kesilebileceğini hesaba katarak çalışınız.

Ödünç para vermekten kaçınınız. Parayı verirken çok dost olur, büyük iltifat alırsınız, sonra geri almak için çok sıkıntı çekersiniz. Çok ağır sözler işitebilirsiniz. İşleri etkilemeyecek şekilde, iyilik yapmak için ödünç para verdiğim zamanlar olmuştur, sonra bundan oldukça sıkındı çekmişimdir.

Gücünüz yettiği kadar, satın aldığınız malların veya diğer harcamalarınızın bedelini peşin ödeyiniz. Hem böy-lece malı daha ucuza alırsınız, hem de fazla itibar görür, saygıyla karşılanırsınız.

Taksitle mal almak ayıp değildir; amacım, parası olup da aldığı şeyin bedelini iki-üç defa istemeden vermeyen insanlara dikkatinizi çekmektir.

Bir ailede, aile reisinden başka çalışan ve kazananlar olursa; aile reisinin yükü hafifler, o ailenin kazancı artar, geçimsizlik önlenir.

Bazı insanlar ödünç bir şey alır, günlerce unutur, geri vermezler. Karşısındaki utanır, isteyemez, sesini çıkaramaz fakat o kimse hakkında olumsuz bir kanıya sahip olur. Bunun için ödünç şeyin zamanında geri verilmesinde çok dikkat etmenizi tavsiye ederim.

Dostlarınızı iyi seçiniz

İnsanın bir hukukçu, bir politikacı, bir gazeteci, bir din adamı gibi çeşitli iş kollarındaki kimselerden birer samimi dostu olursa, en doğru bilgiyi alır ve yararlanır.

Yazılı bilgiler unutulmaz, not alınız

İşlerinizde aklınıza güvenerek not almazlık etmeyiniz. Birçok işinizi, sözünüzü unutabilirsiniz. Yazılı olursa unutulmaz, sözünüzü yerine getirir, görevinizi zamanında yaparsınız. Ben bundan çok yararlandım.

1930 yılından beri her yıl bir cep takvim defteri alırım. Bu deftere kendimce önemli gördüğüm ülke ve aile olaylarım, önemli iş görüşmelerini yazarım. Bunların hepsini sakladım. Zaman geçince insan birçok şeyi unutuyor, böle bir defter tutmak çok yararlı olabilir.

Zamanında evleniniz

Hangi meslekten olursanız olun, zamanda evleniniz. Evliliğin dışarıda, sağlıklı bir hayatın devamında önemli etkileri vardır. Memuriyette, ticarette, politikada zamanında evlenmemiş birçok arkadaş tanırım. Bunlardan pek çoğu yaşlılıklarında sağlık bakımından perişan oldular. Diğer bir kısmı çok geç evlendi, üstelik genç hanımlar aldılar, hayatları uzun sürmedi; bir kısmı genç hanımlarla evlendikleri için toplum içinde güç duruma düştüler.

Fotoğraf güzel şeydir, yararlanınız

Bizim gençliğimizde şimdi olduğu gibi çocuk doğduğu zaman, her doğum yıldönümünde, okula başlarken fotoğraf çekme âdeti yoktu. Benim fotoğraflarım 15-16 yaşımdan sonra çekilenlerdir, onlardan da elimde hemen hemen hiç yoktur. Evlendikten ve işlerim yavaş yavaş büyüdükten sonra çeşitli vesilelerle çekilen fotoğrafları bir yerde toplamışım, ondan sonra bunlar bir albüme girmiş. Fotoğraf var, tarihi yok, fotoğraf var isimleri unutmuşum, fotoğraf var, ne maksatla çekildiği belli değil. Kısacası bunların niçin ve ne zaman çekildiğini bulmak bir hayli güç oldu.

Fotoğraf güzel bir şey, bir tarihtir. Sizlere tavsiyem, fotoğrafınızın üzerine ne amaçla çekildiğini yazmanız ve güzel bir yerde saklamanızdır. Yıllar geçtikten sonra bakar, zevk alırsınız ve anılarınızı yazmak isterseniz bundan çok yararlanırsınız.





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir